Batı merkezli bir dünya mı ABD-İngiltere ekseni mi?

04:0014/03/2022, Monday
G: 14/03/2022, Monday
Selçuk Türkyılmaz

İngiltere ve ABD ekseni, Batı merkezli dünya sistemini çöküşe mi götürecek yoksa yeni bir sistemin temelleri mi kuruluyor? Ukrayna Savaşı, Batı dünyası açısından büyük bir şaşkınlığa sebep oldu. “Sarı saçlı ve mavi gözlülerin memleketi” için savaş beklenilmeyen bir durumdu. Her ne kadar bu savaş, Slavlar arasında yaşanıyor olsa da savaşın mekânları geçmişte Batı ile ilişkilendirilmişti. Dolayısıyla “Avrupa evi” olarak tanımlanan bölgenin, arzu edilmeyen olaylara sahne olmasının şaşkınlığa sebep

İngiltere ve ABD ekseni, Batı merkezli dünya sistemini çöküşe mi götürecek yoksa yeni bir sistemin temelleri mi kuruluyor? Ukrayna Savaşı, Batı dünyası açısından büyük bir şaşkınlığa sebep oldu. “Sarı saçlı ve mavi gözlülerin memleketi” için savaş beklenilmeyen bir durumdu. Her ne kadar bu savaş, Slavlar arasında yaşanıyor olsa da savaşın mekânları geçmişte Batı ile ilişkilendirilmişti. Dolayısıyla “Avrupa evi” olarak tanımlanan bölgenin, arzu edilmeyen olaylara sahne olmasının şaşkınlığa sebep olması yersiz değildir. Bu sebeple Batı merkezli dünyanın “çöküşe doğru” gitmekte olduğu tespitinin yabana atılmaması gerekir. Aynı şekilde yeni bir sistemin temelleri mi atılmak isteniyor sorusunu da birinci tespitten ayrı düşünemeyiz.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler İngiltere ve Fransa’yı zayıflatabilecek bir tutum takınmıştı. Ekim İhtilali’nin ortaya çıkardığı fikirleri, Fransız İhtilali’nin meydana getirdiği değişimlerle karşılaştırmanın anlamlı olacağını düşünüyorum. Fakat bu karşılaştırmayı alıştığımız ölçülere göre yapmanın da bugünü anlamak açısından faydalı olmayacağını söyleyebilirim. Özellikle 1930’lara doğru Avrupa ülkelerinin kolonyalist hâkimiyetine karşı yürütülen faaliyetlerde önemli bir değişim yaşanmıştı. Sovyet deneyimi yeni yorumlara kapı aralamış, milletleri uyanışa sevk edecek fikirler şaşırtıcı bir hızla yayılmaya başlamıştı. 1933’ün yol açtığı sarsıntıları Hitler’in yükselişi ile sınırlandırmamak gerekir. Hitler’in varlığından bağımsız olarak İngiltere ve Fransa aleyhine kolonyalizm karşıtı mücadele de yükselmekteydi. Bu dönemde Sovyetler ile İngiltere ve Fransa arasındaki yakınlaşma, İngiltere ve Fransa merkezli dünya sisteminin tahkimine neden oldu.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Afrika ve Asya ülkelerinin görünüşte olsa da bağımsızlıklarına kavuşması yaklaşık beş yüz yıl devam eden bir sistemin çökebileceğini gösterdi. Nitekim bağımsızlık mücadelesi veren ülkeler zaman içinde güçlenmiştir. Her ne kadar bu dönemde kolonyal sistem, İsrail’in varlığında genişleme emareleri gösterse de özellikle İslam coğrafyasında ve Hindistan’da meydana gelen değişimler Batı merkezli sistemin zaaf noktalarını ortaya çıkardı. Özellikle İslam coğrafyası açısından komünizm, milliyetçilik ve İslamcılık arasında ortak temaların iyi bir araştırma konusu olacağı açıktır. Hatta bu akımların kendi içlerindeki ayrışma ve çatışmaların da benzer temalarla ilişkili olabileceğini düşünebiliriz. Bu, Batı merkezli dünyaya göre şekillenmiş ilişki ağlarının görülmesine de imkân verebilir. 15 Temmuz’dan sonra

Türkiye ölçeğinde bu ilişki ağlarının ortaya çıkması Batı merkezli dünyanın sarsılmaya başladığı gösterir.

Bugün Batı merkezli dünya içinde İngiltere ve ABD ekseninden bahsediliyor. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında ABD ve Avrupa farkı üzerinde durulmazdı. Fakat zamanın ortaya çıkardığı değişimler, Batı dünyasının zorlamalar karşısında bütünlüklü bir yapı olarak hareket edemeyeceğini gösterdi. Bu, çok önemli bir değişimdir. Batı merkezli küreselleşmenin en önemli dayanakları siyasî, iktisadî ve hukukî kurumlardı. Bu kurumlar adeta küresel bir devletin hegemonya araçları olarak işlev görmüştür. Ukrayna Savaşı’ndan sonra Avrupa devletlerinin ve ABD’nin Rusya’nın uluslararası alandaki mal varlıklarına çökmesi çok önemlidir ve kurumların çöküşüne işaret etmektedir. Bu da İngiltere ve ABD eksenin mahiyeti hakkında bir fikir verir. Putin ile Hitler arasında benzerlik kurarak demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü temelinde liberal Batı merkezli bir tahlil yapılabilir. Bu, yeni bir durum da değildir. Kendini Batı’ya göre tanımlayan çevreler malumdur. Fakat ifade etmeye çalıştığımız gibi bu dünya artık çökmektedir. Bunun en önemli kanıtı da Batı dünyasının kendi içinde yaşadığı ayrışmadır.

Batı dünyası içindeki ayrışmanın kalıcı sonuçları olacaktır. Çünkü bu ayrışmayı yönlendirenler de dünyanın değişimini bir veri olarak almaktadır. Salgın döneminin en önemli gelişmelerinden biri Türkiye ve Azerbaycan eksenin iyice belirginleşmesidir. Doksanlardan önce böyle bir gelişmeyi kimse hayal edemezdi. Türkiye-Azerbaycan eksenini 15 Temmuz’dan sonraki sürecin bir parçası olarak görmemiz gerekir. Kendi adıma bu eksenin hangi fikrî temeller üzerine inşa edildiğini anlamaya çalışıyorum. Sahada meydana gelen değişimleri ve bunların hangi sonuçlara yol açabileceğini de buradan hareketle görebileceğimizi düşünüyorum.

#İngiltere
#ABD
#Batı
#Fransa
#Azerbaycan