Yazarlar Barbarları tartışırken

Barbarları tartışırken

Selçuk Türkyılmaz
Selçuk Türkyılmaz Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Amerikalılar öncülüğündeki Batı dünyası Afganistan’ı işgal ederken belirli bir amaca sahip miydi? 1990’dan itibaren İslâm coğrafyasının adım adım işgal edildiğini ve büyük bir karmaşaya sürüklendiğini biliyoruz. İşgali meşrulaştırmak için ileri sürülen gerekçeler de ortada fakat bunların sahici olmadıkları konusunda o zaman dahi ortak bir kanaat vardı. Nitekim otuz yıl sonra Amerikalılar, Afganistan’ı apar topar terk ederken işgali meşrulaştırmak için ortaya sürülen gerekçelerden bahsedilmiyor. Bunun yerine Dino Buzzati’nin “Tatar Çölü”nde barbar ordularının sınır boylarında görülmesi gibi bir durumdan bahsediliyor. Bugün bütün dünya Kavafis’in orijinal ifadesi ile barbarları konuşuyor.

Avrupalılar ve Amerikalılar barbarlar üzerine konuşabilir. Fakat bizim için barbarların, Afganistan’a gelmesi ya da hâkim olması gibi bir durumdan bahsetmenin faydasız olduğu açıktır. Üstelik barbarlar “medeniyet misyonu” ile vazifeli olan Batı’nın sorunudur. Bu misyonun bir gereği olarak Batı dünyasında, kolonyalizm dönemine geri dönüş anlamı taşıyan çağrıların yapıldığı da aşikâr. Akademik dergilerin sayfalarında dahi bu çağrıya yer veriliyor. Noam Chomsky gibi pek meşhur fikir adamları tarafından, ifade özgürlüğü gerekçesi ile desteklenen bu türden makaleler, aslında, geniş bir kesimin desteğini almış görünüyor. İngiltere’de kolonyalist dönemle övünç duyanların oranının yüzde atmışları geçtiği söyleniyor. Bu fikrin “bizde” de çok önemli sayıda destekçilerinin olduğunu görmemiz gerekir. Onlar da İngiltere’nin kolonyalist siyasetini başarılı buluyor. Bizdekilerin Barbarların Afganistan’a kadar ulaşmasından endişeye kapılması kolonyalizme hayranlıklarının sonucudur.

Gerek Türk basınında gerek İngilizler arasında Afganistan’da ya da genel olarak İslam coğrafyasında tamamlanmamış bir misyondan bahsedilmesi anlamlıdır. Fakat özellikle belirli bir dönemden sonra ABD’de bu misyondan bahsedilmeyeceğini düşünebiliriz. Amerikalılar veya genel olarak Batı dünyası 1990’lara gelindiğinde İslam dünyası ile çok açık bir zıtlık içinde değildi. Tam aksine İslam dünyasında Batılılar gibi olma yönünde hâlâ çok güçlü bir eğilim vardı. Sovyetler dağıldıktan sonra ABD’nin ve Batı dünyasının karşısında duracak bir güç yoktu. Özellikle Akdeniz’i kuşatan İslâm ülkelerinde aşağıdan gelen değişim talepleri güçlü olsa da İsrail’in 1967 öncesi varlığına dahi bir alan açılıyordu. Bu şartlarda Amerikalılar, İslam coğrafyasının istilası ile alakalı gerekçeleri ve amaçları sorgulamaktan vazgeçebilirler. Onları bu coğrafyaya sürükleyenler kimlerdi ve bunu hangi amaçla yaptılar? Amerikalıların bu sorulara cevap arayacağını düşünebiliriz.

ABD’de kök salan neoconların temsilcileri sadece siyasî fikirleri itibarıyla sorunlu bir yaklaşıma sahip değil. Bunlar aynı zamanda yeni dinî hareketler bağlamında ele alınmalı. Onların temsil ettiği yeni muhafazakârlık tipi faşizm gibi geçen asra damga vuran kavramlarla izah edilemez. Bu düşüncenin Türkiye’de ve İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde temsilcilerinin olduğu da açıktır. Onlara göre İslâm coğrafyasında küçük ve etkisiz devletler ortaya çıkacaktı. Bu geniş coğrafyayı bağımlı yapılar arasında pay edeceklerdi. İsrail, yeni Avrupalar inşa etmek bakımından önemliydi. Böylelikle ABD’de ortaya çıkan yeni muhafazakârlık, İslam dünyasında da kök salacaktı. Bu sebeple FETÖ gibi yapıları, İslam düşünce tarihi içinde açıklamak imkân haricindedir.

Hem Kavafis hem de Dino Buzzati, barbarlar üzerine konuşmanın verdiği geçici rahatlığa dikkati çeker. Hatta otuz yılını Bastiani Kalesi’nde tamamlayan Giovanni Drogo, bozkırdan çıkıp gelen Tatarlarla karşılaşmayı bile başaramaz. Hâlbuki bütün ömrünü onların sınırlarda göründüğü an üzerine kurmuştu. Savaşacak ve onur kazanacaktı. Ne ABD ordusu ne de AB ülkelerinden Afganistan’a gelen askerler onur kazanabildi. Avustralya ordusundan askerler Afganistan’da savaş suçu işlediklerini itiraf etti. Nasıl bir savaş suçu işlediklerinin tam olarak anlaşıldığını zannetmiyorum. Sivilleri, çocukları, kadınları, ihtiyarları hedef olarak belirlemişler ve vahşice öldürmüşler. Daha önce Almanya’dan da bu yönde itiraflar gelmişti. Savaşta onur kazanmayı bir tarafa bırakın, herhangi bir şekilde onur ve şeref kavramlarıyla anılması mümkün olmayan düşük işlere bulaştılar. Bu sebeple suçların üzerini örtmeye çalışacaklardır.

Kolonyazlim dönemine dönüş çağrılarını tartışmamız gerekir. Kolonyalizm bir sistemdi. Bu sistemin sömürgecilik kavramı ile anlaşılmayacağı açıktır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.