
Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremleri yüzyılın felaketi olarak tanımladık. Felaketin boyutlarını tahmin etmek bile zor. Kuşkusuz bütün bir ülkeyi saran acı, yakın coğrafyamızı da derinden etkiledi. Türk ve Müslüman ülkelerin yanı sıra farklı din ve kültürlerden ülkelerin harekete geçtiklerini gördük. Sınırlar aşan dayanışma örnekleri, depremden önceki zamanlarda, milletimizin içinde yer almaktan iftihar ettiği yardımlaşma faaliyetlerinin bizleri başka coğrafyalara bağladığını gösterdi. Bu faaliyetlerin içinde yer almakla doğru yapmışız. Bunu, onların da bizlere yardım ettiğini gördüğümüz için dile getirmiyorum. Bu, gönülden bir bağlılığa işaret eder. Dünyanın farklı bölgelerinde bizlerle aynı duyguyu paylaşan insanların yaşadığını bilmemiz hakikaten çok önemlidir. Ne kadar umutlansak azdır.
Ne yazık ki yaşadığımız kara günleri fırsata çevirmek için hazırda bekleyen ülkelerin ve grupların varlığına ve faaliyetlerine de yakından tanık oluyoruz. ABD’ye ait uçak gemisi USS George H.W. Bush’un deprem felaketinden sonra Türkiye’ye doğru harekete geçmesi hayra alamet değildir. Bir uçak gemisi ile Türkiye’ye savaş açmayacaklardır fakat yardım amaçlı gelmedikleri de çok açıktır. Depremden önceki zıtlıkları bir kenara bıraktıklarını düşünmemiz için bir neden yok. Tam aksine, durumdan vazife çıkardıklarını ve uçak gemisini bir tehdit unsuru olarak sahaya sürdüklerini söyleyebiliriz. Bunu içerideki gerilimlerin şiddeti ile de ilişkilendirebiliriz.
FETÖ’cülerin Türkiye ile bağlarının neredeyse tamamen koptuğunu söylüyoruz. Özellikle 17-25 Aralık’tan sonra FETÖ’cüler Türkiye için bir dış tehdit olmaya başlamıştı. Bunlar, Batı Avrupa devletleri ve ABD ile bağımlılık ilişkisi içinde bir gruptu. Zaten bu sebeple FETÖ’yü ve benzer grupları bağımlı yapı olarak tanımladık. Bu yapılar emperyal merkezlerin çevre ülkelerle eşit olmayan ilişkilerinin düzenlenmesinden doğmuştu. Bu sebeple Türkiye’nin yerlilik ve millîlik hamlelerine karşıtlık oluşturdular. Emperyal merkezlerin müdahale araçları olmakta bir sakınca görmediler ve 15 Temmuz’da iç işgal teşebbüsünde bulundular. Bu zaman zarfında da sürekli dışarıya kaçtılar. Zaman içinde din, coğrafya, millet ve dil bağlarını tamamen yitirecekleri çok açıktır. FETÖ’cüler emperyal merkezlerin çıkarları doğrultusunda deprem felaketinde dahi yapacaklarından geri durmadılar. Bu durum PKK için de geçerlidir. Yalan haberleri ve sahada meydana gelen örgütlü faaliyetleriyle Türkiye üzerinde bir hayalet gibi dolaşıyorlar.
Peki, Türkiye devlet olarak varlığını ortaya koyarken bunların amaçlarına ulaşabilecekleri bir zayıflık durumu oluşur mu? Eğer, millet olarak bu ülkeye dair inançlarımızdan vazgeçseydik böyle bir soruya üzülerek evet cevabını vermek zorunda kalırdık. Herhâlde en kötüsü bu ülkeye dair inançlarımızı kaybetmemizdir. Bu örgütlerin amaçlarını, bütün yönleri ile ben de sorguluyorum ama yarı yolda bırakma düşüncesini zihnimize yerleştirmek istediklerinden hiç şüphem yok. Bu ülkeye ve coğrafyamıza dair bütün iddialarımızdan vazgeçmemizi dört gözle beklediklerini gösteren örnekler çoktu. Her durumda kendilerini açık etmekten çekinmediler ve çekinmeyecekler. Açıkçası içeridekilerin dışarıdakilerden daha zalim olduğunu gösteren birçok hadise yaşıyoruz. Vazgeçmemizi istediklerini bu örneklerden çıkarıyorum. Zihinsel bir yorgunluk oluşturarak bıkkınlığa sebep olmak istedikleri bir durumu bir daha yaşıyoruz.
Bütün bunlara rağmen son on yılda her zorlu durumda şahit olduklarımızı bir daha yaşıyoruz. Sayın Erdoğan’ın bu ülkeye dair inançlarımızın afakî olmadığını göstermek adına felaketin tam merkezinde, yıkıntıların arasından bütün dünyaya seslendiğini görmemiz hakikaten çok önemlidir. Her şeyi üstlendiğini söylüyor ve oradan ayrılmıyor. Bir yıl içinde yeniden yapacağız derken hiç kuşku yok ki sadece harap olan binalarla ilgili bir iddiayı dile getirmiyor. Yılgınlık yok, vazgeçmek yok, yarıda kalmak yok, düşüp bırakmak yok! Böyle bir zamanda bütün bir milletin tek bir yumruk hâlinde bunu ispat ettiğine inanıyoruz.
Bu kara günlerin gelip geçici olduğunu geçmişteki örneklerden biliyoruz. Zorluklardan sonra kolaylıkların geleceğine olan inancımız tamdır. “Bu da geçer ya hû” sözü asırların tecrübesini yansıtır ve teslimiyet imanın tezahürüdür. Kuşkusuz, bunu edilgen bir duruş olarak görenler çıkmıştır fakat bu sözün içindeki vazgeçmeme hâlini görmek için de teslimiyet gerekir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.