Atatürk"ü 3 gün uğraştıran yemin

00:0012/07/2011, Salı
G: 4/09/2019, Çarşamba
Osman Özsoy

12 Haziran seçimlerinin üzerinden tam 1 ay geçti. CHP''nin seçimin ardından kendi elleri ile ürettiği yemin krizi, içine düştükleri kuyudan AK Parti''nin el atıp çıkarmasıyla dün sona erdi.Tam da şu satırları yazıyı yazdığım dakikalarda, eski YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan yemin ediyordu. Ardından bir başka CHP''li vekil, onun hemen ardından da Deniz Baykal kürsüye geldi.Yemin metnini okumayı bitiren CHP''li vekillerin "oh be..." der gibi halleri vardı. Üstlerinden büyük bir yük kalkmış gibi

12 Haziran seçimlerinin üzerinden tam 1 ay geçti. CHP''nin seçimin ardından kendi elleri ile ürettiği yemin krizi, içine düştükleri kuyudan AK Parti''nin el atıp çıkarmasıyla dün sona erdi.

Tam da şu satırları yazıyı yazdığım dakikalarda, eski YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan yemin ediyordu. Ardından bir başka CHP''li vekil, onun hemen ardından da Deniz Baykal kürsüye geldi.

Yemin metnini okumayı bitiren CHP''li vekillerin "oh be..." der gibi halleri vardı. Üstlerinden büyük bir yük kalkmış gibi görünüyordu.

CHP''li vekillerin gözü şimdi Başbakan Erdoğan''da...

Başbakan Erdoğan''ın, "Gördünüz mü, tükürdüklerini nasıl da yaladılar" şeklinde kendilerine ne zaman çakacağını sanırım büyük bir merakla bekliyorlardır. Başbakan Erdoğan''ı tanıyanlar, uygun zamanı kollayarak sağlam bir atış yapacağını kestirmekte zorlanmazlar. Hele yeni Anayasa sürecine CHP takoz koydukça, Başbakan Erdoğan''ın üslubunu sertleştireceğini öngörmek kehanet olmaz. Başbakan Erdoğan yeri geldikçe bu krize muhakkak göndermede bulunacaktır.

Geçen hafta da
. Eğer Deniz Baykal, "yemin işi ayrı, vekil seçilip Meclis''e gelemeyenlerin durumu ayrı" diyerek, AK Parti ve MHP''li vekillerin yemin ettiği gün kürsüye çıkıp yemin etseydi, diğer CHP''li vekilleri kimse tutamazdı. Baykal bu yöndeki yazımızın üzerinden 4-5 gün geçtikten sonra, "parti olarak yemin etmeliyiz" şeklindeki düşüncelerini paylaşmak üzere CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu ile bir araya geldi ama, artık çok geç kalmıştı.

Siyaset kurdu Baykal bu süreci iyi yönetemedi. Daha ilk gün yemin etseydi, seçimin ardından parti içinde başlayan muhalif hareketin lokomotifi olmakla kalmaz, CHP grubunun büyük bölümünün de desteğini alırdı. Kaset skandalı ile yıpranmış olan imajını, ülkenin hayrını düşünen tecrübeli bir siyasetçi görüntüsü ile kısmen onarma fırsatı bulur, farklı partilerden seçmenlerin de takdirini kazanırdı. Seçimde alınan sonuçtan yeterince memnun olmayan kampanya yorgunu CHP teşkilatları da, bu kararın arkasında dururlardı. Baykal büyük bir fırsat tepti.

Yemin krizi sürecinin kazananı AK Parti oldu. Yemin krizini aşmak için dün imza altına alınan mutabakat metni ile AK Parti, yeni Anayasa hazırlanma sürecinde partiler arası mutabakata hazır olduğu mesajını verdi. AK Parti sürece bir adım önde girdi.

CHP''nin ürettiği yemin krizi bana, Mustafa Kemal Paşa''nın, Sivas Kongresi''nde karşılaştığı ve çözmekte oldukça zorlandığı yemin krizini hatırlattı.

Bilindiği gibi, İttihat ve Terakki Partisi Osmanlı Devleti''ni batıran siyasi hareket oldu. Milli Mücadele''yi başlatan kadroların büyük bölümü de İttihat ve Terakki geleneğinden geliyordu. Fakat halkın bu kadroya hiçbir güveni kalmamıştı. İttihatçılara karşı büyük bir öfke vardı.

O kadar ki, Erzurum Kongresi''nin ilk günü kürsüye çıkan Raif Efendi, İttihatçı olduğu gerekçesiyle kürsüden indirilmiş, kongre üyeleri tarafından İttihatçılara ağır hakaretlerde bulunulmuştu. Bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele hareketinin sekteye uğramaması için, İttihatçılarla aralarında bir bağ olmadığını her fırsatta yansıtmaya özen gösterdi.

Nitekim ''The Times'', 28 Ocak, 1 Şubat, 10 Şubat ve 11 Mart 1919 tarihli nüshalarında, Anadolu''da ittihatçıların hâlâ etkin olduğunu yazdı. Milli direnişi baltalamak ve halk desteğini bitirmek isteyen işbirlikçiler, direnişin önde gelen isimlerinin ittihatçı olduğu propagandasından geri kalmıyorlardı. İstanbul''daki Millî Mücadele aleyhtarı basın da, millî hareketin bir İttihatçı teşebbüsü olduğu yolundaki menfî propogandayı destekliyordu.

Böyle bir ortamda Mustafa Kemal Paşa gelişmelere sessiz kalamadı. Fakat memleketin bir an önce bağımsızlığına kavuşturulmasından başka bir gayesi olmayan İttihat ve Terakki kökenli isimlerle irtibatı tamamen kesmesi de imkansızdı.

Bu nedenle, Sivas Kongresi sırasında, millî hareketin İttihatçılıkla bir alâkası olmadığına dair yemin edilmesi meselesi, kongreyi üç gün uğraştırdı. Sivas Kongresi katılımcılarının hiçbir siyasî fırkaya dayanmadığı, sırf vatanseverlik gayesi ile toplandığı, Türk vatanının kurtarılmasından başka bir amacı olmadığı bir yeminle teyid edilme lüzûmu ortaya çıktı. Sivas Kongresi üyeleri kamuoyuna karşı, "biz sizin kuşku ile baktığınız insanlardan değiliz" deme ihtiyacı hissettiler.

Nitekim kongre üyeleri üç günlük bir çalışmadan sonra, bir yemin metni hazırlayarak oybirliği ile kabul etti. Metin şöyleydi:

"Saadet ve selâmeti vatan ve milletten başka hiçbir maksadı şahsi takip etmeyeceğime, İttihat ve Terakki Cemiyeti''nin ihyasına çalışmayacağıma, mevcut siyasi fırkalardan hiçbirinin emeli siyasîyesine hâdim olmayacağıma vallahi, billâhi..."

O günlerde de kamuoyu, memleketi gereksiz yere geren siyasî çekişmelerden mustaripti. Yemin metni hem kongre delegelerini bir amaçta birleştirmek, hem de hariçdeki propaganda ve telkinleri önlemek açısından faydalı oldu.

CHP, ülkenin 2-3 haftasına mal olan son yemin krizi ile, ülkenin öncelikleri bağlamında hangi konularda yoğunlaştığını bir kez daha gösterdi ve ülkeye zaman kaybettirdi.

Türk siyasi tarihini bilenler, günümüzdeki CHP''nin genetik kodları ile ittihatçı zihniyet arasında bir bağlantı kurmakta zorlanmazlar.

Sık sık ''Yeni CHP'' kavramından söz eden ve 12 Haziran''da seçmenin karşısına bu söylemle çıkan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, CHP''nin yeni vekillerine, "eski CHP zihniyeti ile ilgimiz olmadığına, namusumuz ve şerefimiz üzerine ant içeriz" şeklinde yemin ettirme teşebbüsünde bulunsaydı, nasıl olurdu?

CHP''nin de böyle bir güven tazelemeye ihtiyacı var mı, ne dersiniz?