
Miçotakis’in ABD Kongresi’ndeki konuşması, iki yüz yıl sonra Yunanistan’ın Türkiye karşıtlığı bakımından hemen hemen hiçbir değişim geçirmediğini gösterdi. İki yüz yıl önce Osmanlı’ya isyan ettiklerinde de Batı Avrupa’nın kolonyalist yayılmacılığına bel bağlamışlardı. Bugün elbette Osmanlı hâkimiyetinde yaşamıyorlar fakat Türk karşıtlığı değişmediği için hemen hemen aynı ülkelerin teşviki ile Yunanistan’ın çok kolay sahaya atıldığı anlaşılıyor. Hâlbuki iki yüz yıl önce olduğu gibi Batı Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin coğrafyamızın genelindeki emellerine hizmet etmiş oluyorlar. Fakat bu defa geçmişte olduğu gibi başarıya ulaşamayacaklarını kendileri de çok iyi biliyorlar.
1820’lerden itibaren Batı Avrupa ülkeleri edebiyatında Yunan etkisini muhakkak kolonyalist yayılmacılık bağlamında ele almamız gerekir. Romantik edebiyatın Hayalî Doğu’sunun Mora Yarımadası’ndan başladığını söylersek herhâlde yanılmış olmayız. Aşırı duygusallık, macera tutkusu, kahramanlık isteği gibi kavramları Doğu’da kendini gerçekleştirme arzusu ile birlikte düşündüğümüzde kolonyalist yayılmacılığın kapsamı hakkında bir fikre ulaşabiliriz. Fakat Yunan aydınlarının ve siyasetçilerinin Batı’ya teslim olduklarını dile getirdiğimizde coğrafyanın geneline sirayet eden bağımlılık ilişkilerini ortaya çıkarmış olmuyoruz. Genel olarak gayr-i Müslim ahali içinden seçkinler zümresinin meydana getirilmesiyle başlayan bağımlılık ilişkileri, din ve millet sınırı tanımadan genişledi. Bağımlılık ilişkileri içine girenler sadece Osmanlı Rumları değildi. Bu sürecin günümüze kadar devam ettiği ve nihayetinde dini grupları da içerdiği çok açıktır.
Lord Byron, isyana katılan Yunan terör gruplarının Türk ve Müslüman ahalide dehşet duygusu uyandırma isteğine şahit oldu. Bu gruplar açıkça katliama giriştiklerinde Byron ne düşündü tam olarak bilmiyoruz fakat Batılı kamuoyu nezdinde yürütülen Türk ve Müslüman karşıtı kampanyaların etkisi günümüze kadar devam etti. ABD’nin Irak’ı işgali ile başlayan yeni dönemin eskisinden hiçbir farkı yoktu. ABD’liler de coğrafyamızı yeniden işgale kalkıştıklarında hem romantik söylemi benimsemişler hem de Mora Yarımadası’nda olduğu gibi kendileriyle birlikte hareket edecek topluluklar bulmuşlardı. Kolonyalist yayılmacılık 19. yüzyılda zirveye ulaştığı için Batı edebiyatında bir başarı hikâyesi ve devamlılık zinciri oluşabildi. Bugün ise onlar adına benzer bir başarı hikâyesi oluşacak mı?
Doğu’nun limanları söz konusu olduğunda üstü örtük bir şekilde olsa da Fenike şehirlerine telmih yapıldığını söyleyebiliriz. Doğu Akdeniz oldukça geniş bir bölgedir fakat bu genişliği coğrafî derinliği hesaba katarak düşündüğümüzde jeopolitik açıdan önem arz eden yerlerin tespiti biraz daha zorlaşır. Bu durumda hangi açıdan realist tespitler yapılması gerektiği sorunu ortaya çıkar. Suriye’nin kuzeyi gibi Doğu Akdeniz’in olmazsa olmaz uzantılarında terör yuvaları inşa edildiğinde bir Avrupalı veya ABD’li gazetecinin, siyasetçinin PKK ve YPG’yi romantik ifadelerle kutsamasına elbette şaşırmamak gerekir. Aynı alanın hem ABD ve İngiltere için hem de bizim için hayatî bir önem sahip olması yeni romantizmin başarısını ya da başarısızlığını belirleyecek yegâne unsurdur. Türkiye, bu alanı terör gruplarına teslim etmeyeceğini en zor zamanında dahi gösterdi. 15 Temmuz gecesinin sabahına sağ salim çıkıldığında ilk iş olarak Türk ordusunun kahraman evlatlarının Cerablus istikametinde yola çıktığını biliyoruz. Bu, coğrafyanın derinliklerine sahip çıkma iradesinin yok edilemeyeceğinin en önemli göstergelerinden biriydi. ABD’nin yeni romantizmi Türk gerçeği karşısında hükmünü yitirmiş ve başarı hikâyesinde devamlılık zincirinin kurulamayacağı ortaya çıkmıştı. Mora Yarımadası’nda isyancı terör örgütlerinin katliamlarını görmezden gelerek romantik kahramanlara hayat verebilmişlerdi. Ortaya çıkan başarının edebî akımlara tahvil edilmesi artık zamanla ilgili bir sorundu. Fakat aynı rahatlık bugünün terör örgütleri söz konusunda olduğunda geçerliliğini yitirdi.
Türk ordusu, “bilim ve teknoloji”nin imkânları sonuna kadar kullanılarak inşa edilen terör yuvalarını yine “bilim ve teknoloji”nin imkânlarını sonuna kadar kullanarak yıktığında sadece yeni Batı romantizmi mi öldü? 2013’te Kahire sokaklarında “Batı’nın ahlâkî üstünlüğü”ne olan inanç sarsılmıştı. En büyük darbeyi Gezi Parkı olaylarında aldılar. 15 Temmuz 2016’da ise sadece FETÖ’cüler mağlup edilmedi. O gece Batı’nın coğrafyamızla ilgili bütün romantik hayalleri yıkıldı.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.