
Geçen gün, polemik yazılarım konusunda düşüncelerine, eleştirilerine önem verdiğim bir dostum, bugün için ne yazacağımı sordu.
Ona, Bejan Matur''un “Hedef gösterenin vicdanı” başlıklı yazısının son paragrafında, şairlik vasfını kullanarak mağdûriyyet, ma''zûriyyet üstünden romantik bir eda ile mahzûniyyet gösterisi yapmasına yönelik bir yazı yazacağımı söyledim.
Buna karşılık, “Yahu” dedi, “Yazılarında hep bizimkilerle uğraşıyorsun, biraz da solcularla uğraşsana; bu gidişle adın sağsavar bir solsevere çıkacak.”
Bejan Matur''un nasıl olup da “bizimkiler”den olduğunu sorma hakkımı saklı tutarak, dostuma, son on yıldır yaşanan kültürel (dolayısıyla sanatsal / edebî) erozyondaki vebalin solculardan çok “bizimkiler”in omuzlarında yüklü olduğunu, bu nedenle onları konu etme zorunluluğu duyduğumu söyledim.
Belli ki, tartışmaya pek istekli değildi, ben de ısrar etmeyince o meşhur Temel fıkralarından birini daha anlatarak konuyu değiştirdi. Dediğim gibi, arkadaşımın düşüncelerini önemsediğim için konu benim zihnime çakılıp kaldı.
Bilgisayarıma kavuştuğumda ilk işim önceki yazılarıma yeniden bakmak oldu. Hemen hepsinde, bana daha çocukluğumda öğretildiği şekliyle sorumluluğun “ben”den başlayarak, aileye, komşuya, semte, mahalleye… doğru genişleme seyrine uygun davranmaya çalıştığımı gördüm; buna göre hata ya da problem içeren bir yargım olmamıştı.
Olmamıştı ama, şu millî felaketimizin fenomeni olan sağcılık kavramını da içerecek şekilde kullandığımız “bizimkiler” sözcüğünden kaynaklanan açık bir sorun vardı yazılarımda.
Kültürel çalışmalar konusunda kendilerini iktidarın “lâzımı” gibi gören sağcıları söz konusu ettiğimde, muhatap kitlem birden büyüyüveriyordu. Örneğin, bir sağcı yayınevine mahsus olması gereken çalışma şeklinden söz ediyordum ama o, bir cemaat yayınevinin çalışma şekliyle örtüşüveriyordu; kültür - yayın projelerine kazanç hırsıyla mal bulmuş Mağribî gibi saldıran bir sağcının halini anlatıyordum ama o, “bizimkiler”den birinin haliyle de örtüşüveriyordu.
Hal böyle olunca, yukarıda zikrettiğim sorumluluk algısıyla, mahallenin kirli işlerini ifşa etmekten, solcuları konuşmaya zaman kalmadığı gibi buna mahsus bir konuşma zemini de zaten oluşamamıştı.
Örneğin, vasat bir edebiyat ilgilisinin bile utançtan yüzünü kızartacak türden Al Yüreğim Senin Olsun, Aynada Batan Güneş, Dallar Meyveye Durdu vb. romanımsıların, mahallemizde hâlâ çok sayıdaki “alıcıyla” buluşturulmasını gündem edinmem gerekliyken, Erguvan Kapısı, Çöplüğün Generali vb. romanlar üstüne eleştiri yazamamıştım.
Mahallemizde Karagöz, Ayburcu, Temrin, Kurtuba, Az Edebiyat, Mor Taka, Sur, Ayraç, İkindi Yağmuru, Bir Nokta, Yüzakı, Yeniyazı, Yolcu, İkindi Yağmuru, Tasfiye, Kuşluk Vakti, Patika vb. dergilere üç beş kafadarın edebiyat macerası olarak ve dudak bükülerek bakılmasını, öte yandan Sızıntı gibi “kitsch” bir derginin binlerce sattırılmasını neden ve sonuçlarıyla birlikte öncelikle konuşmam zorunluyken, Heves, Özgür Edebiyat, Sıcak Nal vb. üstüne konuşamamıştım.
Cizvit papazlarının örgütlenme biçimine taş çıkartacak bir kitap yayın ve dağıtım örgütlenmesinin, has edebiyatın ve düşüncenin üretiminden başka sevdaları olmayan butik yayınevlerini kıskacına alışını, “…etik kurulu” adı altında edebiyattan bîhaber kimselerce oluşturulan gizli kurulların sanatçıların başında Demokles''in kılıcı gibi sallanmakla kalmayıp, onları din istismarcısı yayınevlerinin patronları önünde ceket iliklemeye zorlayışını; Müslüman yazarların kitaplarını satmamak için güya akidevi mazeretler üreten zincir mağazalarının, Müslüman olmayan yazarların kitaplarının satılması için özel bir gayret gösterişini tartışmaktan, Türkiye''de korsancılığı Can Yayınları''nın başlattığına ve meşrulaştırdığına ilişkin iddiaları deşelemeye zaman bulamamıştım.
''70''li yıllarda siyasal zorunluluklarla üretilen “sola karşı birlik” ilkesinin, giderek malum ilkesizliklerden beslenenlerin ellerinde etkili bir sömürü silahına dönüşmesine bakarak söz konusu örnekleri çoğaltmam mümkün. Ama ben yine de “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” diyerek bu örneklerle yetinmeyi tercih ediyorum.
Vatan, millet, sakarya istismarıyla mahallede oluşturulan pisliği halının altına süpürerek gizleme tutumu olarak da adlandırabileceğim söz konusu eğilimler, bilinçli olarak benimsendiği ve yaşatıldığı sürece benim sağsavarlığım ve (güya) solseverliğim de sürecektir.
Bu yüzden güzel mahallemin sorumsuz Müslümanları bir besmele çekerek, sağcı olmadıklarını, onlar gibi davranamayacaklarını yeniden idrak etmedikleri sürece, sağcıların kötü niyet ve maksatlarını söylerken, onların kötü niyet ve maksatlarını da söylüyor olacağım.
Bejan Matur demiştim, şairdi hani.
Nasip olursa, onu da haftaya konuşacağım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.