
Bizde 19. yy.’ın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan fikir hareketlerinin ortak özelliği Türkiye eksenli olmasıdır. Bu durum İslamcılık için de geçerlidir. Kırım Savaşı’ndan sonra kolonyalist Avrupa devletlerinin hâkimiyeti altında yaşayan Müslüman toplumlar, hilafet merkezine gelerek Abdülaziz’den yardım talep etmişlerdir. Bu, Kemal Karpat’a göre, İslamcılığın ortaya çıkmasında çok önemli bir faktördür. Türk düşünce tarihinde derin izler bırakan diğer hareketler için de
Türkiye bir eksendir. Çin hâkimiyetine karşı mücadele eden Yakup Bey için de İstanbul’dan yardım talep etmek gayet tabiî bir durumdu. Aynı dönemde İmparatorluk coğrafyasının merkezinde de beka sorunu vardı.
Osmanlıcılık, milliyetçilik ve Batılılaşma ya da yenileşme faaliyetleri için İstanbul’un merkez olmasında şaşılacak bir durum yok. Üstelik beka sorunu bütün coğrafyayı derinden etkilemekteydi. Bu sebeple hilafet merkezinin fikir hareketlerine mekân olması ve bu hareketlerin birbirini etkilemesi kaçınılmaz bir durumdu. İstanbul hem entelektüel hem de siyasî bir merkezdi. Aynı yıllarda İstanbul kadar olmasa da Kazan ve Kahire de birer merkez olarak işlev görmekteydi. Bu iki şehir birer entelektüel merkez olarak düşünce dünyamız üzerinde kalıcı izler bırakmıştır. Fakat her iki şehir için İstanbul’un ayrıca bir merkez olduğu da bilinmektedir. İslamcılık düşüncesinin ortaya çıktığı dönemde Şeyh Cemalettin’in 1870’te Abdülaziz’in daveti üzerine İstanbul’a gelmesi üzerinde pek durulmamıştır fakat bu, dikkat çekici bir hadisedir. İslamcılık düşüncesini İstanbul merkezli olarak düşünmemizde bir sakınca yoktur. İslamcılık düşüncesinin gelişimindeki farklılıkları göz önünde bulundurduğumuzda da durum değişmez.
Usul-i cedit hareketini Türk dünyasının dirilişindeki rolü ile anlamak mümkün olabilir. Bu hareket de İstanbul merkezliydi. İsmail Gaspıralı’nın öncülüğü ile Kırım Türkleri arasında rağbet kazanan yeni yaklaşım, kısa bir zamanda Türk dünyasında kabul görmüştü. Böylelikle yeni bir entelektüel kuşak ortaya çıktı ve bu kuşağın temsilcileri düşünce hayatımız üzerinde silinmez izler bıraktı. Gaspıralı ile Bahçesaray da merkezler arasına girdi.
Bugünden geriye doğru bakıldığında İstanbul’un sadece Türkler ve Müslümanlar açısından bir merkez olmadığını daha iyi görebiliyoruz. O dönemde savunma hatlarına çekilmekten kaynaklanan bir güven sorunu vardı. Hadiseler bu duyguyu beslemekteydi. Üstelik galiplerin yanında saf tutan bölgesel güçler coğrafyayla ilgili düşüncelerimizi temelinden sarsmaktaydı.
Bugün Ukrayna Savaşı ile gözler yeniden Türkiye’ye çevrildi. Gelişen hadiselerin artık gerilerde kaldığını düşündüğümüz ruh hâllerini hatırlatmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Geçmişte üzerine söz söylenen Türkiye idi. Hasta adam olarak görülüyorduk. Bugün doksanların başındaki olumsuzluklar dahi gerilerde kaldı. Dolayısıyla coğrafî çözülmenin sınırları zorladığı ve çöküşe sebep olduğu dönemlerde ortaya çıkan savunma psikolojisinden daha farklı bir durumu yaşadığımız açıktır. Türkiye, Kafkaslara ve Balkanlara olduğu gibi Karadeniz’in kuzeyine de güven telkin etmektedir. Bu da geçmişte olduğu gibi Türkiye merkezli fikirlere yeniden yoğunlaşmak gerektiğini gösterir. Şartların önemli ölçüde değiştiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla geçmişin yaklaşım biçimleri ile bugünün olayları anlamak mümkün olmayacaktır.
Örneğin İkinci Karabağ Savaşı’nın başladığı günlerde birtakım çevrelerde Rusya’nın yeniden Kafkasya’ya yerleşeceği korkusu oluşmuştu. Yirminci yüzyılın hem başında hem de sonunda Balkanların ve Kafkasların yaşadığı büyük sorunlarda Ruslar birinci dereceden rol oynamıştı. Bu olayların toplumsal hafızda derin izleri vardır. Bu sebeple İkinci Karabağ Savaşı’nda Kafkasya Türklerinin aynı sorunlarla tekrar yüzleşeceğine dair bir korkunun ortaya çıkması anlaşılır bir durumdu. Fakat birkaç gün içinde durumun eskisi gibi olmadığı anlaşıldı. Buna rağmen fikrî bakımdan bir değişim yaşanmadı. Ukrayna Savaşı’nda benzer yaklaşım biçimlerinin tekrar harekete geçtiğini görüyoruz. Bunu psikolojik sebeplerle izah etmenin doğru olmadığını söyleyebilirim.
Çözülme dönemlerinin gerilimlerini yoğun bir şekilde yaşayan coğrafî, siyasî ve entelektüel merkezlerin birtakım fikir hareketlerine mekân olması gayet tabiî bir durumdu. Bugün de farklı düzeylerde Türkiye’nin yine merkezî bir rol üstlendiğini görüyoruz. Türkiye coğrafyanın bütün unsurları için yeniden bir eksen olarak görülmeye adaydır. Bu da geçmişte olduğu gibi yeni fikirlerin ve hareketlerin önünü açacaktır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.