
İran’ın Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorunlara Ermenistan tarafında yer alarak dâhil olması sıradan bir hadise değildir. Hadiselere dışarıdan bakan biri için bu destek kolay anlaşılmaz fakat İran’ın bölgesel meselelerde Fars milliyetçiliği ekseninden ayrılmadığını bilenler için bu, şaşırtıcı bir durum değildir. İran Suriye’de de yapıcı bir rol oynamaktan oldukça uzaktır. Bunun en önemli gerekçelerinden biri İran’ın diğer ülkelerin iç işlerine müdahale edebilecek güçte olmasıdır. Bu güç de İran’ın diğer ülkelerin toplumsal katmanlarına nüfuz edebilmesinden beslenmektedir. İran’ın Azerbaycan ile ilişkilerinde de bu durum geçerlidir, bu yöndeki siyasetine bundan sonra bir son vereceğini düşünmemiz mümkün değildir. Üstelik böyle bir sorun geçmişte de vardı ve Ali Şeriati gibi aydınlar İran’ı bu nitelikleri dolayısıyla eleştirmişti.
Batı ile ilişkilerimizde de benzer bir durumla karşı karşıyayız. Açıkça söylemekte bir sakınca yok. Bugün Türkiye’de genel olarak Batıcı olarak kategorize edebileceğimiz kesimler nüfuz edilmeye müsait bir pozisyon üretmektedir. Fransa, İngiltere, Almanya ve ABD Türkiye’de bireyler ve gruplar üzerinden nüfuz sahibidir. Buna İsrail de dâhildir. Batıcılar Azerbaycan’da da Rusya’nın nüfuzuna açık olanların yanında farklı bir kategori olarak yer almaktadır. Arap dünyasından belirli ülkeler de Türkiye’de nüfuz oluşturabilmektedir. Onlar da belirli araçları kullanarak Türkiye’ye toplumsal olarak nüfuz edebilmektedir. Bu da onların Türkiye’den birtakım siyasî kazanımlar elde etmesini kolaylaştırmaktadır.
FETÖ hadisesini çok yönlü olarak değerlendirmediğimizi düşünüyorum. Yerli ve millî kavramları esasen 15 Temmuz’dan sonra gündemimizde geniş bir yer tuttu. Bu da gayet doğal bir sonuçtur. Zira ilk defa din ile ilişkilendirilmiş ve kendini bu bağlamda tanımlamış bir örgüt, geleneksel Batıcı kategorisinde yer alan toplum katmanlarından çok daha ileri düzeyde Batılı ülkelerin nüfuzuna açık olduğunu gösterdi. Böylece din ile ilişkilendirilmiş grupların da kozmopolit ilişki ağlarında yer bulabileceği ortaya çıktı. 15 Temmuz, başka ülkelerin içeride nüfuz alanları oluşturmasının ortaya çıkardığı sorunlara eğilmek gereğini herkese göstermeliydi. Fakat yerli ve millî kavramlarının ele alınış biçimi bu alanda işlerin kolay olmadığını da ayrıca göstermiş oldu. Zira objektif bir şekilde tartışmak yerine bu kavramlar alaycı bir yaklaşımla değerden düşürüldü. Hâlbuki geleneksel kategorilerin geçerli olduğu dönemlerde bu türden alaycı yaklaşımlar geçerli değildi. O zamanın karşıtlıkları daha çok köy ve şehir, medenî ve gayr-i medenî ayrımları üzerine bina edilirdi. Bu da yerli ve millî bağlamında direnç üretmeyi biraz daha kolaylaştırırdı. Fakat FETÖ hadisesi bu alanda kolay onarılamayacak bir tahribat meydana getirmiştir.
FETÖ’cüler Batıcı eğilimlerin Türk coğrafyasında derinleşmesinde aktif bir rol oynadı. Batı adına Güney Kafkasya’da ve Türkistan’da da alan açtılar. Toplumsal katmanlara nüfuz etmede hiçbir grup onlar kadar ileriye gidemedi. Dolayısıyla bu yeni eğilimler çok daha kolay nüfuz alanı oluşturdu. Bu açıdan FETÖ’cülerle ilgili değerlendirmeler çok daha farklı bağlamlara taşınmalıdır. Bu, Ermenistan merkezli sorunlar için de geçerlidir. FETÖ’cüler için özellikle 90’lı yıllarda İran karşıtlığı kullanışlı bir araçtı. Bugün tam aksi yönde tavır geliştirmeleri hiç de şaşırtıcı olmaz. Bunun en önemli gerekçesi ise FETÖ’cülerin hareket kabiliyetinin hâlâ yüksek olmasıdır.
İran’ın nüfuz etme kabiliyetini etkili bir örnek olması açısından dile getirdim. İran bizim için geleneksel kategoride yer alan daha çarpıcı bir örnektir. Diğerlerini değerlendirirken muhakkak yeni kategoriler oluşturmamız gerekiyor. Peyami Safa’nın “Fatih-Harbiye” ve “Mahşer” gibi romanları mekâna dayalı zıtlıklar üzerinden birtakım soyutlamalara imkân veriyordu. Bu, farklı ölçülerde Yakup Kadri’nin “Sodom ve Gomere” adlı romanı için de geçerlidir. Fakat ne yazık ki bugünkü eğilimleri yerli yerine oturtacak edebî eserlerden bahsedemiyoruz. Kuşkusuz bunda olayların yeni olmasının etkisi büyüktür. Fakat yeni karşıtlıkları tanımlamakta da edebiyatın büyük rol oynayabileceğini görmemiz gerekir. Bu da eski alışkanlıkları bir kenara bırakmayı gerektirir. FETÖ olayını içeriye ait bir sorun olarak görmeye devam ettiğimiz müddetçe bölgesel sorunları kavramamız mümkün olmayacak. Bunun sonucunda da doğal olarak her yönden müdahaleye açık hâlde kalacağız.
Azerbaycan ve Türkiye’yi kültürel olarak da birlikte düşünmek zorundayız.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.