Ebediyete akıp giden her yüz yılda

04:0024/04/2023, Pazartesi
G: 24/04/2023, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

WASP; Beyaz, Anglo-Sakson ve Proteston sözcüklerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Bu kısaltmanın bir kavram olarak kullanıldığını söyleyebiliriz. WASP, ABD’de belirli bir toplum kesiminin egemenliğini işaret eder. Bu egemenlik, en başından itibaren, Amerika’nın yerli kabileleri ve Afrika’dan köle olarak getirilen siyahları mı dışarıda bırakmaktadır yoksa Avrupa kökenlileri mi? Genel olarak birinciler akla gelir fakat Anglo-Sakson ve Protestan kavramları özellikle Avrupa kökenliler arasındaki

WASP; Beyaz, Anglo-Sakson ve Proteston sözcüklerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Bu kısaltmanın bir kavram olarak kullanıldığını söyleyebiliriz. WASP, ABD’de belirli bir toplum kesiminin egemenliğini işaret eder. Bu egemenlik, en başından itibaren, Amerika’nın yerli kabileleri ve Afrika’dan köle olarak getirilen siyahları mı dışarıda bırakmaktadır yoksa Avrupa kökenlileri mi? Genel olarak birinciler akla gelir fakat Anglo-Sakson ve Protestan kavramları özellikle Avrupa kökenliler arasındaki bir ayrıma işaret eder. Çünkü Avrupa kökenliler Vahşî Batı’ya doğru ilerlerken Amerika’nın yerlilerini, kültürleriyle birlikte önüne katmıştı. Onlardan geriye kalan bir iz dahi yoktu. Böylelikle vahşilere yönelik bir ayrım yapılmasına gerek kalmamıştı. Afrika kökenliler için uygulanan ayrım ise Amerika’nın yerlilerine uygulanandan oldukça farklıydı.

Onlar Avrupalılar gibi Amerika’ya kök salma hakkından zaten mahrumdu, doğal bir sınırla çevrelenmişlerdi. Dolayısıyla ABD’de dört temel sütun, Avrupa kökenliler arasındaki farklara yönelik güçlü bir vurgudur.

WASP kısaltması zaman zaman Türkiye’de de gündeme geldi. Hatta bu kısaltmanın Osmanlı’da ve günümüz Türkiye’sinde karşılığını arayanlar da oldu. Bu bağlamda Türk, Müslüman, Sünni, Hanefî ve hanedan üzerinde durulmuştur. Yer yer ilave kavramlar da gündeme getirildi. Örneğin bağlamı farklı olsa da Maturidîlik üzerinde durulduğunu da söyleyebiliriz. Fakat bu tür karşılaştırmaların gerekçeleri çok açık bir şekilde belirtilmediği müddetçe ciddî bir anlam karmaşasına yol açacağı gözlerden kaçmaktadır. Zira Avrupalıların kendi aralarındaki ayrımların ve başkalarına uyguladıkları ayrımcı politikaların karşılığını Türk ve İslam tarihinde bulmak kolay değildir. Örneğin dervişlerin inşa ettiği küçük küçük yerleşkeleri koloni olarak görerek Balkanlar’da kolonizatör Türk dervişlerini aramaya kalkmanın sonucu, tarihimize haksız bir şekilde “sömürgecilik” yaftasının yapıştırılmasıdır. Koloni ve sömürge kavramlarının birbirini karşılamaması gibi bir garabetin yol açtığı anlam karmaşasını sadece bu bağlamda ortaya çıkarmak bile oldukça öğreticidir. Avrupa ve ABD tarihini bizde aramak veya tarihimizi oraya adapte etmek ancak ve ancak entelektüel krizin derinliğini gösterebilir.

Entelektüel krizin derinliğini ve kapsamını görmek için geçmiş dönemleri incelemek elbette ufuk açıcı sonuçlar doğurabilir. Fakat geniş zamanlarda üzerinde çalışacağımız bir araştırma konusundan bahsetmiyoruz. Zira koskoca bir partinin genel başkanı “Alevî” kavramını siyasî bayrak olarak sosyal medya hesabından paylaşabiliyorsa entelektüel kriz siyasî hayata da sirayet etmiş demektir. Bu, bir ölçüde, siyasî bir tahkimat arayışı olarak görülüp önemsiz bir davranış olarak değerlendirilebilirdi. Fakat Ahmet Davutoğlu sosyal medya hesabında “Sünnî” bayrağını sallayınca meselenin farklı bir boyuta taşınmak istendiği ortaya çıktı. Açıkça ifade etmekte bir sakınca yok. Davutoğlu’nun çıkışı hem entelektüel hem de siyasî bir kriz arayışını işaret etti. Aynı kişinin deprem bölgesi ziyareti kapsamında Adıyaman’da mezhep eksenli bir çatışmadan korktuğunu ifade etmesi hayra alamet değildi. Tespit yapıldığına dair güçlü kanıtlar olmamasına rağmen kuşkuların ortalığa saçılmasını, seksen öncesinin karanlık günlerine telmih olarak kabul etmek gerekir. Nitekim kapılar açıldı ve sosyal medya hesaplarında bir başka karanlık dönem olan doksanların sembolleri gündemi meşgul etmeye başladı. Alevî-Sünnî karşıtlığını vurgulayan yazıların gazetelere

sirayet etmesini de krizin kapsamını genişletme çabası olarak görebiliriz.

Seçimi kim kazanacak sorusunun cevabını 14 Mayıs akşamında hep birlikte alacağız. Kuşkusuz geçmiş dönemlerde Türkiye’yi etkisizleştirmek isteyen haricî güçlerin oyunları sahada yansıma bulurdu ve kardeş kardeşe şüphe ile bakardı. Yetmişlerin ikinci yarısında ideolojik kamplarda çadırlara benzin dökenlerin bir kısmı hâlâ yaşıyor. Fakat öfke ile yangının üzerine gidenlerin çok önemli bir kısmı kullanılma suçunun ağırlığını bir ömür taşımak zorunda kaldı. Diğerleri ise ne pişman oldu ne de “günah çıkarttı”. Türkiye’nin aynı akıllara bir daha teslim olmayacağına inanmamız gerekiyor. Kardeş kardeşe şüphe ile bakmadığı zaman 14 Mayıs’ta kim kazanacak sorusunun cevabı önemini kaybedecek. İşte o zaman “ebediyete akıp giden her yüz yılda” diyebiliriz.

#WASP
#ABD
#Avrupa
#Politika
#Alevi
#Selçuk Türkyılmaz