
31 Mart Yerel Seçimleri için sayılı günler kaldı. Her ne kadar önümüzdeki seçimin sıradanlığı üzerine sıkça vurgu yapılsa da bütün tarafların aksi yönde bir kanaate sahip olduğu hemen anlaşılıyor. Yerel seçimler her zaman önemliydi, önümüzdeki seçimler de farklı olmayacak. Yerel seçimler, geçmişte, birçok defa ülkenin kaderi üzerinde derin etkiler bırakmıştı. Bundan sonraki dönemlerde önemli olacak ve hatta bu önem gittikçe artacaktır. Çünkü mahallî idareler, cumhurbaşkanlığı sisteminin kabulünden sonra yeni siyasî aktörlerin kendini kanıtlamak için en önemli mücadele alanlarından biri durumuna geldi. Fakat bu seçimleri önemli hâle getiren en önemli husus bu değildir.
Seksenli yıllarda ülke yönetimin karşılaştığı en önemli sorunlar, mahallî düzeyde, şehirlerimizin kötü yönetilmesinden kaynaklanıyordu. Özal’lı yıllarda bazı büyük şehirler ciddî bir değişim yaşasa da klasik yönetim zihniyeti çökmüştü. Bu dönemde Konya ve İstanbul gibi yeni yönetim anlayışına örneklik oluşturabilecek şehirler, Türkiye için de bir umut oldu. Nitekim Erbakan Hoca’nın iktidar süreci de bu bundan sonra geldi. Yerel yönetimler değişimin önünü açmıştı. Sayın Erdoğan’ın iktidara yürüyüşü de yerel seçimlerle başlamış, Türkiye’nin değişmesini sağlamıştır.
Doksanlı yıllarda başlayan bu yeni dönem iki kutuplu dünya sisteminin sonunda ortaya çıktı. İki dünya savaşı Türk ve Müslümanları çevreye itmişti. Onun için küresel düzeyde belirsizliğin hâkim olduğu 90’lı yıllarda Türk ve İslam dünyası yeniden kontrol altına alınmak istendi. Türkiye’de 90’ların karanlık yıllar olmasını, yeniden kuşatılmayla izah edebiliriz. Siyasî baskılar en üst seviyeye çıkmıştı. Küresel odaklar Türkiye’ye açık alan bırakmak istemiyordu. Hâlbuki seksenlerin tabiri caizse liberal ortamı Türkiye’nin geleceği hakkında birtakım umutların yeşermesini sağlamıştı. Doksanların savaş, yıkım, darbe, suikast vs. ile özdeşleşmesi Türkiye için anlamlıdır.
Siyasî baskıların yoğunlaştığı bu dönemde Erbakan ekolünün belediyecilik alanından çıkış sağladı. İdeolojik gerilimlerin arttığı bu dönemde yerel yönetimler kimlik siyasetinden uzaklaşılan alanlar şeklinde yorumlandı. Bu da hizmet siyasetini doğurdu. Siyasetten uzak bir alan inşa edildi. Klasik belediyecilik anlayışı vatandaşın hayatını kolaylaştırmıyor, çözüm üretmiyordu. Hatta iktisadî kaos ve çöküşün doğrudan sebepleri arasında yerel yönetimler de vardı. Belediyeler en temel vazifelerini dahi yerine getirmekte zorlanıyordu. Erdoğan, siyaset anlayışını vatandaşın hayatını kolaylaştırmak ve çözüm üretmek üzerine kurguladı.
Erdoğan, Türk ve İslam dünyası için belediyecilik anlayışı üzerinden yeni bir çıkış bulmaya çalışmış, bunda da bir düzeyde başarıya ulaşmıştı. Bir düzeyde sınırlaması, 28 Şubat sürecindeki ağır siyasî, ideolojik baskıları ima eder. Halkın yaşamını kolaylaştırmaya ve çözüm üretmeye dahi fırsat vermek istemediler. Bu baskıların, küresel güç odaklarının isteği ile meydana geldiği o zaman da biliniyordu.
Bugün Erdoğan’a yönelik en yıpratıcı eleştirilerin bu alandan geliyor olması da tarihin ironisidir. Örneğin toplu konut fikri, vatandaşın hayatını kolaylaştırmak ve çözüm üretmekten beslenmiş yaygın bir uygulamaydı. Bugün hâlâ bu sistemin alternatifi üretilmiş değildir. Günümüzün mimarlık tartışmaları ise en nihayetinde ideolojiktir. Modern Türk aydını, çözüm üretmek ve halkın yaşamını kolaylaştırmak gibi bir bakış açısına sahip olamadı. İdeolojik düşünmekten hoşlanan bu aydın konforuna da düşkündür. Onun için sanat açısından kıymet arz eden bir evde ve mahalde hayat sürmeyi hayal etmek dahi güzeldir. Bu açıdan Erdoğan’ı mimarî üzerinden eleştiriye tabi tutmaları da keyif vericidir. Türk aydını genel bir kavramdır, ideolojik bir sınıflama amaçlı kullanılmaz. Herhangi bir ideolojik grubun adı olmayıp belli bir aydın tipini gösterir. Zaten Erdoğan dönemlerini mimarî açıdan eleştiriye tabi tutanlar da çok farklı kesimlerdendir.
Bugün dünya tekrar büyük bir değişimin eşiğindedir. Türkiye, doksanlara damga vuran yönetilebilir çaresizliğin çok uzağındadır. Onun için bu değişim sürecinde belirleyici bir rol alıyor ve küresel baskılara maruz kalıyor. Türkiye, cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi ile yeni bir model oluşturmaya çalışıyor. Yerel yönetimler bu sistemin çok önemli bir parçasıdır. Türkiye, bu sancılı ve büyük değişimi bütün kurumlarıyla birlikte yürütmek zorundadır. Özellikle 15 Temmuz 2016’dan sonraki gelişmelerin yakın ve uzak coğrafyaları etkilemesi boşuna değildir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.