
ABD basınında yer alan kimi yazılarda Çin ile rekabette ideolojik boyutun eksikliği veya zayıflığı dile getiriliyor. Bunun ne tür bir eksiklik olduğunu ideoloji kavramından hareketle tespit edebileceğimizi zannetmiyorum. Çünkü ABD basınında altı çizilen sorun ile bizde ideoloji kavramına yüklenen anlam arasında çok önemli farklar bulunmaktadır. Bizde ideoloji kavramı en azından bir yönü ile dünya görüşüne tekabül ettiğinden ABD basınında kolonyalist ve emperyalist emellerin felsefî boyutunun inşa edilememesinden şikâyet edildiğini görmemiz biraz zordur. 19. yüzyılda Batılı insanın, hassaten, İngiltere ve Fransa’nın omuzlarında uygarlaştırma görevinin ağırlığı vardı. Kuşkusuz bu görev Batılı toplumların bütün tabakaları tarafından benimsenmişti. Ortaya çıkan muazzam zenginlik uygarlaştırma görevinin yerine getirildiğinin göstergesiydi. 1950’lerden sonra ise aynı zenginlik bu kez ABD’nin patronajına geçecekti. ABD öncülüğünde kurulan sistemin temel ideolojisinde Fransız İhtilali ile birlikte öne çıkan demokrasi, insan hak ve hürriyetleri gibi kavramlar öne çıkmaktaydı. Bugün de Çin, Rusya ve Türkiye gibi devletlerle mücadelede demokrasi ve otokrasi karşıtlığını yeni bir emperyalist ideolojinin temel kavramları olacak şekilde kurguluyorlar fakat özellikle Batı kamuoylarında alıcı bulmakta sorun oluştuğu anlaşılıyor. ABD basınında yükselen şikâyetleri bu çerçevede değerlendirebiliriz.
Batı’da demokrasi otokrasi karşıtlığının yeni bir ideolojik yarılma veya karşıtlık olarak kabulünde sorun yaşansa da bu ideolojinin özellikle Türkiye’de alıcı bulmakta zorlanmadığını söyleyebilirim. Elbette bunu etkileyen faktörleri birer birer sıralamamız gerekir, bu çerçevede entelektüel hâkimiyete ve bağımlı yapıların derinlik kazanma gücüne vurgu yapılmalıdır fakat bu yazıda sadece alıcıların varlığını vurgulamakla yetineceğiz. Bugün geniş kitlelerde bile demokrasi otokrasi karşıtlığının yansımaları görülmektedir. Bizim için anlamlı olan ise yaklaşık iki yüzyıldır benzer bir karşıtlığın yürürlükte olmasıdır. Devamlılığı sağlayan asıl faktör fikrin gücü değil, bağımlı yapıların kazandığı derinliktir. Önümüzdeki seçimde bu karşıtlık merkezî konumda olacaktır ve doğal olarak bu seçimde bağımlı yapıların varlığı da oylanacaktır.
Bağımlı yapıların geniş ilişki ağlarında güçlenen ve derinleşen varlığı bugüne ait bir sorun değil. Kuşkusuz bizim için bunlar da geride kalan iki yüzyılın mirasıdır. Bunun çok uzun bir zaman olduğunu söylemeye hacet yok. Bu kadar uzun bir zamanda bağımlı yapılar sadece derinleşerek güçlenmemiştir, aynı zamanda farklı geleneklere nüfuz ederek ilişki ağlarını genişletmiştir. Bu çerçevede sağ muhafazakâr dinî gruplara nüfuz edilmesi yerli ve millî siyaset açısından ciddî bir zaaf olarak gözükmektedir fakat sürecin uzunluğu açısından bu da tabiî bir sonuçtur. Gayr-i millî azınlık grupların öncülüğünde kurulan ilişki ağlarına diğer azınlık grupların katılımı ile bağımlı yapılara toplumsal derinlik kazandırıldı. Zamanla küçük sermaye grupları ve dinî yapılar da bu sürece eklendi.
15 Temmuz’u kim ne kadar zaman önce görmüştü sorusuna verilecek cevapları gerçekten önemsiyorum. Elbette bu cevapların “başkalarını aptal yerine koymadan” verilmesi gerekir. Çünkü seçim zamanı yaklaştıkça sandıkta kimlerin ve neyin oylanacağı sorusunun cevabı da netleşecektir. Açıkça ifade etmekte bir sakınca görmüyorum, bu seçimde FETÖ ile birlikte bu yapının dâhil olduğu ilişki ağları da oylanacaktır. Kuşkusuz bağımlı yapıların Türk ve İslam coğrafyasındaki varlığını da göz önünde bulundurmamız gerekir. Geçmişin acı tecrübeleri son derece kıymetlidir fakat bugünden yarına benzer tecrübeler edindiğimiz de çok açıktır. Eğer, zamanında, FETÖ ve bağımlı yapıları entelektüel açıdan değerlendirmek mümkün olsaydı 15 Temmuz’da bu kadar fütursuzca sağa sola saldıramazlardı. Ne yazık aynı entelektüel duyarlılık 15 Temmuz’dan sonra da oluşmadı. Buna rağmen yerli ve millî siyaset, bağımlı yapıların ulaşamadığı derinlikte karşılık buldu. Bu da ilginç bir durumdur. Önceki yazıda ifade etmeye çalıştığımız gibi bir defa daha bağımlı yapıların zümreci anlayışlarının karşısına Anadolu irfanı ile çıkıyoruz.
Sağ sol, ilerici gerici, laik dindar, Sünni Alevi, Türk Kürt gibi çokça kullanılan karşıtlıkların Türkiye’yi yansıtmadığı artık ortaya çıktı. Cumhuriyet saltanat karşıtlığının yapaylığı daha erken dönemlerde fark edilmişti. Bu seçimde gerçek karşıtlık ABD ve İngiltere’nin Türk ve İslam coğrafyasındaki emellerine verilecek cevap ile şekillenecektir. İşte o zaman yeni bir dönem başlayacak.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.