
İsimlerini zikrederek varlık alanı kazandırmak istemediğim kültürel hegemonistler, Taksim eşkıyasına destek verirlerken o çok üstte tuttukları sanata da kaos ve darbe niyetleri için bir tür binek hayvanı muamelesi çekince daha önce "Sanat bizim neyimize" şeklindeki sorgumu bir de onlara yöneltme ihtiyacı duydum: "Sanat sizin neyinize!"
Bir: Sanat sizin neyinize!
Bir ara, birileriyle Tarlabaşı"ndaki bir sergiyi görmeye gitmiştim. Sergi mekanını ararken girdiğimiz bir sokakta açık yerleri kapalı yerlerinden çok olan, büyük cüsseli, robot yürüyüşlü, travesti görünümlü bir kadınla karşılaşmıştık.
Oraları bilirsiniz, kentsel dönüşüme uğrayan bir yer olmakla mahalle yaşantısının sona erdiği, geçici denetimsizlik yüzünden olumsuz tiplerce işgal edilmiş bir mekandır. Gördüğümüz şeyi de buna özgü bir resim olarak değerlendirip mekanı bulma telaşıyla es geçmiş ve biraz daha yürüdükten sonra nihayet aradığımız yerin garajına ulaşarak oradan ikinci kattaki sergi mekanına erişmiştik.
Biraz önce karşılaştığımız kadını, orada elinde bir şarap kadehiyle tabloları seyre çıkmış görünce, donup kalmıştım.
O kadın sanatttan ne kadar anlıyordu bilemeyeceğim gibi, bu tip yerlere sadece bedava içki bulmak amacıyla gelen biri olup olmadığını da bilmiyorum. Bildiğim, sergi salonlarının bu tip insanların aykırı görünmek bir yana oraların asliyetinden sayıldığı mekanlar oluşudur.
Diğer bir söyleyişle sanatsal özgürlüğün cinsel özgürlükle, dinine kadar içme özgürlüğüyle eşitlendiği bir garip alemdir buralar.
Bu dile getirildiğinde hemen şu itirazı yükseltiyorlar kültürel hegemonistler: "Yaşam biçimimize saldırılıyor, yaşam alanımız daraltılıyor." Bu itirazın bir ciddiyeti yok elbette ama onlar açısından durumun asıl şöyle bir ciddiyeti var:
Güya dışa açılmak, görünmek kastıyla yapılmasına rağmen, bu tür sergilerin aslında tam da içe kapanmak, kamu ilgisinin dışına düşmek şeklinde gerçekleştiği açıkça görünüyor. Üstelik hem maddi (pazara çıkma, satın alınma) hem de moralite (marifetin iltifatla buluşması) açısından bir kısırlığa hapsedilmiş olan bu sergiler dinamik bir işlevin değil, bilakis asıl onlarca kanıksanmış bir işlevsizliğin haberini veriyor.
Bu durum da kültürel hegemonizmin, görünürde reddettiği şeyle zorunlu buluşmasını beraberinde getiriyor: Muhafazakarlaşma! Bu, onlar açısından kendi elleriyle sağladıkları gerçek bir sıkışmanın, daralmanın adıdır.
İşte burada "sanat sizin neyinize" demek gerekiyor. Çünkü fiili olgu sanatı aşmakla kalmıyor, onlar için gerçeği perdeleyen bir göstergeye dönüşüyor.
İki: Sanat sizin neyinize!
Sanat yapmak ve sanat üzerine düşünmek dediğimiz şey, vaktin şahidi olarak sanatın da içinde yeraldığı toplumsal değişmeyi iyi okumayı zorunlu kılar.
Kültürel hegemonizm ise söz konusu değişmeyi, kendi denetiminde olduğu sürece ve sadece kendisinin imtiyazını pekiştirme kabiliyetine göre olumlar. Oysa ki son on yılda yaşadığımız değişmeler ciddi manada –başta kültür/sanat olmak üzere- her türlü imtiyazdaki köklü değişmeleri de içermektedir.
Biliyoruz ki yıllardan beri sanat özelinde halkın beğenisini değiştirmeye yönelik taklide dayalı bir sanat vardır; çok istenildiği halde o sanat halkı değiştirmemiş, bilakis "halkın iradesi" o sanatı da içeren değişmelerin yegane merkezi olmuştur.
Ne demişti Hilal Kaplan: "Direnmek bazen isabetlidir ama sağduyuya direnmek değil." Bu manada halkın beğendiği bir sanat değil, sadece kültürel hegemonistlerin ille de halka beğendirmek istedikleri, değişmesine rıza göstermedikleri bir sanat anlayışıyla karşı karşıyayız.
İşte burada kültürel hegemonistlere şunu da demek gerekiyor: Sanat bir değişim ve açıklık vadettiğine, siz de buna karşı çıktığınıza göre, "Sanat sizin neyinize!"
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.