Büyük karmaşaya büyük hazırlık

04:0026/11/2018, Pazartesi
G: 26/11/2018, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarınsında bugün olduğu gibi bilgi ve teknolojinin geliştirilmesi adına yapılan önemli işler vardı. Osmanlı, Batı karşısında pasif bir durumda değildi, kendi içinde önemsenmesi gerekli bir direnç söz konusuydu. Eğitim alanında yapılan ıslahatların ve bu yüzyılın son çeyreğinde demir yolu çalışmalarının çok önemli sonuçları olmuştu.Kuşkusuz aynı yüzyılda emperyalizmin küresel çapta büyük atılımları yaşandı. Batı, kendi dışında kalan bütün coğrafyalarda hâkimiyet kurdu.

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarınsında bugün olduğu gibi bilgi ve teknolojinin geliştirilmesi adına yapılan önemli işler vardı. Osmanlı, Batı karşısında pasif bir durumda değildi, kendi içinde önemsenmesi gerekli bir direnç söz konusuydu. Eğitim alanında yapılan ıslahatların ve bu yüzyılın son çeyreğinde demir yolu çalışmalarının çok önemli sonuçları olmuştu.



Kuşkusuz aynı yüzyılda emperyalizmin küresel çapta büyük atılımları yaşandı. Batı, kendi dışında kalan bütün coğrafyalarda hâkimiyet kurdu. Osmanlı’nın kendini yenileme çabaları, bilgi ve teknoloji sahasında çok hızlı ilerleyen Batı’nın saldırgan siyaseti karşısında uzun dönemli ve kalıcı sonuçlar doğuramadı. Her bir emperyalist devletin farklı yönden saldırısı Osmanlı’yı yorgun ve bitkin hâle getirdi. Arada çok önemli kalıcı adımlar atılsa da sonuç değişmedi.

Bugün olduğu gibi o dönemde de Bağdat ve Hicaz demir yolları Doğu ile Batı arasında hızlı ve ucuz ticaret yolları anlamına geliyordu. Bir ucu Macaristan ovalarına diğer ucu da Fars körfezine uzanan demir yolları, alternatif yabancı sermaye olanakları ile hayata geçirilmek istendi. Alternatif yabancı sermaye tek taraflı bağımlılık ilişkisinin mutlak sonucu olan mutlak bağımlılığı ortadan kaldırabilecek imkân olarak görülüyordu. Bu sebeple Anadolu’nun tam ortasından, doğu batı istikametinde ve batı güney istikametinde boydan boya geçecek demir yolları heyecan yaratmıştı. Rusların Trans Sibirya demir yolu ve yine Hazar ötesine, İran üzerinden Hindistan’a ulaşma hedefini güden demir ve karayolu çalışmaları çok önemliydi. Yeni yollar Çarlık Rusya’sı için en önemli atılımlardan biriydi ve çok çeşitli alanlarda olumlu sonuçlar doğurdu. Aynı şekilde Osmanlı da demir yolu çalışmalarına geç de olsa başlayarak Anadolu’yu merkez haline getirmek istedi.

Önceleri İngiliz ve Fransız sermayesi yeni yolların yapımında etkiliydi fakat II. Abdülhamit döneminde demir yollarının yapımında Alman sermayesi öne geçti. Bunu Almanların tek taraflı bir atılımı şeklinde değerlendirmemek gerekir. Ortadoğu ve Kafkasya-Bakû petrollerinin önem kazandığı bir dönemde İngiliz ve Fransız sermayesinin rakipsiz kalması Osmanlı’yı çok daha müşkül bir duruma sokacaktı.

Eğitim alanında atılan adımların semeresiyle Osmanlı’nın kendini yeniden üretebilecek bir dinamizm yakalaması kaçınılmaz bir sonuçtu. Fakat yukarıda belirtmeye çalıştığımız gibi Anadolu’nun tekrar bir ticaret merkezi olma yolunda ilerlemesi belki de büyük savaşın daha da erkene alınmasına yol açtı. Dönemin Osmanlı aydınlarının yeni yol çalışmalarına ilgi duymaması şaşırtıcıdır. Hâlbuki İstanbul dışında Mısır’dan Arap Yarımadası’na, Fars Körfezi’nden Kafkaslara uzanan bir genişlikte hareket kabiliyeti artmaktaydı. Ticarî, sınaî ve ilmî sahalarda ilerleme söz konusu olabilirdi. Münevver sınıf için dünyada olup bitenleri görme ve karşılaştırma şansı doğmuştu. Ne yazık ki o dönemin aydınları arasında yönünü Batı’ya çevirenler çoktu. Memleketteki gelişmeler karşısında kılı kıpırdamayan bir tabaka söz konusuydu. İngiliz büyükelçiliğine giderek Transval Savaşı’nda İngiltere’nin zafer kazanması için duacı olduklarını bildirmekten utanmayan aydınlar, Anadolu’yu yeniden merkez kılabilecek atılımlara ilgisizdi.

Osmanlı’nın son döneminde yaşanan hadiseleri mutlak bir çöküşe doğru giden olaylar zinciri şeklinde değerlendirmek çok doğru değil. Bu yöndeki bir cümle, sadrazamlık da yapmış Ahmet İzzet Paşa’nın hatıratında geçer. Paşa’nın, hadiseler karşısında başka türlü tavır takınılsaydı çöküşü durdurabilirdik, mahiyetinde bir cümlesi vardır. Cümleyle karşılaştığımda epeyce sarsılmıştım. Çünkü o zamana kadar Osmanlı’nın çöküşünü durdurulamaz mutlak bir kader şeklinde öğrenmiştik. Yıllar geçtikçe bu cümle benim için daha anlamlı hâle geldi.

Osmanlı kendisiyle birlikte tüm dünyayı sarsacak gelişmelere karşı hazırlık sürecindeydi. Devre hâkim olan atalet ve vurdumduymazlık, Balkanlarda ve Arap Yarımadası’nda baş gösteren isyanlar, yabancılarla işbirliği muhteşem bir mazinin gölgesinde yaşayan koca imparatorluğu büyük savaşta mağlubiyete sürükledi. Ordularımız, bugün haritada yerini göstermekte zorlanacağımız uzaklıktaki coğrafyalarda son bir çırpınışla destanlar yazdı, fakat gücümüz yetmedi. Çünkü bu mücadeleyi sürdürebilecek bilgi, eknoloji ve sermayemiz yetersizdi.

Bugün dünya büyük karmaşaya doğru sürükleniyor. Yüz yıldan fazla bir zaman önce başlayan büyük mücadelenin benzeri tekrar yaşanmaktadır. Fakat bu defa büyük savaştan önceki gibi çaresizlik içinde değiliz. Büyük hazırlık dönemi yaşıyoruz.

#İngiltere
#Osmanlı İmparatorluğu