Yazarlar Biden emperyalist hazımsızlığı açığa vurdu

Biden emperyalist hazımsızlığı açığa vurdu

Selçuk Türkyılmaz
Selçuk Türkyılmaz Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

İslam coğrafyasında ABD’nin askerî hegemonyasının kurulduğu 90’lı yıllarda Türkiye’de liberal düşünce genel kabul görmeye başladı. Kısa zamanda hedeflerine ulaştılar ve Türk düşünce hayatı üzerinde kalıcı tahribata yol açtılar. Geçmişten farklı olarak dindar muhafazakâr yapılar, emperyalizm ideolojisinin taşıyıcısı olmaya başladıkları için yeni kavramların düşünce dünyamızı istila etmesi kolaylaştı. Din ve laiklik çatışması düşünsel hegemonya açısından elverişli olsa da nüfuz etmek bakımından yetersizdi. Bu bakımdan ABD’nin askerî hegemonyasının başladığı bir zamanda muhafazakâr dindar yapıların hareketlenmesi yeni bir duruma işaret etmiştir. Yeni kavramların düşünce dünyamızı kolaylıkla istila etmesi muazzam bir hadise olmasına rağmen muhafazakâr dindar seçkin zümreler “hatayı kendimizde aramalıyız” saplantısını tekrar ediyordu. Tarihimizi, kültürümüzü, medeniyetimizi, siyasetimizi sorgulamamız ve yüzleşmemiz gerektiğine ikna olmalıydık.

Ermeni tezlerine de ikna olmamız gerekiyordu. Bu meselede de tarihî gerçeklere ilgi gösteren yoktu. Türk milletini ikna etmek istemişler ve ilk defa başarılı olmaya başlamışlardı. Muhteşem bir imparatorluğun varisiydik ama redd-i miras ile köksüzleştirilmek isteniyorduk. Özellikle eğitim kurumlarında çok açık bir tarih düşmanlığı vardı. Altı yüz senelik imparatorluk ve bin yıllık Kafkaslar, Anadolu, Balkan macerası yok sayılıyor; Avrupa medeniyetine öykünmemiz isteniyordu. Yeni bir tarihi dayatmaya başladılar. Aynı Avrupa’nın topraklarımızı istila ettiğini, maddî ve manevî varlıklarımıza el koyduğunu, çok uzun bir zamandır anayurtlarımızı terk etmek zorunda kaldığımızı unutturmak istedikleri çok açıktı. Bu sebeple eğitim kurumlarında benimsetilen yeni ideolojileri din karşıtlığı üzerinden görmemek gerekir. Ermeni meselesi de dinin değil, işgal ve istilanın bir parçasıydı.

“Hatayı kendimizde aramalıyız” cümlesi, savunma ideolojisinin bir parçası olarak ilk defa Tanzimat Fermanı ile birlikte gündemimize gelmişti. Dinimizden şüpheye düşmekle karşı karşıya olduğumuz bir dönemde sorunun dinimizde olmadığı uyarısı ile fikrî bir direnç hattı kurulmuştu. Savunma stratejisinin bir parçası olarak ortaya çıkan bir fikrin, zaman içinde liberal saldırının aracına dönüşmesi hakikaten ilginç bir durumdur. Din, kültür, siyaset, iktisat gibi akla gelebilecek her alanda eleştirel bir dil kullanılmaya başlandı. Yanı başımızda FETÖ gibi bağımlı yapılar emperyalist ideolojilerin taşıyıcı araçları olarak yetişiyor, coğrafyamızı işgal ve istilaya açık hale getiriyor, düşünce dünyamız da yeni kavramların istilasına uğruyor fakat bize “hatayı kendimizde aramalıyız” fikri dayatılıyordu. Her bir durumda hatayı kendimizde aramalıyız dayatmasına maruz kaldığımız için zihin dünyamızda katliam yaptığımıza dair şüphelere de yer açılmıştı. Barbarlık vurgusunu da hatırlamak gerekir. Geçmişte Batı’nın doğrudan temsilciliğine soyunan yapılar hegemonya araçları olarak etkili olmuştu fakat zihin dünyamızı istila edememişlerdi. Bu sebeple yeni kavramların düşünce dünyamızı istila etmesinde muhafazakâr yapılara büyük iş düşüyordu. 2015’e doğru giden süreçte FETÖ’cüler, Ermeni tezlerini liberal ideolojinin kavramlarıyla dillendirmiş ve dönemin ruhuna uygun olarak güçlü bir itiraz ile karşılaşmamışlardır. Çünkü aynı dönemde laik-anti laik gibi yapay gerilim alanları yeniden inşa edilmiş, muhafazakâr bağımlı yapıların yeni kavramlarla düşünce dünyamızı istila etmesine uygun bir zemin oluşturulmuştu.

ABD başkanının Ermenilerin soykırım iddialarını resmî olarak sahiplenmesi ve dillendirmesinden sonra yeni bir dönemin başladığını söyleyebiliriz. Coğrafyamızdan devşirilmiş PKK ve FETÖ gibi bağımlı yapıların, yurt dışında Ermeni lobileriyle birlik olduğu konusunda şüpheye mahal yok. Bu gruplar da bağımlılık ilişkileri çerçevesinde devşirilmiştir.

Tanzimat Fermanı’nda yer alan ideolojik müdahale ile inancımızdan şüphe duymamız engellenmişti. Bu sebeple emperyal çağ olarak literatüre geçen 19. yüzyılda, Batı karşısında fikrî olarak çözülmedik. Bu sebeple Birinci Dünya Savaşı’nda muhteşem bir savaş verdik. Türk milleti İslam davası uğrunda, İslam idealleri ile büyük bir cihada girdi ve kaybetti. Bu savaşta kaybeden, aynı zamanda, İslamcılık ideolojisidir. Batı karşısında bu kadar güçlü bir direnç göstereceğimiz asla tahmin edilmiyordu. Büyük bir devlet tarihe karıştı fakat Fransa, İngiltere ve Rusya bir daha eski güçlerine ulaşamadı. Bu savaşta Ermeni komitacılar da sömürgecilere aracılık etti.

Aynı mücadelenin bugün de devam ettiğini görüyoruz. Ne Ermeni komitacıları, ne PKK unsurları ne FETÖ’cüler Biden’ın arkasına sığınmasın.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.