
Gazetecilerin tutuklanmasını ne kadar istemiyorsam işsiz kalmalarını da o kadar istemem.
Bir gazetecinin işsiz kalması (yazamaması) da bir tutukluluk halidir.
Sırf bu yüzden, Bekir Coşkun Habertürk''ten kovulduğunda, gelsin bizde yazsın demiştim.
Elbette karar mercii değildim; naçizane dileğimdi bu!
Ne ki, Bekir Coşkun inanmamış, bir gazeteye verdiği söyleşide, "Bakarsınız Yeni Şafak''ta yazarım" yollu istihfaf etmişti.
Halbuki ciddiydim.
Odalarımızı bile yan yana tahayyül etmiştim: Göbeğimi kaşıya kaşıya odasına girecektim. Yüzde olarak (yüzde 58''e yüzde 42) benden küçük olsa da, yaş olarak benden büyük olduğuna göre hep ben ziyaret edecektim. (22 Eylül 2010, Yeni Şafak)
Söz konusu "dileği" dercetmeden 10 gün evvel gerçekleşen 12 Eylül referandumunda yüzde 58 "evet", yüzde 42 "hayır" çıkmıştı.
İçlerinde Bekir Coşkun''un da yer aldığı azgın güruh, yüzde 58''lik kesimi kırsal kökenli cahil cühela, yüzde 42''lik kesimi ise sahillerde mukim okumuş allame tesmiye etmişti.
Çok problemli bir "tasnifti!"
Mesela, Mehmet Altan buna hiç uymuyordu. Hem okumuş yazmış kentli bir insandı, hem de "evet" demişti.
Böylesi örneklerle karşı çıktığınızda, "ortalamayı" kastettiklerini söylüyorlardı.
Sizin anlayacağınız nitelikten bahsedenler nicelik argümanına sardırmakta hiç sakınca görmüyorlardı.
Sahici bir aydının karşısında binlerce yarı aydının hükmü nedir ki? (Hadi sana bir soru Şinasi: Rasim Özdenören''in entelektüel birikimini dengeleyebilmek için normal şartlar altında kaç yüz Bekir Coşkun''a ihtiyaç vardır?)
Gelgelelim, mahut güruhun tasnifi ne kadar saçmaysa sevgili Mehmet Altan''ın "cami- kışla çatışması" da o kadar anakronik.
Geçen gün Taraf gazetesindeki söyleşide, "Batı''da sermaye birikimini imkanlı kılan, üretimi kışkırtan ve bugüne gelmesini sağlayan dinamikler Osmanlı''da maalesef yoktu..." diyordu.
İlk mektep yıllarından itibaren ezberletilen bu paradigmayı, "Osmanlı İmparatorluğu''nda Devlet ve Ekonomi" adlı kitabında Mehmet Genç darmaduman etmemiş miydi?
Osmanlı''daki durumun "dinamiklerin" yokluğundan değil, değer tercihiyle alakalı olduğunu olağanüstü vukufiyetle kanıtlamamış mıydı?
Sevgili Mehmet Altan neden bu hakikatleri görmezden geliyor?
Söz konusu söyleşide demokrasinin temelinde yer alan burjuva - proletarya çelişkisinin Osmanlı''da saray - tebaa şeklinde tezahür ettiğini, Cumhuriyet döneminin de bu çelişkiyi "cami - kışla" şeklinde tevarüs ettiğini belirtiyor.
Gördüğünüz gibi "çelişki" şart; diyalektiğin amentüsü çünkü.
Serada Kürt -Türk çelişkisi üreten bir kısım zevat da içlerinde bir ukde kalan "sınıf çelişkisi" ihtiyacını gidermeye çalışmıştı.
"Kürt -Türk çelişkisi" yerine "cami - kışla çelişkisi" üzerinden nefislerini köreltmeleri bence daha az zararlı olabilir.
Mehmet Altan''ın (Star gazetesinden ayrıldıktan sonra) cami - kışla çelişkisini tedavüle sokması bu bakımdan iyi oldu.
Uzun yıllar (28 Şubat sürecinde sıklıkla cami ile kışla arasında kalmaktan yakınırdı) mahut çelişkiye ara vermişti.
Bir başkasının (diyelim Ertuğrul Beyciğim) aynı "çelişkiyi" dillendirmesinden "Cami arzı endam ediyor, ey kışla nerdesin" anlamını çıkarmak mümkündü.
Lakin mahut "çelişkiyi" dile getiren Mehmet Altan için ise asla ve kat''a böyle bir anlam çıkarılamaz.
İfrat derecesinde müdanasızlığı, hadi lafın düzünü edelim, üstten bakışı birçoğunun tahammül sınırlarını zorlayabilir.
Amma ve lakin herkesin sustuğu netameli dönemlerde yiğitçe sesini yükseltmesi biraz da bu özelliğinden kaynaklanıyor.
"Mehmet Altan Yeni Şafak''ta" şeklinde bir haber duysam inanın sevinirim.
Bu dönemin, "Mehmet Altan''ın yazı yazamadığı bir dönem" olarak tarihe geçmesi, her şeyden evvel döneme haksızlık.
"Ablacığım"ın da yazacak bir mecra bulmasını isterim.
Bu günlerde demokratlığı kimseye bırakmayan köşe yazarları başörtüsü avcılığı yaparken başörtülüleri savunmuştu.
Tamam, "duble yollar" örneğinde olduğu gibi zırvalığın dibini bulmuştu.
Ben de alın ceketinizin yaka cebine koyun demiyorum ya; yazabilecek bir mecra bulsun diyorum, hepsi bu.
En azından bugünlerde "sivil dikta" lakırdısı çıkaranlara yıllarca fark attı.
Mesela, tam 5 yıl önce "cami ile kışla arasında kalmayı" başarmış, 27 Nisan 2007''de "Şimdi Genelkurmay bildirisini öne çıkarıp, bu fetihçi zihniyetin arkasında durmak istemiyorum..." demişti.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.