Her salatalığa tuz olmak

04:0028/06/2015, Pazar
G: 13/09/2019, Cuma
Ömer Lekesiz

Bugün Pazar.Yani küçük burjuvanın keyif günü.O halde gündemin ağır, çok yönlü ve sıkıcı konularından söz etmenin alemi yok.Memduh Şevket Esendal, savaştan çıkmış, yokluk, yoksulluk ve yoksunluk içindeki bir halkın “ağır” konularla daha da gerilmesini değil, tebessüm etmesini sağlayacak şeyler yazmayı tercih ettiğini söyler.O halde bu yazımda olsun onu izleyeyim ve biraz mizah çeşnili (tadımlık-lı), sözlüğe başvurmayı gerektirmeyecek, (iletişim zorunluluğuyla) herkesin bildiği kelimelerden kurulu

Bugün Pazar.

Yani küçük burjuvanın keyif günü.

O halde gündemin ağır, çok yönlü ve sıkıcı konularından söz etmenin alemi yok.

Memduh Şevket Esendal, savaştan çıkmış, yokluk, yoksulluk ve yoksunluk içindeki bir halkın “ağır” konularla daha da gerilmesini değil, tebessüm etmesini sağlayacak şeyler yazmayı tercih ettiğini söyler.

O halde bu yazımda olsun onu izleyeyim ve biraz mizah çeşnili (tadımlık-lı), sözlüğe başvurmayı gerektirmeyecek, (iletişim zorunluluğuyla) herkesin bildiği kelimelerden kurulu bir yazı yazayım.

HDP'yi ele alalım mesela.

Durunuz lütfen, hemen “bu başlı başına ağır bir konu” diyerek itiraz etmeyiniz.

Barajı aşıp, 80 milletvekili çıkarınca kendisini Ortadoğu'nun partisi sanan HDP neden olmasın?

Bundan daha cazip bir mizah mı olur?

Kürtçü parti olarak PKK tarafından örgütlenip, malum ittifaklarıyla “Paralelci Sol-sosyalist” parti unvanını da kazanan bir partiden söz ediyorum.

“Bizim” Sırrı'nın ona yaslanarak, “Çözüm sürecini MHP ile bile yürütürüz” diyecek kadar güvendiği parti.

Bunda ters olan ne var? Sırrı, Sosyalist olarak Kürtçü bir partinin mensubu, eh MHP de Nasyonal Sosyalist olarak Türkçülerin partisi olduğuna göre, bu, kan çekmesi gibi değilse de “ideoloji uyumlu” bir çekim yaratmaz mı?

Bence yaratır.

Ama iş bununla kalmıyor, bu durumda bir “parti” olarak HDP'nin kimliğinde acaip ve garaip bir karmaşa ortaya çıkıyor!

Normal şartlarda, ittifaksız, ittihatsız, gizli ajandasız ve taahhütsüz (kayıtsız) olarak oy oranı yüzde yediden bir gıdım yukarıya Nuh dedirtecek ama peygamber dedirtemeyecek bir parti, altı emanet puanı kapıp, barajı biraz fazla yırtınca, şöyle bir gönül rahatlığıyla gerinmek yerine, artı puanın emanet olduğunu açıklamanın gerilimine düşüveriyor.

Ama bu manada ne söylenirse söylensin, arkadan kabakçı geliyor: “Bu zafer, solun ortak zaferidir. (…) Artık HDP gerçek bir Türkiye partisidir” denildiği anda kandilli bir tokat enseye iniveriyor: “Hop, dur bakalım, neyin partisi olduğuna biz karar veririz.”

Böylece, HDP'nin “başkan bolluğunda boğulan bir parti” olma görüntüsü pekişiyor. Başkan, eşbaşkan, hapisteki başkan, dağdaki başkan(lar)… derken aylardan mübarek Ramazan ve “vur davulcu davulunu…”

“Gerçek bir Türkiye partisi” sözünün üzerinden üç vakit geçmeden Kobani problemi tekrar hortlatılıp, 'Terörist Türkiye' tagı üzerinden “ırkçılığına ve ihanetine sakın ara verme” komutuna “tak!” selam duruluyor.

DEAŞ militanlarının Kürtlerden oluştuğu bilgisi sabitlenip, YPG'nin hangi uzak diyarlı emirler eşliğinde şımararak işleri karıştırdığı fark edilince bir dönüş daha gerçekleşiyor.

Böylece, tüm dünya Kürtlerinin partisi olma iddiası, Türkiye partisi olmanın yerini alarak, ikinci (ırkçı) bir görüntü hakimiyet kuruyor.

“Sol-sosyalistlik” ne oluyor bu arada?

Herhalde olası bir CHP ile azınlık koalisyonunda kullanılmak üzere, buzdolabına kaldırılıyor.

Pazar-lık, yani kolay bir yazı vaadinde bulunduğumdan, kelimeleri zor alana serpmemek için hemen toparlayayım:

Bu durumda, HDP'ye “parti” derken aslında neden söz etmiş ya da etmemiş oluyoruz?

Diğer bir söyleyişle “parti” olduğunu belirten HDP, tedirginlikle arkasına baka baka, topun kime değebileceği korkusu içinde attığı kısa paslarla, nasıl bir siyaset fotoğrafı veriyor?

HDP'nin yukarıdaki halleriyle bize sunduğu mizahı geçelim, gerçekten kendisi “ciddiyetin” neresinde duruyor?

Hayır bu sorulardan da vazgeçiyorum, çünkü bunlar da “ağır” sorular ve dolayısıyla “ağır” cevapları hak ediyorlar.

İşin şenlikli bir tarafı daha var ki, bundan söz ederek bitireyim yazımı:

Haşhaşilerle, arka kapılardan içeri alınarak kurulan ittifaklardan söz ediyorum.

Adamlar, cürüm işleyen elemanlarının salıverilmesini, bankalarının iadesini, dershanelerine kavuşturulmayı, yurtlarındaki sıkışmışlığın çözülmesini, “uzaktaki kara çukur”un milli kahraman ilan edilmesini (lütfen burada gülünüz), birbirlerinin kuyruklarına takılarak dışarıya kaçan elemanlarının rica-minnet geri getirilmelerini bekliyorlar dört gözle.

Bunlar gecikiyor ve Haşhaşilerin seçimden sonraki ilk haftada sergiledikleri pür neşe yerini giderek büyük bir umutsuzluğa bırakıyor.

Elbette kastı ve içeriği ne olursa olsun pazarlıklarda verilen sözler önemlidir. Söz yerini bulmazsa önce hüsran psikolojisi, sonra acındırma tripleri, sonra da gülmece işleri hakim olmaya başlar.

Netekim, her salatalığa tuz olmak kolaydır ama zamanında yenilmeyen salatalık su toplar, cıvır, cıvıklaşır, pörsür ve çöpe atılır.

Kimin, neyin partisi olduğuna bile karar verememiş bir HDP, bunların kararını nasıl verir; bu uğurda gülmece edebiyatımıza neleri kazandırır…

Hep birlikte bekleyip, görelim inşallah.

Hayırlı pazarlar.

twitter.com/OmerLekesiz
#burjuva
#hdp
#Haşhaşiler