Sanatın Aşil topuğu

04:001/11/2015, Pazar
G: 13/09/2019, Cuma
Ömer Lekesiz

Sanat, ne kadar seyreltilirse seyreltilsin yine de ağır konu cümlesindendir.Biz de, Yeni Şafak okurlarının sıradan gazete okuru olmadıklarını, dolayısıyla kültür ve sanatı değerli gördüklerini bilmenin verdiği güvenle zaman zaman işleyebiliyoruz bu konuyu.Ama değil mi ki bugün seçim günü. Ak ile karanın belli olacağı gün ve sıradan bir seçim değil üstelik. Bağımsızlığımıza, birliğimize, geleceğimize mahsus bir seçim!Bu nedenle dikkatler ona yöneltilmiş, ilgiler adeta zihin uyarıcı zil sesi olarak

Sanat, ne kadar seyreltilirse seyreltilsin yine de ağır konu cümlesindendir.

Biz de, Yeni Şafak okurlarının sıradan gazete okuru olmadıklarını, dolayısıyla kültür ve sanatı değerli gördüklerini bilmenin verdiği güvenle zaman zaman işleyebiliyoruz bu konuyu.

Ama değil mi ki bugün seçim günü. Ak ile karanın belli olacağı gün ve sıradan bir seçim değil üstelik. Bağımsızlığımıza, birliğimize, geleceğimize mahsus bir seçim!

Bu nedenle dikkatler ona yöneltilmiş, ilgiler adeta zihin uyarıcı zil sesi olarak seçim kelimesinde toplanmıştır.

O halde biz de “Sanatın Aşil topuğu” başlığımızı, içi doldurulması gereken bir zarf olarak almayıp, bizzat onun kendisinin kültürel planda bize nasıl bir seçimi dayattığına birlikte bakalım:

Üç kelime: Sanat, Aşil ve topuk.

Sanat (zanaat, sınaat, hüner, marifet, art), her sanatçıya ve sanatsevere göre bir anlam yüklenmekle çeşitlenip çoğaldığı için, bir tanım altında toplanması mümkün olmayan bir kelimedir.

Çünkü son tahlilde sanat, hâle bağlı olmak bakımından fizikten önce metafizikle ilişkilidir ki, metafizik olanın iç'ten nasıl yansıdığını, nasıl bir gönül toprağından ya da mizaçla bağlantılı olarak a'yan-ı sabiteden neş'et ettiğini dile dökmek, yazıyla sûretlendirmek oldukça zordur.

Aşil (Akhilleus, Akhileus, Achille) ise Homeros'un İÖ 8. yüzyılda yazdığı sanılan İlyada'sındaki, Peleus adlı ölümlü bir baba ile Theis adlı su tanrıçasından doğmakla yarı-tanrı olan savaş kahramanının adı.

Yarı-tanrı ve savaş kelimelerinin biraraya geldiği yerde hemen bir hikaye tahakkuk eder. Aşil'in yüklendiği (temsil ettiği de denilebilir) hikaye, önce bizim Troya'yı mekan edinmesiyle dikkatlerimizi çeker.

Troya kralı Priamos'un küçük oğlu Paris, Afrodit'i en güzel tanrıça seçmesinin ödülü olarak verilen Helena'yı, Sparta kralı Menelaos'la evli olmasına rağmen kaçırır.

Menelaos, Helena'yı kurtarmak için Yunanistan'daki diğer kralların ve yaralanmamasıyla tanınan, üstelik çok da haşin olan Aşil'in yardımıyla, on yıl sürecek Troya kuşatmasını başlatır.

Savaş uzun olunca hikaye de dallanır budaklanır elbette. Böylece Aşil'in serüveni sevgili arkadaşı Patroklos'un, Troya prensi Hektor tarafından öldürülmesi üzerine bir intikam tutkusuna bağlanır.

“Bir gün Troyalılar Yunan gemilerinin ayrıldığını ve kent kapılarının dışında kocaman bir tahta atın bırakıldığını fark eder. Troyalılar içinde Yunan askeri bulunduğundan habersiz olarak, bir sunu sandıkları atı sürükleyip Troya'ya götürür. O gece askerler atın içinden çıkar, Troya kapılarını açar ve kent düşer. Ne var ki, izleyen çatışmada Akhilleus vücudunun yaralanabilir tek kısmı olan topuğundan bir okla vurulup, ölür.” (Christopher Dell, Mitoloji, YKY, İst., 2014)

İşte Aşil'in can-damarı olan topuk (bağı: kiriş, tendon) böylece gündelik dilde tedavüle girer; “bir meselenin suret ve siretini belirleyen ana esas” olma içeriğini yüklenerek deyimleşir.

Sanatın Aşil topuğu
dediğimizde, bizim içinde durduğumuz ve dolayısıyla sizi de içine çektiğimiz hikayeler, çağrışımlar ve yönelimler kısaca bunlardır.

Masumane bir ihtiyaçla oluşturduğumuz bir cümle, bizi, dilin hiç de masum olmadığına, kelime(ler)in bir düşüncenin, tutumun, dünya görüşünün beyanı söz konusu olduğunda hiç de sözlükte durdukları gibi durmadıklarını anlamaya götürür.

Dil, enfeksiyon yoluyla bulaşan (yayılan) kültürlerin en önemli aracıdır. Bu yüzden Sami kökenli ve bizim gibi göçebe toplumlarda

dilin söz ile sınırlandırılması ve yazıya aktarılmaması benimsenmiştir.

Çünkü zikredilen etki söz ile uçabilmekte ancak yazılı hale geldiğinde geleceğe de ağacak şekilde kalıcılaşmaktadır.

Nitekim “Sanatın Aşil topuğu” dediğimizde, kendimizi insan-biçimli tanrılar, tanrıçalar, tanrı-insan evlilikleri ve yarı tanrılar / tanrıçalar meselesiyle Yunanî bir zihniyetin içine çekmiş, doğrudan burada mevzilenerek konuşmuş olduğumuz gibi, okurumuzu da o zihniyetten doğan kültürü öğrenme yönünde tahrik etmiş oluruz.

Yine bu durumla, yazı başlığımızda sanatı ilk kelime olarak kullanmamıza rağmen, onu geri plana itmiş, Aşil'in serüveniyle akıbetinden hareketle, Odisseas'un zihniyet ve kültür kurucu hikayesini öne almış, doğrudan onu mekan tutmuş oluruz.

Birileri bu belirlemelerimizden hareketle, “evrensel bilgiye kapanma”yı salık verdiğimizi düşünebilir.

Hayır, niyetimiz elbette bu değildir.

Niyetimiz, evrensel bilgiye (onun araçları olarak efsanelere, mitlere) yaslanma imkanını kullanırken, dilin yılansı – yalansı kabiliyetinin ve onunla gerçekleşen kültürel enfeksiyonun bilincinde olunmasına dikkat çekmektir.

Tıpkı, çocuklara dili öğretirken, “Ali camiye gitti” ile “Ali sinemaya gitti” denmesi arasındaki kapatılması imkansız büyük kültürel farkın bilinmesinde olduğu gibi…
#sanat
#aşil tendonu
#Christopher Dell
#Paris
#Afrodit