15 Temmuz sürecinde Erdoğan yalnız mıydı?

04:0015/07/2022, Cuma
G: 14/07/2022, Perşembe
Selçuk Türkyılmaz

15 Temmuz 2016’da akşam saatlerinde başlayıp 16 Temmuz sabahına kadar devam eden işgal ve istila girişimi FETÖ’cülerin kaybetmesiyle sonlandı. Modern Türk tarihinin en kritik gecelerinden birini yaşamıştık. Yaşananları tam olarak anlayabilmek için o gecenin ayrıntılarına vakıf olmak elbette çok önemlidir fakat bu, yaşananları anlamak açısından yeterli olmayacaktır.2012’de Erdoğan’ın, tabiri caizse, alenî bir şekilde FETÖ’cülerin üstüne gitmeye başlamasıyla birlikte Türkiye’de alıştığımız kalıpların

15 Temmuz 2016’da akşam saatlerinde başlayıp 16 Temmuz sabahına kadar devam eden işgal ve istila girişimi FETÖ’cülerin kaybetmesiyle sonlandı. Modern Türk tarihinin en kritik gecelerinden birini yaşamıştık. Yaşananları tam olarak anlayabilmek için o gecenin ayrıntılarına vakıf olmak elbette çok önemlidir fakat bu, yaşananları anlamak açısından yeterli olmayacaktır.

2012’de Erdoğan’ın, tabiri caizse, alenî bir şekilde FETÖ’cülerin üstüne gitmeye başlamasıyla birlikte Türkiye’de alıştığımız kalıpların belirsizleştiğini gördük. Sağ ve sol gibi Türkiye’nin yakın tarihine damga vurmuş karşıtlıkların açıklayıcı olmaktan çıkması hakikaten ilgi çekicidir. İdris Küçükömer, 1969’da yayımlanan “Düzenin Yabancılaşması” adlı eserinde “sağ” ve “sol” kategorilerini yeniden kurgulamıştı. Ona göre alışılmış tasnifler doğru değildi, kişi ve grupları yanlış konumlandırmıştık. Bugün ise İdris Küçükömer’in yeni tasnifinin yeterli olmadığını söyleyebiliriz. 15 Temmuz’u öncesi ve sonrasıyla bir süreç olarak ele aldığımızda farklı düzlemlerde iç içe geçmişlik durumunun ne kadar derinlere işlediğini görebiliriz. O gecede sağ ve sol gibi tasniflerin de Avrupa-merkezci bakış açısını yansıttığı anlaşıldı.


Sayın Erdoğan’ın FETÖ ile mücadelesinde yalnız olduğu söylenmişti. İlk anlardan itibaren bu tespitlere mesafeli durduğumu söylemeliyim. Siyasî olarak yakınında duran birçok kimsenin onu yalnız bıraktığı görülüyordu fakat bunu anlaşılır bir şekilde açıklayamadığımız da ortadaydı. Erdoğan; dinî bir grup ile kavgaya mı tutuşmuştu, daha önce birlikte olduğu kimselerle yolunu mu ayırıyordu, yakın mesai arkadaşlarıyla anlaşamadığı için mi yolları ayrılmıştı? Erdoğan’ı yalnız bıraktığı düşünülen kişi ve grupların muhalif siyasî partiler, büyük sermaye grupları ve dışarıdan fonlanan basın ile doğrudan ilişki içine girmesini sıradan bir hadise olarak görmemek gerekir. Fakat buna rağmen yine de Erdoğan’ın yalnızlığından bahsedilemezdi. Belki içeriden kuşatılma durumundan bahsedebilirdik.

Gezi Parkı olaylarından itibaren Erdoğan’ın siyasî olarak toplumda çok daha güçlü bir karşılığının olduğu gördük. Kuzey Afrika seyahatinden dönmeyeceği yönündeki iddiaların havada uçuştuğu günlerde İstanbul Havalimanı’ndaki olağanüstü kalabalık Erdoğan’ın yalnız olmadığını kanıtlamıştır. Eğer İdris Küçükömer bu gelişmeyi gözlemleseydi, sağ ve sol kavramlarının yerinin değiştirilmesinin yeterli olmayacağına hükmederdi.

Yaygın olan kanaate göre Türkiye, millî ve gayr-i millî karşıtlığına göre yeniden şekilleniyor. Bu karşıtlığın bütün ideolojik ve siyasî gruplar üzerinde tesir uyandırması kaçınılmaz bir sonuçtur. Nitekim özellikle dindar, milliyetçi, muhafazakâr ve İslamcı olarak tanımlayabileceğimiz gruplar arasında görülen derin ayrışma, tesirin gücü hakkında bir fikir vermektedir. Bu sürecin etkisini gören ve ayrışmadan doğrudan etkilenen kişi ve grupların açık alanda fikir beyan etmekten kaçınması anlamlı olmakla beraber taraflardan birinin teslim bayrağını çekmediğinin altını çizmemiz gerekir. Buna mukabil millî ve gayr-i millî gibi bir karşıtlığın geleneksel “sağ” ve “sol” çevrelerde karşılık bulmadığı da önemsenmelidir.

15 Temmuz’u sıradan bir darbe, gruplar arası kavga ya da değerler çatışmasına indirgeyemeyiz. FETÖ ve benzeri gruplar için bağımlı yapı tanımını kullanıyoruz. 19. yüzyılın başlarından itibaren coğrafyamızda boy gösteren ve esasen kendini Batı Avrupa’ya göre tanımlayan kişi ve gruplar, farklı çevrelerden olsalar da aynı ağın bir parçasıdır. FETÖ, dindar ve muhafazakâr çevrelere nüfuz ederek kitlesel bir dönüşüme yol açmak istedi. Bunda ciddî ölçüde başarılı oldu. Fakat bu başarıda örgütlü yapıların payı haddinden fazladır. Buna rağmen 15 Temmuz gecesi, sıradan insanların, Gezi Parkı olaylarında olduğu gibi Erdoğan’ın yüzündeki kararlılığa ikna olduktan sonra canını hiçe sayarak FETÖ’cülere karşı durması bağımlılık ilişkilerinin etkisinin hâlâ yüzeyde kaldığını gösterir. Örgütlü yapılar güç inşa ederek Erdoğan’ı kuşatabildi fakat derinlere nüfuz edemedi. “Erdoğan yalnız” tanımı bu sebeple doğru değildir. “Seçkinler” onu yalnız bıraktı ve hatta karşısına geçti fakat sıradan insanlar Erdoğan’ın yanında durmaya devam etti. Bu da sürecin hâlâ tamamlanmadığına işarettir.

Türkiye’deki gibi bir karşıtlık bütün Türk ve İslam coğrafyasında da vardır. Bunun yapısal bir durum olduğu açıktır. Bu açıdan Türkiye’nin tecrübesi coğrafyamızın tamamında yankı uyandırabilecek bir niteliğe sahiptir. 15 Temmuz gecesinde elde edilen zaferin büyüklüğünü görebilmek için fotoğrafın tamamına bakmak gerekiyor.

#15 Temmuz
#FETÖ
#Erdoğan