Davutoğlu niçin oy oranı ile altılı masayı tehdit etti?

04:2116/01/2023, Pazartesi
G: 18/01/2023, Çarşamba
Selçuk Türkyılmaz

Altılı masa bileşenlerinden Deva ve Gelecek partileri genel başkanlarının bugünkü çıkışları AK Parti’den ayrıldıkları ilk dönemlerden önemli ölçüde farklılıklar gösteriyor. Her iki liderin çok daha anlaşılır bir tutum takındığını söyleyebilirim. Hâlbuki hem Ali Babacan hem de Ahmet Davutoğlu özellikle 15 Temmuz 2016’da yaşadığımız darbe ve işgal girişiminin öncesinde ve sonrasında çok daha belirsiz bir muhalif kimliği ile öne çıkmıştı. Bu elbette doğal bir sonuçtu. Zira son iki yüzyılın en önemli

Altılı masa bileşenlerinden Deva ve Gelecek partileri genel başkanlarının bugünkü çıkışları AK Parti’den ayrıldıkları ilk dönemlerden önemli ölçüde farklılıklar gösteriyor. Her iki liderin çok daha anlaşılır bir tutum takındığını söyleyebilirim. Hâlbuki hem Ali Babacan hem de Ahmet Davutoğlu özellikle 15 Temmuz 2016’da yaşadığımız darbe ve işgal girişiminin öncesinde ve sonrasında çok daha belirsiz bir muhalif kimliği ile öne çıkmıştı. Bu elbette doğal bir sonuçtu. Zira son iki yüzyılın en önemli kırılma anlarından birinin yaşandığı bu dönemde siyasî aktörler yeni bir konumlanma arayışına girdiler. Muhalif kimliğinde karar kılmış olmalarına rağmen geleceğin belirsizliği onların üzerinde tahammülü zor bir yük oluşturmaktaydı. Belirsizlik kim kazanacak sorusuna net bir cevap verilememesinden kaynaklanıyordu. Bu belirsizlik iki partinin genel başkanlarının davranışlarına dahi yansımaktaydı. Bunun da bir sonucu olarak Erdoğan’dan ayrılma gerekçeleri üzerinde yoğunlaşmışlardı.

Yaklaşık iki yüz yıllık siyasî tarihimizin en önemli kırılmalarından birini 15 Temmuz 2016’da yaşadık. FETÖ’yü açıklarken elbette ortaya çıktığı dönemdeki ilişkileri bilmek gerekiyor. Fakat bu örgüte gerçek anlamını veren Birinci Körfez Savaşı’dır. Örgüt bu savaşın “saye”sinde açılan alanlarda yükselişe geçti. Sovyetler’in dağılmasından sonra Balkanlar, Kafkaslar ve Türkistan coğrafyası FETÖ’nün faaliyet sahasıydı. Açıkça ifade etmek gerekirse ABD ve İngiltere’nin etki sahasında FETÖ’ye alan açılmıştı. ’90’lardan sonra Türkiye’nin düzenli bir şekilde istikrarsız bir ortama mahkûm edilmesi de Birinci Körfez Savaşı’nın sonuçlarındandı. Bu da iki yüz yıllık tarihte çok önemli bir değişimin varlığına işaret eder. Artık Türkiye’de muhafazakâr kimliği ile öne çıkan gruplar da Batı ile ilişkilerin merkezinde yer almaktaydı.

Yakın coğrafyamızda yaşanan büyük kırılmaları göz önünde bulundurduğumuzda 1991’de Birinci Körfez Savaşı ile başlayan yeni dönemin, 15 Temmuz 2016’da kapandığını söyleyebilirim. Peki, geride kalan yirmi beş yıl, bir dönem olarak, onu diğerlerinden farklı kılan bütün özellikleriyle geride kaldı mı? Bu soruya evet demek mümkün değil. Çünkü FETÖ, örgütlü bir yapı olarak gücünü kaybetmiş olmasına rağmen yirmi beş yıllık dönemin inşa edilmesine zemin hazırlayan asıl bağlam çözülmüş değildir. Doğal olarak bu bağlamın bütün uzantıları da tarihe karışmış değildir. Fakat 15 Temmuz’un sarsıcı sonuçlarından kurtulmak onlar için de kolay değildi.

15 Temmuz 2016 sürecinde muhafazakârların muhalif kimliğini benimsemesi kolay olmadı. Bu sebeple Davutoğlu ve Babacan’ın da Erdoğan’ın karşısına geçmesi kolay değildi. Çünkü onlar da aynı bağlama yerleşeceklerdi. Doğal olarak, muhalif kimliği benimsedikleri ilk anlarda oldukça çekingen bir tavırla siyaset yürüttüler. Erdoğan ile yollarını ayırmışlardı fakat yeni bir gelecek kurgusu inşa edebilmek için ilişki ağlarını görünmez kılmaları mümkün değildi. Belirsizliğin her zaman işe yaramadığı bilinmesine rağmen muhafazakâr muhalifliği belirsizlik üzerine inşa etmişlerdi fakat bu dönemler artık geride kalmıştı.

Son dönemde hem Davutoğlu’nun hem de Babacan’ın siyasî çıkışları onların daha rahat bir tutum takındığına delalet eder. Bu da onların siyasî görüşlerine ve kişisel tutumlarına netlik kazandırabilir. Kendilerince geçmişin yükünden kurtulmaya başladıklarını dahi söyleyebiliriz. Nitekim Davutoğlu, partisinin yüzdelik dilimde kapladığı yerden dolayı istiskal edildiğinde olası bir başarı durumunda ortaya çıkabilecek krize işaret etti. Davutoğlu’nun hiçbir zaman özgüven kaybına uğramadığı yönündeki itirazı doğru bulmuyorum. O, AK Parti döneminde en yüksek oy oranına yükselme başarısını kendine mal ettiğinde özgüven ile konuşmamıştı. Davutoğlu altılı masa bileşeni olarak neredeyse ilk defa kendi adına konuştu ve hem yüzdelik dilimdeki yerini kabul etti hem de bu yerin önemini hatırlattı. Babacan’ın Türklük çıkışını da aynı çerçevede görmek gerekir. Artık kendi adlarına konuşuyorlar ve belirsizliği ortadan kaldırıyorlar. Bu çıkışlar eski bağlamın hâlâ çözülmediğini gösterir. Bu açıklamalar yüzdelik dilimdeki yere rağmen muhafazakâr muhaliflerin önemini ve benimsenen ideolojik kimliğin mahiyetini çok açık bir şekilde gösterir.

Türkiye yeni bir seçim sürecine girdi. Zaten öteden beri 2023’ün önemi üzerinde duruluyordu. Bu, gerilimi daha da yükseltecektir. Muhafazakâr gruplar bu gerilimin dışında kalamayacaktır. Sarsıcı ayrışmaların yaşandığı bir dönemde gruplar düzeyindeki direnç geçişlerin kolay olmadığını göstermişti. Seçim süreci onları da tercihe zorlayacaktır.

#Ahmet Davutoğlu
#Altılı Masa
#AK Parti