İstanbul niree Tokyo nire...

00:0015/08/2009, السبت
G: 3/09/2019, الثلاثاء
Osman Tanburacı - Cumartesi

THY''yle Allah büyük dünya küçük işte!Hiç hesapta yokken bir davet geliyor, atlıyorsunuz uçağa gidiyorsunuz Japon''a...Önce Narita sonra ver elini Tokyo...Dünyanın bir ucuna nasıl da gidilir demeyin,THY''yle bir Airbus''lık yol işte!THY, Japon takımı URAWA''ya sponsor olmuş ben de Tokyo''da maça gittim...İkindi vakti Yeşilköy''den 18.00''de biniyorsunuz dev uçağa, on saat yol gittikten sonra iniyorsunuz Narita''ya. Kolunuzdaki saat sabahın 04''ünü gösteriyor ...Ama orada sabahın 10''u...Altı saat

THY''yle Allah büyük dünya küçük işte!

Hiç hesapta yokken bir davet geliyor, atlıyorsunuz uçağa gidiyorsunuz Japon''a...

Önce Narita sonra ver elini Tokyo...

Dünyanın bir ucuna nasıl da gidilir demeyin,

THY''yle bir Airbus''lık yol işte!

THY, Japon takımı URAWA''ya sponsor olmuş ben de Tokyo''da maça gittim...

İkindi vakti Yeşilköy''den 18.00''de biniyorsunuz dev uçağa, on saat yol gittikten sonra iniyorsunuz Narita''ya. Kolunuzdaki saat sabahın 04''ünü gösteriyor ...

Ama orada sabahın 10''u...

Altı saat daha ilave ediyorsunuz kolunuzdaki saate...

Yeşilköy''den kalkıp da yolu yarıladığınızda nazik hostesler hemen pencerelerin storunu çekiyorlar... Hesapta geceye giriyorsunuz uyumanız gerek ama dışarıda gün ışığı var. Rahatsız olmayasınız diye iniyor storlar ve başlıyorsunuz uyumaya...

THY''nin business koltukları sanki gelin yatağı...

Akıllara seza bir dizayn!

Koltuk kendi içinde işlev kazanıyor. Arka sabit, yandaki düğmelere bas basabildiğin kadar. Öne kayıyorsun, arkaya yatıyorsun, kepçe gibi oluyor ya da uzuyorsun. Ayakların havaya dikiliyor, sırtında masaj başlıyor...

Tokyo uzakmış ne gam! THY ile seyahat düğün bayram...

Yemek servisleri leziz... Hizmet emsalsiz...

Gak diyorsunuz su, guk diyorsunuz envai çeşit yemek önünüzde...

Terlikler, çoraplar paket paket. Bir pijama eksik... Yastık ve yorgan maviş maviş...

Önündeki televizyondan istersen uçuş seyret, istersen tak kulaklıkları film seyret.

Müzik de cabası...

Böyle uzak seyahate can kurban.

Urawa-Shimizu maçında yaşadıklarım rüya gibi

Urawa takımının sponsoru THY. Onun da rengi kırmızı-beyaz. Bayrak gibi, Özellikle seçilmiş.

THY''nin sponsor olmaktaki amacı Türk-Japon ilişkilerinde havayolu köprüsü oluşturmak. Çok akıllı bir iş. Dönüşte bizim dışımızda uçağın tamamı İstanbul''a gelen Japonlardı...

Alman Teknik Direktör Engels''in çalıştırdığı Urawa kendi evinde üst üste üç haftadır yeniliyormuş... Dördüncü hafta evindeki maça ben de gittim, yine 1-0 yenildi! Biz de çare olamadık!

Stat, 3. olduğumuz 2002 Dünya Kupası''nda Brezilya''ya 2-0 yenildiğimiz mükemmel stat; Saitama Stadı 63.700 kişilik... Bu sıradan maçta 45.00 kişi vardı...

Aklıma Ali Sami Yen''deki Galatasaray-Fener maçı geldi...

Hayıflandım!

Futbol adına bir tapınak burası!

Centilmenlik adına da ödüle layık insanlar topluluğu...

Maç öncesi etraf panayır yeri gibi. Ne ararsan var. Hepsini fotoğrafladık.

Anne Kuniko ile kızı Yuri''yi birbirinden ayırt etmek mümkün değil. Sarıldım onlara. Kuniko''nun annenannesi Hiroşima''da saçlarını tararken ölmüş! Gençliğine doyamamış zavallı kadın. Savaşların kötülüğünden konuştuk. Bir gün THY ile İstanbul''a gelecekler söz aldım.

Stat önünde; kadın erkek, genç ihtiyar... Yerli yabancı alayı eğlencede... Her yere stand kurmuşlar, yeşil çayına kadar var!.. Gül Allah gül...

Japonlar sevecen ama çekingen. Gözlerinizin içine bakamıyorlar. İki saniye göz göze geliyorsunuz kaçırıyorlar... Her kelimenin sonu uzun hece... Ekmek yok. Suchi var! Soya sosu yemeğin dokusu...

Kavga, hırsızlık, yan bakma, çamura yatma yok!

Stat önü düğün evi. Tek polis görmedim desem yeridir...

Urawa takımı yenildi, maç sonrası bütün futbolcular tribünlerin önüne geldi yerlere kadar eğilip taraftarı selamladılar. Sanki özür dilediler ve çılgınca alkışlandılar!

Hoop yaw!

Bir yerde hem de stadın içinde bir yerde ismi lazım değil bir arkadaş cep telefonunu yemek yediğimiz masada unuttu. Bir saat sonra farkına vardık, koştuk baktık telefon masada aynı yerde durup duruyor...

Tokyo 45 milyon kişi...

Metro bir harika... Bu kadar mı reklam olur trenlerde! Her yerde afiş var... Reklam, reklam, reklam...

Sabahları on-on iki vagonluk trenler yolcu taşıyor, ayakta dahi duracak yer yok!... Tıklım tıklım... Her vagon 300 kişi falan alıyor... Her trende 3000-3500 kişi var ve bu trenler on dakikada bir peş peşe şehre her yerden insan taşıyor...

Tokyo sokakları arı kovanı gibi Japonlar da arı gibi çalışıyor...

İşsizlik yüzde 5 diye hükümet istifa ediyor...

Shinjuku mahallesi ve caddeleri Tokyo''nun aort damarı. İnsanlar sel gibi akıyor. Gençler sokaklarda... Cafeler full çekiyor. Bütün binaların yüzleri reklam panolarıyla kaplı.

Hayret bi şey!...

THY reklamları da var...

Tokyo''dan dostların hepsi Serkan-san

Mihmandarımız Japon Hişrofumi Myoshin. Bülbül gibi Türkçe konuşuyor. Şirin, kibar, sevimli bir Japon. Biz ona kısaca Myo dedik... Spor Müdürümüz Erhan Köknar sıcakkanlılığı ile bütün Japonlarla kanka oldu. Sanırsınız kırk yıllık dostlar. Muhabbet gırla... THY''nin Japonya Bürosu''unda üç Türk var tesadüfe bakın ki üçü de Serkan. Onlara da ''Serkan-san'' dedik hepsi birden dönüp baktılar... Serkan Sönmez, Serkan Ünal, Serkan Gündüz...

Tokyo Kulesi Eiffel gibi...

Meşhur kuleye çıktık, Tokyo''yu tepeden seyrettik! Mükemmel...

Tokyo Valiliği binası göğe merdiven dayamış!

Kare kare fotoğraflar çektik. Teknoloji şehri Tokyo''ya ne yalan söyleyeyim biraz da kibirle tepeden baktık. Ne yani bizim de Boğaz Köprülerimiz var dünyaya bakan!...

Sonra ver elini Asakusa

Tokyo''nun en büyük tapınağı... İki bölümden oluşuyor; Sensoji Temple ve Akasuka Shrine. Sensoji Tapınağı 645yılında yapılmış bir Budist tapınağı, bu tapınağın girişinde 200 metre kadar bir nevi kapalı çarşı var. Ne ararsan var; Kimonolar, Yukatalar, hediyelik eşyalar, yelpazeler, tahta bebekler... İnsan kaynıyor burası.

Unutmadan söyleyeyim Tokyo''da iç turizm felaket! Yabancıdan çok Japonlar yer değiştiriyor Japonya''da... Tokyo her daim kalabalık...

Yolun sonunda sizi 5 katlı ''pagodas''ı ile Asakusa Tapınağı karşılıyor. Bir Şinto tapınağı olan bu bina 1649 yılında yapılmış.

Japonlar; Şinto tapınaklarına ''Shrine'', Budist tapınaklarına ''Temple'' diyorlar.

Bu mekanda dikkat çeken üç şey var;

Gönlünüzden kopan parayı atıp bir kutudan çubuk çekiyorsunuz, onun üzerindeki işareti, karşınızdaki gözlerde buluyor ve o kutudan yazılı niyetinizi alıp okuyorsunuz. İyi ise saklıyorsunuz, kötüyse yanı başındaki dala asıyorsunuz ki rüzgar alsın götürsün!...

Az ileride ''Tütsü Mangalı'' var. Dumanını kokluyor ve istediğiniz uzvunuza doğru savuruyorsunuz ki orası nasibini alsın!

Biraz ötede de ''abdest'' alma çeşmesi var. Budistler orada kepçelerle su alıp arınıyorlar.

Hepsini denedik...

Ginza sanki Rumeli Caddesi

Burası dünyanın en lüks caddelerinden birisi... Sony, Guicci, Matsuya, Dior ne ararsan var...

Satın almak için yürek ister. Çok pahalı. Şöyle bir gezdik, dudaklarımız uçukladı saptık Akihabara''ya geçtik...

Akihabara elekronik merkezi. Sekiz katlı binaların tümü elektronik malzeme satıyor. Yok yok!... Çıldırırsınız... Ama hepsi Japonya uyumlu. Bir kere alayı 110 Wolt. Öyle bizim bildiğimiz gibi bedava değil! Burası elektronik ürünlerin membağı ama çok kazık ve de uyumsuz!

Cep telefonunu satmıyorlar. Hat alıyorsunuz, mükemmel telefonları bedava veriyorlar...

Telefon çalmak yok!. Çalan kullanamıyor hemen devre dışı oluyor.

Velhasıl Tokyo anlatmakla bitmez...

Kalabalık, kalabalık, kalabalık...

Akvaryumda birbirine dolanan Japon balıkları gibi hissediyorsunuz kendinizi bir an...

On iki saatte döndük geldik, saatlerimizi hemen 6 saat geri aldık!

Ne iş?

Kurban olduğum İstanbul cennetsin vallahi...

THY''ye açık teşekkür

Verdiği sıra dışı hizmet için...