​ Sömürgecilik dönemi yapıları birer birer yıkılıyor ​

04:0022/06/2020, Pazartesi
G: 22/06/2020, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

Arap milliyetçiliği gibi ideolojik genellemelerin coğrafyamızı ne kadar kuşattığı meselesi tartışmaya açıktır. Arap coğrafyasının sınırlarının belirsizliği Arap milliyetçiliğinin de herhangi bir coğrafî alanla özdeşleştirilmesine imkân vermemektedir. Coğrafî belirsizlik ve farklılaşma ideolojik genellemeyi zorlaştırmaktadır. Geniş bir coğrafyayı sadece dil üzerinden bir kategoriye dâhil etmek kolay olmasa gerek. Bu sebeple Soğuk Savaş döneminin genelleyici yapay kategorileri açısından Libya merkezli

Arap milliyetçiliği gibi ideolojik genellemelerin coğrafyamızı ne kadar kuşattığı meselesi tartışmaya açıktır. Arap coğrafyasının sınırlarının belirsizliği Arap milliyetçiliğinin de herhangi bir coğrafî alanla özdeşleştirilmesine imkân vermemektedir. Coğrafî belirsizlik ve farklılaşma ideolojik genellemeyi zorlaştırmaktadır. Geniş bir coğrafyayı sadece dil üzerinden bir kategoriye dâhil etmek kolay olmasa gerek. Bu sebeple Soğuk Savaş döneminin genelleyici yapay kategorileri açısından Libya merkezli gelişmeler şaşırtıcıdır. Türkiye’nin desteği coğrafyada heyecan uyandırırken Mısır, Suudî Arabistan ve BAE’nin Darbeci Hafter’i desteklemesi geçen yüz yılda oluşan kategorileri geçersiz kılmaktadır. Türkiye Arapça konuşulan bir ülkeyi desteklerken Arap ülkeleri Fransa’nın desteklediği bir darbecinin yanındadır. Arap milliyetçiliği bağlamında Osmanlı geçmişinden hareketle Türkiye’ye yöneltilen yapay öfke, kalıcı sonuçlar üretmemiştir.

Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra bağımsızlık savaşı veren Libya, Cezayir, Fas ve Suriye; Arap coğrafyasının bir parçası olarak düşünülmesine rağmen Mısır, Suud ve BAE’nin bulunduğu cephede değildir. BAE ve Suudî Arabistan tarafından kurulan Türkiye karşıtı cepheye Mısır’ın ne kadar gönüllü dâhil olduğu şüphelidir. Lübnan’da olduğu gibi Osmanlı ve Türkiye karşıtlığının Arap coğrafyasının bütününe hitap edemediği de çok açıktır. Türkiye aleyhine yapılan açıklamalar Lübnan’da bile tepkiyle karşılanmıştı. BAE ve Suudî Arabistan da Türkiye karşıtlığını siyasî bir davranışa dönüştürmek istemiş fakat bunu başaramamıştır.

Lübnan örneğinde olduğu gibi Türkiye karşıtlığının ideolojik bir görüş seviyesine yükseltilmesi Batı emperyalizmi ile doğrudan ilişkilidir. Elbette birtakım yerel dinamiklerin varlığı inkâr edilemez fakat bunlar yerel sorunlar mesabesindeydi. Batı’nın iktisadî, siyasî ve dinî etkilerinin artmasıyla birlikte bu sorunlar yerel olmaktan çıkarılarak uluslararası rekabetin aracı konumuna yükseltildi. Türkiye’nin Ortadoğu coğrafyasından uzaklaştırılması birtakım sonuçlar doğurdu fakat şartların değişmesiyle birlikte bu sonuçlar kalıcı olmadı. Suriye, Mısır, Somali, Sudan, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ta Türkiye ve Erdoğan sevgisinin görünür hâle gelmesi sıradan bir durum değildir. Lübnan Cumhurbaşkanı’nın Osmanlı aleyhine sarf ettiği sözlere özellikle Lübnan’dan ve Arap coğrafyasından tepkilerin yükselmesi sömürgecilik dönemi alışkanlıklarının temelinden sarsıldığını gösterir.

Libya ile birlikte Tunus, Cezayir ve Fas’ta da 20. Yüzyıl’da geçerli olan yapılar ömrünü tamamlamaktadır. Yeni dönem bütün sorunları ile kendini gösterirken Ortadoğu coğrafyasında ya da genel olarak Arapça konuşulan sahada Türkiye karşıtlığının birkaç ülke haricinde talep görmediğini söyleyebiliriz. Suudî Arabistan ve BAE, Arap dünyasının entelektüel merkezi olamadı. Bundan sonra da Arap milliyetçiliği gibi ideolojik iddiası olan bir düşünceyi temsil gücünden uzaktır. Bu iki ülkenin özellikle mezhep asabiyetine dayanması Arap coğrafyasının entelektüel merkezi olamamalarındandır. Temsil ettikleri dinî anlayışın coğrafî bir alanla örtüşmemesi dikkate alınması gerekli bir özelliktir. Bu iki ülkenin temsil ettiği anlayışın Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ta kalıcı bir etkiye sahip olamamasını önemsemek gerekir. Bu ülkeler İtalya, Fransa ve İspanya’ya karşı mücadele ederken dinî anlayış itibarıyla vatan ve millet düşüncesinden uzakta değillerdi. Emir Abdülkadir, Abdülkerim ve Ömer Muhtar dinî kimlikleri ile tebarüz etmiş liderlerdi. Cezayir’de Abdülkadir’den sonraki tarihî şahsiyetler de benzer niteliklere sahipti. Bu da Arap milliyetçiliği fikrinin emperyalist Avrupa devletleri karşıtlığı zerinden inşa edildiğini gösterir. Lübnan Cumhurbaşkanı, Türkiye karşıtlığını canlandırmak istemiş olsa da sokaklar buna cevaz vermemiştir.

Fransa’nın Tunus, Cezayir ve Fas üzerindeki baskısını önemsemek gerekir. Fransa sömürgecilik döneminde hâkimiyet kuramamış olmasına rağmen Libya’ya askerî müdahalede bulunmuştu. Alelacele yapılan bu müdahalenin daha ileri hedefler açısından önem taşıdığı anlaşılıyor. Fransa başarılı olsaydı Mağrip ve Batı Afrika ülkeleri üzerindeki nüfuzunu derinleştirecekti. Fakat Türkiye, Libya’ya müdahale etmek suretiyle hem Fransa’nın hem de BAE ve Suudîlerin büyük oyununu bozmuş oldu. Bu, sömürgecilik dönemlerinde oluşan yapıların yıkılmakta olduğunun göstergesidir.

Amerika’dan başlayarak Avrupa’ya yayılan köle tacirlerinin heykellerine yönelik büyük öfkenin aynı zaman dilimine tekabül etmesi ilgi çekicidir.

#Sömürgecilik
#Arap milliyetçiliği
#Fransa
#Libya
#Türkiye