
Adam, dünyanın gelmiş geçmiş ne kadar grip mikrobu varsa kendinde toplamış.
Mikrobun etkisiyle burnu patlıcana, gözü kan çanağına dönmüş.
Ayakta durmakta zorlanıyor, parmağınızın ucuyla dokunsanız yerleri yalayacak.
Son bir dirençle öyle bir aksırıyor ki alnınızın tam ortasından çakıyor mikrobu. Siz gayri ihtiyari "n"aptın ya, alenen çaktın mikrobu bize" demek zorunda kalıyorsunuz.
Ama o çarşaf gibi mendilini çıkartıp okkalı bir şekilde hömkürdükten sonra, mikrobun etkisiyle yayılmış yüzüne kondurduğu pişkin bir sırıtışla size "Haydi ispatlaaa" deyiveriyor.
Ona karşı "Ölür müsün öldürür müsün" modunda bir bakış fırlatıp "Lahevle" çekiyorsunuz.
Çünkü yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur.
Adam gerçek, mikrobu sabit, eylemi kati, mikrobunu size bulaştırdığına görenlerin cümlesi tanık ama sizin ona karşı eliniz kolunuz bağlıdır.
Ha, evet "yer misin yemez misin" kabilinden okkalı bir kötek çekebilirsiniz ama adamın hali malum; zaten gebermek üzere, üstünüze kalmasını istemezsiniz.
O halde acilen bir nane-limon içmek için evinizin yolunu tutacaksınız.
Üstelik haklı iddianızda haksız duruma düşmekle başı öne eğilmiş biri olarak yapacaksınız bunu.
30 Mart"ta halkın tekmesini yiyerek yengeçler gibi yürümeye başlayan paralel medya, kendi şerli aklınca yeni bir saldırı türü daha başlattı:
"Bize örgüt diyorlar, ellerinde hiçbir belge yok."
"Birinin liderimiz olduğunu söylüyorlar ama onun adına kayıtlı hiçbir kurumumuz yok."
"Kaset yaptığımızı söylüyorlar, ispat edemediler."
"İsrail dostu olduğumuzu söylüyorlar ama bu konuda bir dosya olsun hazırlayamadılar."
Böylece, size mikrobu alnınızdan çaktığı halde, "Haydi ispatlaaa" diyebilen pişkin ve sırıtkan adamın durumu bu kez toplumsal bir düzeyde tahakkuk ediyor.
Her şeyin apaçık oluşuna aldırmayıp apaçıklık talebinde bulunulan yerde sadece "bulandırma" vardır.
Yoksa onlar da biliyorlar ki, bünyelerinde topladıkları ve başkalarına bulaştırdıkları mikroplar gerçektir.
Ama mikrobun zikredilen hal üzere ispatı olmaz.
Fakat bununla kimi kuşkulu zihinleri bulandırmak mümkündür.
Paralel medyanın yeni saldırısından maksat da budur.
Kimi dünya halleri vardır ki, ya bilinemezlikleriyle bilinirler ya da herkes tarafından bilinmekle "esas" haline gelmiş bir bilinen yoluyla bilinirler.
Örneğin "ABD dünyadaki önemli yöneticileri dinliyor" dediğimizde, gerek teknolojisi gerekse işleyişi yönünden detaylarına vakıf olmamızın mümkün olmayacağı bir gerçekten söz ediyoruz demektir. Çünkü ABD"nin bu konuda dünya kamuoyuna bu zamana kadar verdiği fotoğraf bu bilginin genelleşerek kesinleşmesine sebeptir. Bu bilgi yukarıda belirttiğimiz gibi teknolojiyle ilişkisi televizyon izlemekten ve daktilo niyetine bilgisayar kullanmaktan öte bir bilgisi olmayanlar için bilinemezliğiyle bilinen bir bilgi hükmündedir ki, zaten imkanın (gücün ve sömürgeciliğin) varlığı bu bağlamda mümkün olabilenin düşünülmesini zorunlu kılar. Dolayısıyla "ABD dünyadaki önemli yöneticileri dinliyor" demek de bunun ispatını isteyene "ya sen hadi git yat" demek de sizin için bir hak haline gelir.
"Bilinmekle esas haline gelmiş bir bilinen yoluyla" bilmeye gelince.
Burada emsal, kıyas ve dahası istidlal devreye girer.
Örneğin dünyanın bilmem hangi kuş uçmaz kervan geçmez bir yerinde belediye otobüsünün çarptığı bir kabile şefi için üzüntülerinizi beyan edersiniz de, Açe"de, Mısır"da, Suriye"de, Gazze"de hunharca katledilen canlar için bir kez olsun beyanda bulunmazsınız.
O zaman insanlar bunu emsal edinerek "Yahu, bu adamın inancında bir gariplik, merhametlerinde bir arıza, niyetlerinde galiba bir bozukluk var" deme hakkını elde ederler. Burada hakkınızdaki bilgiyi kuşku yoluyla gerçekliğe aktaran siz olduğunuz için, aksini ispat etmek de size düşer.
Bu konuda kendinizi temize çıkarmadan bir de "Düzen bozucular öldürülmeyi hak etmişlerdir" derseniz bu noktada da "Yahu bu adam zulüm karakterli düzenlere destek çıkmaya cüret edebildiğine göre zalimlerin karındaşı, sırdaşı, tezgahdaşı olmalıdır" kanaatini doğurmuş olursunuz.
Çünkü insan aklı bu durumlarda armut toplamaz, hemen mukayese yapar. Bir olumsuzluğun sebebinin, başka bir olumsuzluğun da sebebi olabileceğini hemen akleder.
Her iki durumda da "Haydi ispatlaaa" diyemezsiniz.
Derseniz alaya alınmakla kalmaz, aklınızın sıhhati konusunda da şüphe doğurmuş olursunuz.
Zaten paralel medyadaki yorumcuların, yazarların ve çizerlerin geldiği son nokta budur.
Hakkaniyet sahiplerinin lugatında buna "mikroplunun mikroplaşması" denir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.