Paralelsin, paralelsin, paralel!

00:006/05/2014, Salı
G: 12/09/2019, Perşembe
Ömer Lekesiz

Başbakan, Cumhurbaşkanı olursa hak yerini bulmuş, insan-makam-gayret dengesi tahakkuk etmiş olur.Bu durumda birilerinin umduğu, hatta rüyasına yatıp, olumsuz tabirine tutunduğu gibi AK Parti dağılmaz.Yeni yönetici isimlerin, yüzlerin ve yeni tutumların biraz hamlığı olur ama sonuçta onlara da alışılır.Evet, bu potansiyel olanı yansıtan genel tabloya kimsenin itirazı yok.Ama şu kuşku yoğun olarak var: "Başbakan cumhurbaşkanı olursa paralel yapıyla hesaplaşma tavsar."Paralel yapıyla siyasette, bürokraside,

Başbakan, Cumhurbaşkanı olursa hak yerini bulmuş, insan-makam-gayret dengesi tahakkuk etmiş olur.

Bu durumda birilerinin umduğu, hatta rüyasına yatıp, olumsuz tabirine tutunduğu gibi AK Parti dağılmaz.

Yeni yönetici isimlerin, yüzlerin ve yeni tutumların biraz hamlığı olur ama sonuçta onlara da alışılır.

Evet, bu potansiyel olanı yansıtan genel tabloya kimsenin itirazı yok.

Ama şu kuşku yoğun olarak var: "Başbakan cumhurbaşkanı olursa paralel yapıyla hesaplaşma tavsar."

Paralel yapıyla siyasette, bürokraside, emniyette, yargıda, eğitimde hesaplaşılması zorunlu görülmekle birlikte bu hesaplaşma asıl Din açısından elzem görülüyor.

Paralel yapı elemanlarının birbirlerine son gaz niyetiyle üretmeye, tutundurmaya çalıştıkları romantik, içi boş, buram buran reklam kokan tanımlara kimsenin itibar ettiği yok. Bilakis "dava delileri, fedakarlar ordusu" vb. tanımlar samimiyetsizliğin, farklı bir inanışın, yeni bir dinsel yapı oluşturma çabasının karşılığı olarak anlaşılıyor.

Bu bağlamda Başbakan"dan, Allah"ın dininin olası bir tehlikeden, yanlış bir yönelişten korunması yönünde gerçekleşen beklenti, diğer konulardaki beklentiden daha büyük ve çok daha önemli.

Başbakan bunu biliyor. Cumhurbaşkanı olursa bunu bilerek cumhurbaşkanı olacak.

O halde yeni kuşkular üretmeye, var olan kuşkuları büyütmeye gerek var mı, bilmiyorum.

İnandığım şey şudur ki: Allah doğruyu sever ve gayretleri doğruluk olanların yanındadır.

TUHAF BİR SORU

Zamanenin birinden şu tuhaf soruyu okudum: "Bu işin sonu nereye varacak?"

Kendince "mahkemeye" vardırmış işin sonunu ama gerçekleşmiş olanı ısklamak suretiyle vardırmış.

Gerçekleşmiş olandan kastım, meşhur bir üzak-doğu hikayesinde anlatılan şeydir: Muhaliflerin bir davette öyle narin, onca hızlı kılıçlarla kesilir ki boyunları, şafak sökene, eğlence bitene kadar durumlarının farkına varamazlar.

O malum savcı bildiri dağıttığı gün; "alüfte" kelimesi sarf edildiği gün, "beddua" sosyal medya eğlencesine dönüştüğü gün kesilecek kafalar kesilmişti zaten.

Dünya mahkemesi yerine de ahiret sorgusuna kalmıştı kalan.

Ama kendisinin de içinde olduğu bu halin farkında değil söz konusu soruyu soran zamane.

Yoksa şimdiye kadar kırardı kalemini, düşürürdü kendi kafasını ve beklerdi musalla taşını.

Bilen bilir, toprağı bol olasıca bu zamane köklü düşüncelere, haysiyet sahibi insanlara ömür biçmekle, cenaze törenleri hazırlamakla maruf birisiydi.

Başkaları için çok arzuladığı şey gelip kendisini buldu.

Hem de çok mu çok yanlış bir iman içinde ve çok mu çok kötü bir nedenle...

PARALELSİN, PARALELSİN, PARALEL!

Her fırsatta söylüyorum: Ben yarım yüzyıllık ömrümde zamane takiyyecileri kadar pişkin, yüzsüz, mütecaviz, yalaka, yaptığını yapmamış gibi davranan, sövgüsünü övgüymüş gibi takdime kalkışan hiç kimseyi görmedim.

17 Aralık seçim ayarlı darbe kalkışmasıyla birlikte yargısız infazın daniskasını yaptıkları, ayakkabı kutusu vb. simgelerle, montaj kasetlerle insanların şahsiyetlerine, mahremiyetlerine saldırarak hayatlarını kararttıkları halde şimdi hadiseler netleşip, kendileri tuzak kurucuların piyonu olarak tescillenince maruz kaldıkları toplumsal tepkiyi yargısız infaza uğramak şeklinde tanımlamaya çalışıyor, bu yönde merhamet talebinde bulunuyorlar.

Hakikat şudur ki "Merhamet edene merhamet edilir."

Bu ülkede yaşayan her iki kişiden birinin oyunu alan Başbakan"ı, Malezya"ya kaçacağı iddiaları da dahil asılsız, karaktersiz, niteliksiz, düzeysiz haberlerle karalayanlar, başka ülkelerdeki yönetici istifalarını kendilerinin içeriye yönelik talebi olarak manşetlere taşıyanlar şimdi bunların hiç birine tevessül etmemişler gibi yargısız infazdan, kendilerine merhamet gösterilmesinden söz ediyorlar.

Başbakana olan kinlerini küçültücü lakaplarla süsleyenler, şimdi paralel yapının ufukları kapatan bir uydurmadan ibaret olduğundan söz ederek, beş aydır bu millete çektirdikleri ızdırabı, yaşattıkları gerilimi, yalan haber tacizini, yeter ki Ak Parti kazanmasın diye emanetlerine verilmiş genç kızları bohçacılar gibi kapı kapı dolaştırarak CHP"ye oy dilendirdiklerini, "yaptığınız zulümdür, bundan lütfen vaz geçin" denildiğinde pişkin pişkin sırıtarak demokratlık numarasına yattıklarını, Erdoğansız hükumet kurma teklifleriyle siyasi kaos yaratmaya azmettiklerini, çözüm sürecini bitirmeye kastettiklerini unutturmak istiyorlar.

Bu çekirge sendromluların artık sadece kendilerini kandırdıklarını anlamaları, darbe kalkışmasına karşı destan yazan medyayı suçlamaktan vaz geçmeleri kendi yararlarına olacaktır.

Çünkü asıl halk onlara "Paralelsin, paralelsin, paralel!" demiştir.

Halkın diline düşüldüğünde, asıl neye düşüldüğü ise malumdur.

twitter.com/OmerLekesiz