Yazarlar Haccın metafiziği

Haccın metafiziği

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

H.1443/M.2022 yılının haccı için Müslümanlar Medine’ye ve Mekke’ye yöneldiler. Önümüzdeki perşembe günü ise Kabe’de toplanıp Arafat, Müzdelife ve Mina hattında hacca mahsus ibadetleri de ifa ederek hacı olma şerefine erişecekler.

Zikrettiğim mekânlardan uzakta evde oturuyorken hac yazısı yazmanın, oraları tekrar görme süresinin uzamasıyla katlanarak artan bir özlemi dile getirmekten, ilgili anıları harekete geçirmekten ibaret olacağını bildiğim gibi, bu iki esasa tabi olarak yazmanın aslında kendini yazmaktan ibaret olacağının da farkındayım.

Bu nedenle “Ben” demekten korunmak ve beni anlatmaktan kaçınabilmek maksadıyla, şimdi hac ibadeti için mübarek beldede bulunan kardeşlerimden Hacı İbrahim Canatan; gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu; Albayrak Medya Reklam Genel Müdürü Abdullah Hanönü’den tekbir ve telbiyelerinde dil ortaklığı kurmayı, dualarına dâhil olayı, salavatlarına, nidalarına eşlik etmeyi umduğumu belirterek, 2019 yılı haccında Beytullah’ı seyrederken yazdığım –bu sütunda yayımlanmış– şu satırları siz kıymetli okurlarımla tekrar paylaşarak sözümü Haccın metafiziğinde sabit tutmak istiyorum:

“Kabe’nin Yemen cephesine nâzır bir yerden seyrediyorum: Hac vaktinin yaklaşması nedeniyle sayıları gittikçe artan hacı adayları, iğne atsan yere düşmez deyimini doğrulayan bir dolulukta Kabe’yi Tavaf ediyorlar.

Seyreden olarak bana, seyrettiğim Kabe’ye ve onu tavaf edenlere mahsus olmak üzere zaman üç düzeyde akıp gidiyor.

Aslında, sayısal manada elde var bir, ama bizim dünya / zaman ile kurduğumuz ilişkide bu böyle işlemiyor.

Zira, bir nispetten ibaret olan zaman, icat nedeni olan dünyadan başlayıp, genelliğinden hiçbir şey kaybetmeksizin, yeryüzünde her bir varlığa doğru özelleşerek yayılıyor.

Öyle ki, herkes (ve dolayısıyla her şey) kendi zamanını yaşıyor; bir şehrin zamanıyla bir kasabanın zamanı aynı şekilde işlemediği gibi, bir annenin, bir çocuğun, bir kedinin zamanı da benzerlik içine farklılaşıyor. Seyreden (ben), seyredilen Kabe ve Tavaf yoluyla onunla ilişki kuran da aynı şimdide (tek kipte) birleştikleri halde, zamanı kendi cihetlerinden kurarak, açarak, yayarak ve kapatarak yaşıyorlar.

Bu manada, Kabe’nin zamanı, Tavaf esasında, muhatapları bakımından şimdide kurulup, geriye doğru gidilmekle idrak edilebiliyor. (…)

Önce, onun zamanını şimdiden geriye doğru kat ederek idrak etmekten ne kast etiğimizi açmaya çalışalım:

Malum olduğu üzere Tavaf, Kabe sola alınarak (saat yönünün tersine) yapılır. Hacerü’l-Esved’ten başlayan ve yine onda biten bir şavt (hareketi), kalbin onunla kurduğu rabıtayı sabitleyecek şekilde yapılır ki, yedi şavt bir Tavaf’ı oluşturduğundan, bu kendi içinde yedi tekrarla pekiştirilerek gerçekleşir.

Tavaf, genelde haccın tamamı için söylendiği gibi, bir kıyamet provası değildir. O daha çok kozmolojik mütekabiliyetle (meleklerin Beytü’l-ma’mur’daki tavafıyla) ilişkili olduğu gibi, kainattaki kevnî tavaftan da bir karşılık taşır.

Dolayısıyla Kabe’nin zamanı, bizim durduğumuz ve baktığımız yerden, hayata dair (tekvin, halk, din, ibadet anlamı dahil ameller, şeriat üzere sınanma vb.) olgu ve olayları (kısaca hareketi) geriye götürmek suretiyle, zamanı adeta bir film şeridinden tekrar izlercesine, kendi iyiliklerimizden sevinç, kötülüklerimizden üzüntü duyarak yaşama tecrübemize ilişir.

Haliyle ferdi planda Kabe’nin zamanı, Tavaf esasıyla hem unutmaya, hem de unuttuğunun unutulduğu vehmine kapılmaya karşı sarsıcı (hatta kendi eksik, yanlış, şeri sıhhate sahip bulunmayan amellerimiz cihetinden korkutucu) bir itirazdır.

Öte yandan Kabe’nin zamanı, sadece zikrettiğimiz bu sonucu değil, bu sonucu üreten ne-liğimize ve kim-liğimize dair verili (semavi kitaplardaki) bilgiye hangi tekrarlamayla tekrar eriştiğimizi, Hacerü’l-Esved’le musafaha yapmamızda sembolleşen merbubluk (Kâlû belâ’daki rab edinme) ahdimizde ne denli musır olup olmadığımızı da bize gösterir.

Bu yanıyla Kabe’nin zamanı, idraki ancak (Tavaf esasında) kendisi üzerinden yaşanacak bir şimdide, (Allah’ın bilgisinde yer aldığımız andan itibaren) zatımıza mahsus geçmişin ve haberi sadık olarak bize verilmiş bulunulan kadim geçmiş ile halen önümüzde açılmayı bekleyen geleceğin (ölümün, kıyametin, haşrın) iç içe geçtiği, zamanın hemen tüm kiplerinin öncelik ve sonralık ayrımından azade olarak zamansızlık potasında eritilmesinden ibarettir.”

Kıssası (ve buna tabi olarak hikâyesi) çok uzun olan Kabe’nin zamanını Müslümanca bir şuurla, kimliğini tam öğrenmek ve göstermek arzusuyla idrak edenlere ne mutlu!

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.