Z Dergi: Yetmez ama evet

04:001/10/2017, Pazar
G: 18/09/2019, Çarşamba
Ömer Lekesiz

Zeytinburnu Belediyesi’ninZ Kültür Sanat Şehir Mevsimlik Tematik Dergisi’ni görenler, yazımın başlığına itiraz edeceklerdir.Haksız da sayılmazlar hani: İlk bakışta, 23.5 x 32 cm ebadında, Enzo Vivid kağıda iyi fotoğraflarla ve okunaklı karakterlerle basılmış, grafik-tasarımı son derece özenli, 464 sayfalık bir dergi için “yetmez ama evet” denilmesi biraz zor görünüyor.Üstelik genel yayın yönetmenliğiMuhammed Nur Anbarlıtarafından üstlenilmiş, yayın kuruluAykut Ertuğrul,Erdem Ziya İskenderoğlu,İrfan

Z
eytinburnu Belediyesi
’nin
Z Kültür Sanat Şehir Mevsimlik Tematik Dergisi
’ni görenler, yazımın başlığına itiraz edeceklerdir.

Haksız da sayılmazlar hani: İlk bakışta, 23.5 x 32 cm ebadında, Enzo Vivid kağıda iyi fotoğraflarla ve okunaklı karakterlerle basılmış, grafik-tasarımı son derece özenli, 464 sayfalık bir dergi için “yetmez ama evet” denilmesi biraz zor görünüyor.

Üstelik genel yayın yönetmenliği
Muhammed Nur Anbarlı
tarafından üstlenilmiş, yayın kurulu
Aykut Ertuğrul
,
Erdem Ziya İskenderoğlu
,
İrfan Çalışan
,
Murat Dinçer Çekin
,
Murat Gür
,
Süleyman Berk
,
Süleyman Faruk Güncüoğlu
gibi sanat ve yayın dünyamızın birikimli ve çalışkan isimlerinden oluşturulmuş ise...

Anbarlı’yı
Matbuat
’tan hatırlıyorum. Orada da genel yayın yönetmeniydi ve farklı grafik tasarımı, tipografisi, zengin içeriği ve kitap - yayın bilgileriyle, mahallemizi
ilk defa
farklı, eli yüzü düzgün bir mevkuteyle buluşturmuştu.
Z Dergi’nin sahibini yukarıda söylemiştim. Dolayısıyla sunuş yazısı da Başkan
Murat Aydın
’nın imzasını taşıyor. Başkanımız, hayata hep umutla bakan biri olması hasebiyle, bu projeyi de sanat ve kültür adına güzel vaadleri eşliğinde, özlenerek izlenilesi bir umuda eklemliyor.

Anbarlı’nın editöryal yazısında ise ilk sayının içeriği şöyle çerçeveleniyor:

“Dergimiz, ‘kültür-sanat-şehir’ kavramlarına odaklanan tematik bir dergi. ‘Tematik’ format, ele aldığı bir kavramı her yönüyle ve derinlemesine inceleyen, minimalist, ayrıntıları yakalayan bir format ve modern dergicilik açısından geniş imkanlar sunuyor. ‘Bitki ressamlığı’, tarih içinde geriye doğru giderek karakteristik örnekler sunan, kendi tarihi ve kültürel arkaplanımız içindeki gelişimi öykülendiren, ardından nihayet günümüzdeki durumu anlatan bir akış içinde hazırlandı.”

Benim “yetmez ama evet” şeklindeki itirazi kabulüm, işte tam bu noktada başlıyor.

Z’nin 345 sayfası bitki ressamlığına, kalanı ise şehir–mimari konusuna ayrılmış.

Bitki ressamlığının tarihi ve Türkiye florası verildikten sonra, bu tema bahçeden arkeolojiye, kitap sanatlarından saray, çeşme, mezar taşı ve camilerdeki çiçek bezemelerine, ferman ve beratlardaki çiçeklerden, kilimlerdeki çiçeklere, hayat ağacı simgeciliğinden, modern mimarideki bitki çizimlerine kadar zengin ve muhtelif başlıklar altında incelenerek, Müzehhib Kara Memi, Ali en-Nakşibendi er-Rakım ve Cahide Keskiner hakkındaki dosyalarla, literatür bilgileriyle tahkim edilmiş.

Konu çeşitlendirmesi ve yazı başlıkları oldukça zengin, zengin olmasına da, yazıların büyük bir bölümünün içeriklerinde bir kekrelik (daha açık söyleyişle yetersizlik) var.

Buna (diğer yazıların kalitesine emsal teşkil etmeyeceğini özellikle belirterek) bir örnek vermekle yetineceğim:

Nurhan Atasoy
’un,
Osmanlı’nın Çiçekleri
başlıklı yazısı.
Resimler dahil 14 sayfayı kaplayan bu yazıya mahsus 69 dipnottan 56’sı aynı yazarın,
Hasbahçe-Osmanlı Kültüründe Bahçe ve Çiçek
adlı kitabına ait.

Bu, şu demek: Atasoy, yeni bir yazı yazmamış, daha önce yaptığı çalışmayı özetlemiş! Dolayısıyla söz konusu yazı, müstakil bir dergi yazısı gibi durmuyor ve hiçbir yeniliği de ihtiva etmiyor.

Bundan da önemlisi, Anbarlı’nın yukarıdaki “tarih içinde geriye doğru giderek karakteristik örnekler” sunma vaadinin içi de maalesef gereğince doldurulamıyor.

Çünkü,
Doğan Kuban
’ın Divriği kitabındaki kelimeleriyle, sanatta (özellikle de mimarideki bitkisel bezeme sanatında) “Tuğrul Bey’den sonra bir yüzyıl boyunca yeni bir politik egemenlik yapısı içinde etkili olan bir değişme ortamı şekillenmişti. Yeni egemenlik (...) farklı bir etkileşim mekanizmasını oluşturuyordu. Bu etkileşimde hem İslam’a mal olmuş eski katmanlar, hem yeni fetih bölgeleri kültürleri hem de göçer gelenek ve duyarlılıkları birbirine karıştırılıyordu. Bu karışımın bir sentez haline dönüştüğü bölgeler ve durumlar da vardı, seçmeci süreç ve ürünler de vardı. Örneğin 12. yüzyıl Selçuklu mimarisi İran’da, yeni bir sentez yaratmıştır. Oysa Anadolu, Osmanlı dönemine kadar bir senkretizm sergiler. Çünkü birincisinde, dörtyüz yıllık bir İslam ülkesi ve o yöre halkının yerleşmiş gelenekleri söz konusudur. Orta Asya ve İran’da senteze ulaşmıştır. Fakat Anadolu’da, yeni fethedilmiş bir Hıristiyan ülkesi ve saf göçer katmanlar söz konusudur. Anadolu bu nedenle yeni denemeler ülkesidir.”

Oysa ki, biz söz konusu senteze dair hemen hiçbir şey okumaksızın, temellendirilmemiş bir senkretizmin içine yuvarlanıyoruz.

Çin, Japon, İran, Avrupa (ne alaka ise Avustralya, Şili) bitki ressamlığı üzerinde duruluyor ama, aynı zamanda Selçuklu sanatının havzasını oluşturan Doğu Türkistan, Afganistan, Kuzey Hindistan, Kafkasya, Doğu ve Güney Anadolu, Mezopotamya ve Suriye sanki kedilere yediriliyor.

Haliyle ben de “Z dergi: Yetmez ama evet” diyorum.

Evet
, çünkü Başkan Murat Aydın’ın Z ile ilgili has niyetinden ve Anbarlı ile ekibinin sonraki sayılarda gösterecekleri dikkatten yana umutluyum.
#Zeytinburnu
#Z Dergi