Tarihî şuursuzluk karşısında tarihin tanıklığı

04:0010/10/2024, Perşembe
G: 10/10/2024, Perşembe
Ömer Lekesiz

Son yirmi bir yılda TBMM’de yapılan gizli oturumların ağırlıklı olarak Güneydoğu sınırlarımızdaki terörü önlemek ve yurt dışına asker göndermekle ilgili olduğu malumdur. Son oturum da yine bu maksatla yapılmış olup, İsrail’in saldırıları ve Orta Doğu’daki gelişmeler hakkında TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, “Milli güvenlik sorunu olarak gördüğümüz İsrail’in bölgedeki yayılmacı politikalarına karşı TBMM olarak birlik beraberlik içinde emin adımlarla ilerlemeliyiz.” vurgulu açış konuşmasını takiben

Son yirmi bir yılda
TBMM’de
yapılan
gizli
oturumların
ağırlıklı olarak Güneydoğu sınırlarımızdaki terörü önlemek ve yurt dışına asker göndermekle ilgili olduğu malumdur.

Son oturum da yine bu maksatla yapılmış olup, İsrail’in saldırıları ve Orta Doğu’daki gelişmeler hakkında TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un, “Milli güvenlik sorunu olarak gördüğümüz İsrail’in bölgedeki yayılmacı politikalarına karşı TBMM olarak birlik beraberlik içinde emin adımlarla ilerlemeliyiz.” vurgulu açış konuşmasını takiben Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler Meclis’i bilgilendirdiler.

PKK terör örgütünün siyasi uzantısı olan parti ile onun müttefiki olan ana muhalefet partisinin bulunduğu ortamda kim neyi ne kadar konuşabildi bilmiyoruz, 10 yıl boyunca da bilemeyeceğiz.

Bu gizli oturumla ilgili olarak bizim dikkatimizi çeken asıl şey ise ana muhalefet partisi başkanının oturum sonrasında sarfettiği şu sözlerdir:

“Biz kapalı oturumda (…) akşam haber kanallarında dış politika konuşanların, askeri strateji konuşanların verdiği bilgilerden bir fazlası söylenmedi. Türkiye, Erdoğan’ın söylediği sözden endişe etmesin, anlattıklarının altını dolduracak bir şey yok, bilmediğiniz bir şey yok. Bugünden yarına Türkiye’ye saldıracaklarına dair hiçbir şey yok. Erdoğan o sözü Türkiye’nin en çok konuşulan konusu yoksulluk, işsizlik, geçim sıkıntısı olduğu için, Türkiye bunları konuşmasın diye İsrail Türkiye’ye saldıracak lafını attı.”

Bu sözlerden görülen odur ki, ana muhalefet partisi başkanı
PKK’nın
uzantısı olan partiyle ittifakını sürdürdüğünden, Güneydoğumuzda teröristlere karşı anbean sürmekte olan mücadele ile
ABD-İsrail
i’nin
Sykes-Picot 
Antlaşması’nı yeniden diriltme çabalarını göremediği için, yanı başımızdaki büyük tehlikeyi salt parti rekabetine indirgemek suretiyle tarihî şuursuzluğun tipik bir örneğini vermiştir.
Son tahlilde
tarih şuuru
ndan yokluğu ifade ediyor olsa da
tarihî şuursuzluk
tarihten ibret almaya kapalı olmaktır. Oysaki tarih ibret almaktan da öte örnek alınmak için vardır ve bu esasta tarih hemen her kavmin doğru ve yanlış işlerinin tekrarından ibarettir.

Öte yandan tarih, arketipler üzerinden işler ve kadim kavimler -isteseler de istemeseler de- önceki kuşakların sadece geleneklerini değil, dostlarını ve düşmanlarını da miras alırlar. Çünkü adalet ve zulüm asla unutulmaz; zalimin döktüğü kan asla uyumaz.

Nitekim önce Endülüs Müslümanlarına karşı 1085’te Toledo’nun işgaliyle başlatılan ve on üç yıl gibi kısa bir süre sonra bizim topraklarımıza uzanarak ilki Kudüs’ün işgaliyle sonuçlanan Haçlı seferlerinin, 1444’teki
Varna Haçlı Seferi’yle
tamamlandığını sanmak gafletten, dalaletten, idraksizlikten, kısaca tarihî şuursuzluktan başka bir şey değildir. Bizim atamız Selçuklulardan emanet aldığımız Haçlı tehlikesi bugün de aynı şekilde devam etmektedir.
Bu konuda dünden bugüne hiçbir şeyin değişmediğine dair
Ali Muhammed Sallâbî’nin Selçuklular –Batıni Fitnesine ve Haçlı Savaşına Karşı Bir İslami Mücadele Projesinin Doğuşu
adlı kitabından şu birkaç paragrafı okurlarımızın dikkatine sunalım:

“Haçlılar kendilerini başarıya götüren her bir sebebi imkân nispetinde kullandılar. Bunlardan biri de bu imkanlar nispetinde İslam âlemini birbirinden uzak tutmaktı.

Zira bu, Müslümanların bir bütün halinde karşı koymalarına mani oluyordu. Bu sebeple önce iki İslâmî bölge arasında bulunan stratejik öneme sahip mıntıkaları ele geçirmeye çalıştılar.

Irak ile Şam beldelerinin arasında bulunan Urfa bunun bir örneğidir. Daha sonra Şam’ın güneyindeki Kerek ve Şevbek’in ele geçirilmesi de Mısır ile Şam beldeleri arasında irtibatın kesilmesini hedefliyordu.

Bunlar tabii coğrafya ile ilgili çalışmaları. Beşerî coğrafya üzerinde de çalışmalar yaptılar ve o bölgede yaşayan Müslümanlar arasındaki ırkî ve mezhebî mücadelelerini teşvik ve tehditle körüklediler. Bölgedeki bazı güçlerle diğerlerine karşı ittifaklar kurdular. Şiî ve Sünnî çatışması onlara bu hususta yardımcı oldu. Yine bölgede yaşayan Hıristiyan azınlıklarla ittifaka girdiler ve onlarla birlikte bölge halklarına karşı mücadele ettiler. (…)

Haçlı güçleri kendilerini (…) Hıristiyanların müdafileri olarak nitelendirdiler. Hatta Haçlılar Selçuklu tehlikesine karşı Bizans’a yardım etmek üzere geldiklerini ifade ettiler. Yine İslam topraklarına karşı Haçlı seferlerini doğulu Hıristiyanları Müslümanların tasallutundan kurtarmak üzere gerçekleştirdiklerini söylediler.” (Trc.: Şerafettin Şenaslan – Necmeddin Salihoğlu, Ravza, İstanbul 2024)

Bu kez de
Yahudilerin güvenliğini sağlama
bahanesiyle Filistin’de tekrar çöreklenmeye çalışan Haçlıların hiç unutmadıkları bir şey ise bizim
Müslüman Selçukluların torunları ve Alp Arslan’ın askerleri
olduğumuzdur.
#tbmm
#siyaset
#Ömer Lekesiz