Bismillah

04:0017/09/2018, Pazartesi
G: 17/09/2018, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

Faruk Nafiz’in Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ının on yıllık ayrılığa çıktığı günlerdir. Müslüman Türk evladı Balkanlar’da devam eden yangını da söndürmek zorundadır. Bu zor günlerin manasını hakkıyla anlayanlardan biri de Kafkasya Türklerinin genç şairlerinden Ahmet Cevat’tır. Daha yirmi yaşında Kafkasya Dağları’ndan kopup gelmiş, bu savaşa katılmıştır.Birinci Dünya Savaşı başladıktan sonra Osmanlı’nın da savaşa girmesi an meselesidir. Bizim bugünden bakarak o günlerin ruh hâlini anlamamız çok kolay

Faruk Nafiz’in Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ının on yıllık ayrılığa çıktığı günlerdir. Müslüman Türk evladı Balkanlar’da devam eden yangını da söndürmek zorundadır. Bu zor günlerin manasını hakkıyla anlayanlardan biri de Kafkasya Türklerinin genç şairlerinden Ahmet Cevat’tır. Daha yirmi yaşında Kafkasya Dağları’ndan kopup gelmiş, bu savaşa katılmıştır.



Birinci Dünya Savaşı başladıktan sonra Osmanlı’nın da savaşa girmesi an meselesidir. Bizim bugünden bakarak o günlerin ruh hâlini anlamamız çok kolay değil. Hem olayların üzerinden çok zaman geçti hem de asırların tozlarını kaldırma heyecanı büyük mağlubiyetin küskünlüğü ile unutuldu. Ahmet Cevat da Kafkasya Türkleri-Müslümanları için büyük bir beklenti içindeydi. Kasım 1914’te yazılmış meşhur “Çırpınırdı Karadeniz” başlıklı şiirini başka bir ruhla okuduğumuzda anlamak çok zordur. Osmanlı Kafkasya’yı da halas edecekti.

Şiirde geçen “ayrı düşmüş dost elinden, iller var ki çarpar sinem” dizeleriyle “fırtınalar dursun yana, selam Türk’ün bayrağına!” dizeleri 1914’ün Kasım’ında Anadolu Türk’üyle Kafkasya Türk’ünün kaderinin birbirine derinden bağlı olduğunu gösterir. Osmanlı ordusu aşılmaz Kafkas Dağlarını bu defa da geçemez. Fırtınalar bir yana durmaz. Onun için Kafkasya Marşı’nda “kader böyleymiş ey garip ana, canım feda olsun güzel vatana” denilmiştir.

Kafkasya’da Türk harbi için birçok söz söylenmiştir. Bunlar arasında harbin gereksizliği, Enver Paşa’nın hayalperestliği, Turan hayali ve sair başta gelir. Fakat 1917 Kasım’ında yaşanan Rus İhtilali Kafkaslar’da yeni bir sayfanın açılmasına sebep olur. Ruslar bütün cephelerden çekilmeye başlar. Ruslar Kafkasya’yı boşaltırken Ermenileri silahlandırırlar. Ermeni çeteleri büyük bir katliam hazırlığındadır. Savaşta müttefikimiz olan Almanlar da dâhil olmak üzere büyük devletler Bakû petrollerinin peşindedir. Üçüncü Ordu Karargâhı’na gelen Kafkas heyeti Osmanlı’dan yardım ister. Ermenilerin katliam hazırlığını bildirirler.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında Kafkas Cephesi’nde Ruslara esir düşen bir Osmanlı teğmeni de heyette bulunduğu ve bölgede yaşanan askerî gelişmeler hakkında ayrıntılı bir rapor verdiği için Kafkasya heyetinin talebine olumlu bir cevap verilir. Yeni bir ordu kurulur: Kafkas İslam Ordusu. Ordunun başına da o zaman gencecik bir subay olan Nuri (Killigil) Paşa getirilir. Nuri Paşa o zaman yirmi sekiz yaşındadır.

Kafkas İslam Ordusu’nun kuruluşu süratle tamamlanacaktır. Nuri Paşa 25 Mayıs 1918’de Musul üzerinden Gence’ye ulaşır. 28 Mayıs’ta bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşu bütün dünyaya ilan edilir. Bu tarihte Bakû’yu işgal etmiş bulunan Ermeni ve Rus Bolşevikler, batı yönünde Gence’ye doğru ilerlemektedir. Amaçları bütün Azerbaycan’ı ele geçirmektir. Kafkas İslam Ordusu da doğu istikametinde Bakû’ya doğru ilerlemeye başlar. Kafkas İslam Ordusu Gence Ermenilerini silahsızlandırır; Gökçay, Salyan, Aksu, Kürdemir ve Şamahı’da haziran ve temmuz aylarının sıcağına rağmen büyük kahramanlık gösterir; nihayet Bakû önlerine varır. Kafkas İslam ordusu daha ağustos başında Bakû’yu kuşatmış olmasına rağmen asker ve cephane bakımından inanılmaz bir sıkıntı yaşamaktadır. Destek kuvvetleri geldikten sonra 14 Eylül 1918’de Kafkas İslam Ordusu son hücuma kalkar. “Bismillah, 1918 15 Eylül’de, Bakû’nun düşmandan halâsına müteveccih hücumu tes’iden, o zaman inşad edilmiş samimi bir neşidedir.” (Şiir ve tırnak içindeki cümle TEAS PRESS tarafından yayımlanan dört ciltlik Yeni Kafkasya’nın ikinci cildinden iktibas edildi.)

Çırpınırdı Karadeniz büyük bir yürek çarpıntısı ile yazılmıştı ama umulan gerçekleşmemişti. Bir bölümünü alıntıladığımız “Bismillah” yeni bir başlangıç anlamına gelir:

Bismillah

Atıldı dağlardan zafer topları

Yürüdü ileri, asker bismillah.

O Hansarayı’nda çiçekli bir kız,

Bekliyor bizleri zafer bismillah.

Ey dövünen yürek, dumanlı şehir

Bilir misin bu zor gürültü nedir?

- Aç sisli koynunu, ordumuz gelir

Nişanlın koynuna girer bismillah

Ey harbin talihi bize yol ver, yol!

Sen ey güzel deniz, gel, Türk’e ram ol!

Sen ey sağa, sola kılıç vuran kol!

Kollarına kuvvet gelir bismillah.

Ey Bakû sen korkma, geldik geleli

Senin için atıldık daim ileri.

Sağ kalanlar annelere teselli,

Şehitlerin ruhu güler bismillah.

(…)

#​Faruk Nafiz
#Azerbaycan
#Türkiye