Dokuz ülkeye karşı on ülke üç kıta

04:006/02/2023, Pazartesi
G: 6/02/2023, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

ABD’nin kışkırtması ve yönlendirmesiyle Hollanda, İsviçre, İsveç, İngiltere, Almanya, Belçika, Fransa ve İtalya İstanbul başkonsolosluklarını güvenlik gerekçesiyle bir süreliğine kapattılar. Dokuz ülkenin bu tavrı Türkiye’de farklı kesimlerin tepkisine yol açsa da güvenlik gerekçesinin ne olduğu tam olarak anlaşılmadı. Anılan ülkelerin kirli tarihi düşünüldüğünde ve son dönemlerde özellikle de İslam’ın temel kaynaklarına yönelik çirkin saldırılar hatırlandığında Türkiye karşıtlığını sıradan ve dönemsel

ABD’nin kışkırtması ve yönlendirmesiyle Hollanda, İsviçre, İsveç, İngiltere, Almanya, Belçika, Fransa ve İtalya İstanbul başkonsolosluklarını güvenlik gerekçesiyle bir süreliğine kapattılar. Dokuz ülkenin bu tavrı Türkiye’de farklı kesimlerin tepkisine yol açsa da güvenlik gerekçesinin ne olduğu tam olarak anlaşılmadı. Anılan ülkelerin kirli tarihi düşünüldüğünde ve son dönemlerde özellikle de İslam’ın temel kaynaklarına yönelik çirkin saldırılar hatırlandığında Türkiye karşıtlığını sıradan ve dönemsel bir hadise olarak tanımlamak doğru değildir. Kolonyalizmi ve emperyalizmi Müslümanların ve coğrafyalarda yaşayan “tarihsiz halklar”ın kabahati ile açıklayanların, dinî kaynaklara yönelik saldırılar karşısında sessiz kalması elbette anlaşılır bir durumdur. Onlar buna kayıtsız kalsalar da bugünkü düşmanlıkları o kirli tarihin birikimleri göz önünde bulundurulmadan anlaşılmaz.

Doğu ve Batı çatışması gibi oldukça genel karşıtlıkların geçerli olduğu zamanlarda Avrupa ülkelerinin İslam coğrafyasına yönelik yeni işgal ve istila girişimlerine öncülük eden fikir adamları ve akademisyenler güçlü figürlerdi. Her ne kadar onların bugünkülerden farkı yok idiyse de oryantalist geleneğin içinden konuştukları zaman İslâm coğrafyasında dahi yankı uyandırırlardı. Bu sebeple dokuz ülkenin, İstanbul başkonsolosluklarını kapattığı bugünlerde Henry Barkey gibi istihbaratçı kimliği ile maruf bir şahsın adının öne çıkması dikkate değer bir durumdur. Bunun o ülkeler adına bir seviye kaybı olup olmadığı hususunu tartışmak hakikaten bizim işimiz değildir. Fakat Henry Barkey’in FETÖ ile “irtibat” ve “iltisak”ını bilmek ve bunu önemsemek bizim işimiz olmalıdır. Bu şahıs Graham Fuller ile birlikte FETÖ elebaşının dinî ve siyasî bir figür olarak Türkiye karşıtı bir güç olarak yapılanmasında önemli bir paya sahipti. Barkey, 2013 Gezi Parkı olaylarından itibaren Türkiye karşıtı faaliyetlerin içinde doğrudan yer aldı. Bu sebeple, ABD Dış İlişkiler Konseyi’nin yayın organı Foreign Affairs’te yayımlanan makalesinde, Barkey’in, Türkiye karşıtı tutumunu ileri bir seviyeye taşıması hiç de şaşırtıcı olmamıştır. Hatta 15 Temmuz’dan

sonra bu şahsın adını temize çıkarmak için hararetli tartışmalara girenler de makale dolayısıyla şaşırmamıştır. Çünkü herkes ne yaptığını biliyordu.

ABD, Hollanda, İsviçre, İsveç, İngiltere, Almanya, Belçika, Fransa ve İtalya’nın kirli tarihinden dem vurduk. Yaklaşık beş yüz yıllık Batı Avrupa hegemonyası açısından anılan ülkeler bir dizilim oluşturmaktadır. Bugün, bu hegemonyanın çatırdamakta olduğundan, hatta sistemlerinin kendi üzerlerine çökmekte olduğundan bahsedebiliyoruz. Doğrudan dinî kaynaklara yönelik saldırı gibi aslında aşağılanması gerekli bir eylemin, bütün toplumu sorumluluk altına sokacak şekilde genelleştirilmesi, çöküş temasının hiç de yabana atılmaması gerektiğini gösterir. Bu genelleme durumunun devşirme sistemine dâhil edilen bağımlı yapıları kapsıyor olması son derece önemlidir. Çöküş temasının onları da kapsaması hayatın cilvelerindendir. Daha şimdiden onlar da İslâm ile savaşmaya başlamışlardır.

ABD öncülüğünde ortaya çıkan dizilimin aksine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Nobel Barış Ödülü’ne aday olarak gösterilmesi için harekete geçen ülkeleri de bir dizilim olarak görebilir miyiz? Türkiye ile birlikte Erdoğan’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren on ülkeyi TBMM Başkanı Mustafa Şentop şu şekilde sıralamış: Pakistan, Endonezya, Macaristan, Japonya, Bangladeş, Cezayir, Umman, Mali, Gabon, Nijer. Sayın Erdoğan’ın ve çevresinin Nobel Barış Ödülü konusunda birtakım çekincelerinin olduğunu tahmin etmek zor değil. Buna rağmen Sayın Erdoğan’ın aday gösterilmesi, ödülün verilip verilmemesinden daha önemlidir. Erdoğan’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren bu ülkeler, böylelikle, Türkiye ile birlikte bütün dünyaya tam da bu dönemde büyük bir mesaj vermektedir. Bu açıdan, bu ülkeleri de bir dizilim olarak görebiliriz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Türkiye ile birlikte Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren ülkeler Orta Avrupa, Afrika ve Asya’dadır. Bu ülkeler farklı kıtalarda yer almaktadır. Dinî kimlik bakımından oldukça geniş bir yelpaze ortaya çıkıyor. Daha önce Türkiye’nin BM nezdinde Filistin hakkındaki girişimine verilen desteği göz önünde bulundurduğumuzda bugünkü tablonun değeri daha iyi anlaşılır. Aslında bütün dünya Batı Avrupa ülkelerine ve ABD’ye çok güçlü bir mesaj vermektedir. Fakat onlar da doğrudan dinî kaynaklara saldırmak sureti ile bütün dünyaya meydan okumaktadır. Bunu da ayrıca ele almak gerekir.

#ABD
#Konsolosluk
#Recep Tayyip Erdoğan
#Selçuk Türkyılmaz