Altılı masada II. Abdülhamit muhalifleri mi oturuyor?

04:0010/03/2022, Perşembe
G: 10/03/2022, Perşembe
Selçuk Türkyılmaz

Liberal muhafazakârlar daha Ukrayna Savaşı başlamadan önce Batı ve elbette Amerika yanlısı bir konum belirledi. Bu, 1990’ların liberal kavramlarının belirli çevreler üzerindeki etkisini göstermekteydi. Fakat yine de bu erken konum belirleme üzerinde tarihî Türk-Rus rekabetinin etkilerini yabana atmamak gerekir. Nitekim liberal muhafazakârlar, II. Karabağ Savaşı’nda Rus ve Batı karşıtlığı gün yüzüne çıkmadığı hâlde Türkiye’ye ve Erdoğan’a yönelik eleştirel bir tutum takınmıştı. Bu eleştirel tutum

Liberal muhafazakârlar daha Ukrayna Savaşı başlamadan önce Batı ve elbette Amerika yanlısı bir konum belirledi. Bu, 1990’ların liberal kavramlarının belirli çevreler üzerindeki etkisini göstermekteydi. Fakat yine de bu erken konum belirleme üzerinde tarihî Türk-Rus rekabetinin etkilerini yabana atmamak gerekir. Nitekim liberal muhafazakârlar, II. Karabağ Savaşı’nda Rus ve Batı karşıtlığı gün yüzüne çıkmadığı hâlde Türkiye’ye ve Erdoğan’a yönelik eleştirel bir tutum takınmıştı. Bu eleştirel tutum Azerbaycan ordusu zafere ulaştığında da değişmedi. Bu da tarihî Türk-Rus rekabeti ile açıklanabilecek bir durumdu. Bu açıdan liberal muhafazakârların daha savaş başlamadan önce Batı ve ABD yanlısı bir konumun belirlenmesi şaşırtıcı bir gelişme değildir. Soğuk Savaş döneminde belirlenmiş konumlarla bugünün dünyasını anlamanın mümkün olmayacağı çok açıktır fakat liberal muhafazakârların bugünün dünyasını anlamak gibi bir hedefe sahip olmadıklarını söyleyebiliriz. II. Karabağ Savaşı karşısında soğuk bir tutum takınan bu kesimin Ukrayna Savaşı’nda hemen konum belirlemesi şaşırtıcı olmamıştır. Bu, tarihî Türk-Rus rekabeti ile açıklanamayacak bir konumlanmadır.

Ak Parti’den ayrılanların kurduğu partilerin de katılımıyla oluşturulan ittifak ile II. Abdülhamit’i iktidardan devirmeye çalışan yapı arasında kurulan benzerlikleri yabana atmamak gerekir. Murat Bardakçı iki yapı arasındaki benzerlikleri herhangi bir programa sahip olmamak üzerinden ele aldı. O zamanın muhalifleri de II. Abdülhamit devrilince Türkiye’nin düzlüğe çıkacağına inanıyordu. Bugünün Türkiye’sinde de farklı ideolojik birikimleri olan siyasîlerin Erdoğan’ı devirmek hedefinde birleştikleri çok açıktır. Türkiye’nin geleceğine dair çerçevesi iyi çizilmiş herhangi bir projeyi beyan etmedikleri hâlde 1990’ların dünyasına dönüş amacını ortaya koyan taleplerle devrim yapmak istiyorlar. Bu durum, farklı ideolojik birikimleri olan figürlerin aynı çatı altında buluşabilmesine imkân vermektedir. Geçmiştekiler de anayasa kavramı etrafında bir kurtuluş reçetesi aramıştı.

20. yüzyılın ikinci yarısında Batı ve Doğu kavramlarının anlamı 19. yüzyılda nihaî aşamasına ulaşan kolonyal hegemonyanın gölgesinde belirlenmişti. Kapitalizm ve Komünizm karşıtlığı bu hegemonyanın içinde anlamlıydı. Her iki ideolojinin evrenselci bakış açısına sahip olmasının çok önemli sonuçları vardı. Batı ve Doğu’nun dışında kalanlar bu evrenselci ideolojileri benimseyerek Avrupamerkezci bakışın yaygınlaşmasını kolaylaştırdılar. Peki, ne oldu da 90’lardan itibaren ideolojilerin çöküşünden bahsedildi? Sovyetlerin çöküşünü Batılı kavramlarla veya Avrupamerkezci bakış açılarıyla yorumlamak bize ne kazandırdı? Bugün, 1990’larda çökmeye başlayanın 19. yüzyılda nihaî aşamasına ulaşan kolonyal hegemonya olduğunu görebiliyoruz. Fakat otuz yıl önce bu, o kadar açık görülmüyordu. ABD’nin de gerilemekte olduğu konuşuluyordu fakat Türkiye gibi ülkelerin güçleneceğine dair açık işaretlerden bahsedilemezdi. Dolayısıyla bizde ideolojiler daha sonraki zamanlarda çözülme dönemine girdi.

Tevfik Fikret, bir Ermeni komitacıyı “Ey şanlı avcı” hitabıyla selamladığında ne dediğini biliyor muydu? 19. yüzyılın sonunda kolonyal hegemonyanın karşısında ayakta kalmayı başaran sadece Osmanlı’ydı. Yeni yüz yılın başında İngilizlerin Güney Afrika’da Boerler karşısında zafer kazanmasından mutluluk duyan Tevfik Fikret, elçiliğe kadar giderek tebriklerini iletmişti. Boerler, Güney Afrika’nın Hollanda kökenli kolonyalistleriydi. Tevfik Fikret’ten sonra İttihatçılar da Abdülhamit düşmanlığı ile hareket etmeyi sorgulamamışlardır. Osmanlı aydını dönemi bilmiyor muydu? Dönemin aydınlarının çoğunun Fransa’yı ve İngiltere’yi yakından tanıyacak imkânları vardı. Bugünkülerin de cahil olduklarını söyleyemeyiz. Abdülhamit karşısında ideolojik farklılıklar önemini yitirmişti. Hatırlanacağı gibi o dönemde Osmanlı karşısında millî taleplere göre hareket eden unsurlar da kolonyalist hegemonyanın güvenlik alanındaydı. Herhâlde Tevfik Fikret’in İngiltere’nin Güney Afrika’da ne yaptığına dair bir bilgisinin olmadığını düşünemeyiz. Cecil Rhodes’in elmas imparatorluğu gittikçe gelişmekteydi ve İngilizler, Cape Town ile Kahire’yi birleştirmek üzereydi.

Türkiye ekseni kavramını farklı açılardan ele almamız gerekir. Avrupamerkezci bakış açılarının çöküşü kolonyal hegemonyanın çöküşünün sonucudur. Buna karşın siyasî figürler çok daha açık konum belirlediler. Türkiye’nin tutumunun tarafların belirmesinde etkili olduğu çok açıktır.

#Ukrayna
#ABD
#Azerbaycan