Paralelin paralelinde olmamak

00:005/08/2014, Salı
G: 12/09/2019, Perşembe
Ömer Lekesiz

Ali Bulaç, kendisini "bazı konularda açıklamalar yapmaya davet" ettiğim beş yazımdan hareketle başladığı "muhasebe"sinin ilk kısımlarını yazıya döktü, devamını bekliyorum; onun muhasebesine noktayı koyduğu yerden de ben "muhasebenin muhasebesine" başlarım nasip olursa.Bu yazılı konuşma inşallah hayırlı olur ve umarım ki, İslamcı bir kimlik içinde durulmakla birlikte sıcak olayları zamanında değerlendirme telaşından kaynaklanan tematik farklılaşmaları göz önüne almayanların ya da İslamcılık kimliğinin

Ali Bulaç, kendisini "bazı konularda açıklamalar yapmaya davet" ettiğim beş yazımdan hareketle başladığı "muhasebe"sinin ilk kısımlarını yazıya döktü, devamını bekliyorum; onun muhasebesine noktayı koyduğu yerden de ben "muhasebenin muhasebesine" başlarım nasip olursa.

Bu yazılı konuşma inşallah hayırlı olur ve umarım ki, İslamcı bir kimlik içinde durulmakla birlikte sıcak olayları zamanında değerlendirme telaşından kaynaklanan tematik farklılaşmaları göz önüne almayanların ya da İslamcılık kimliğinin dışında oldukları için sözün sigasını izlemekten, bağlamını takip etmekten aciz olanların desteksiz itirazları da bu sayede sahih bir mecraya oturur.

Ama bundan önce belirlenmesi zorunlu hale gelen bir husus var ki, onu şimdi yazmalıyım.

Ali Bulaç"ı "daha soğukkanlı, daha teennili hareket" edeceklerini umduğu fakat tam aksine "el(ler)ine baltayı alıp savaş meydanına" daldıklarını gördüğü "birçok arkadaş"ından ayrı düşüren (düşündüren) şey nedir?

"Bölge ve Türkiye çerçevesinde içinden geçmekte olduğumuz süreci doğru anlamaya, doğru analiz edip doğru teşhisler koymaya ve çıkış yolları aramaya ihtiyacımız" olduğunu söyleyen Ali Bulaç, süreci de "Türkiye"nin içine girdiği bir türbülansta yaşanan içeriden destekli uluslararası bir kumpas" olarak tanımlıyor.

Bu tanım tam da dananın kuyruğunun koptuğu, Ali Bulaç"ın arkadaşlarından ayrı düştüğü "esas yer"dir.

Türkiye"nin içine girdiği türbülanstan kasıt Libya, Mısır, Filistin, Suriye, Irak ve İran hattında vuku bulan, kısa vadede bir sonuca ulaşması da henüz mümkün görünmeyen olaylar (ve olacaklar) dizisi ise Ali Bulaç konuyu doğru belirliyor ve bunların doğru anlaşılması, analiz edilmesi, teşhise kavuşturulmasıyla ilgili talebinde de haklı görünüyor.

Türkiye özelinde ise "paralel yapı adresli" olan-bitenleri ve halen olabilecekleri "içeriden destekli uluslararası bir kumpas"la ilişkilendirerek Hizmetçilerin yaşadıklarını ve yayabileceklerini bu kumpasın bir işi olarak görüyor.

İşte Ali Bulaç"ı arkadaşlarından ayıran husus budur. O, bu noktada "Cemaat"i "hedef şaşırtma aracı", fonksiyonel bahane" olarak görüp, asıl hedeflenenin "dindarların 100 yıllık mücadele sonucunda toplumsal ve kamusal alanlarda kazandıkları her şeylerini ellerinden almak" olduğuna hükmediyor ve "İrticayla mücadele eylem planını hatırlayalım: AK Parti"yi ve Gülen hareketini bitirme planı. Bu ikisi biterse diğer dini gruplar, tarikat ve cemaatler de biter" şeklinde bir sonuca ulaşıyor.

Ayrı düştüğü arkadaşlarını biraz kenara alıp (ki, ben onun arkadaşı değilim, kardeşiyim) benim Ali Bulaç"tan ayrılışımın da asıl buradan kaynaklandığını söylemeliyim. Hem bu öyle bir ayrılış ki bana can yaktıracak kadar parmak ısırtmakla kalmayıp, beni "Ali Bulaç, yerdeki bir buğday tanesini yüzlerce metre yukarıdan görebilen bir kartal olduğu halde, o buğday tanesinin yanı başındaki kocaman tuzağı nasıl göremiyor" diye hayıflandıran bir ayrılış...

Sözü dolaştırmadan söyleyeyim:

Hizmetçiler, söz konusu kumpasın mağduru değil aletidir; tıpkı Mısır"da olduğu gibi Türkiye"de de yaratılmak istenen kaosun aracıdır. Fizik kaidesidir, içte olan içe çekilmez, dolayısıyla Hizmetçiler bir kumpasın içine çekilmemiş bilakis onun içinde doğrudan ve bizzat ve bilinçli olarak var olmuşlardır.

Bu kanaatimi destekleyen birçok sağlam nedeni bir kenara bırakarak, sadece şu gündelik duruma bakmanın bile Hizmetçilerin kumpastaki yerini ve açık rolünü belgelemeye yeteceğini sanıyorum:

Hizmetçilerin gazeteleri, televizyonları, radyoları, dergileri, megafon tabiatlı abileri son yedi aydır bu ülkenin başbakanıyla ilgili bir tek (Allah rızası için bir tek) olumlu kelime kullanmamışlardır.

Örgütün ürettiği "uzun adam" vb. parola türünden özel düşmanlık tanımları da bir yana "sabık başbakan", "başbakan kaçacak", "yenilgi mukadder oldu", "onu biz bile kurtaramayız" şeklindeki kehanetlerin ardı ardına sıralandığı o malum ortamda nasıl bir oyunun sahnelendiği Ali Bulaç için açık değilse, açık olan nedir?

Geçmişte "Başbakan da mahkemeye gitsin versin bir ifade, ne olacak sanki?" diyenler, bugün dört polis tutuklandı diye hamiyetperverlik, masumiyet destanları yazıyorlarsa ve bu Ali Bulaç"a "ne oluyor?" diye sordurmuyorsa, geriye sorulacak ne kalır?

Hizmetçilerin Gezi"deki rolleri, 7 Şubat, 17 ve 25 Aralık"taki fiili kalkışmaları, tahsil terbiye için onların kanatları altına sığınmış elleri Cevşen"li kızların "Hizmet ablası" namıyla CHP"ye oy dilendirilen siyaset cadılarına dönüştürülmesi... Ali Bulaç"ın basiretini açmıyorsa daha ne açabilir?

Ali Bulaç için Zaman gazetesini haberleri ve yazılarıyla Der Spiegel"a, BBC"ye, CNN"e, malum medyaya sıkı sıkıya bitiştiren tercih "müşterek bir kumpas"ı işaretlemiyorsa, daha hangi işaretin değeri olabilir?

"Bölge ve Türkiye çerçevesinde içinden geçmekte olduğumuz süreci doğru anlamaya, doğru analiz edip doğru teşhisler koymaya ve çıkış yolları aramaya ihtiyacımız" var ise öncelikli olarak Hizmetçileri, onları kumpasın aleti yapanları da şaşırtacak derecede bir kumpas düşkünü kılan ap-açık delilleri görmemiz ve onları her halleriyle iyi okumamız bir zorunluluktur.

Ben Haziran 2013"ten bugüne kadar söz konusu ap-açıklık durumuyla ve belirttiğim zorunluluk kipiyle yazdım.

Mevcut şartlarda paralel olmamanın yeterli gelmediğini, doğru bakış ve doğru analiz için paralelin paralelinde de olunmaması gerektiğini anladım.

Şimdi aynı nedenle ve usülle hepimize doğru ağabeylik ve doğru rehberlik yapmak Ali Bulaç"a düşmektedir.

twitter.com/OmerLekesiz