
BM Genel Kurulu’na katılmak için Amerika’ya giden Erdoğan’ın çantasının dolu olduğu haberlere konu oluyor. Bu çerçevede özellikle Fırat’ın doğusundaki terör bataklığını kurutmak ve İdlip’e sıkışıp kalmış milyonlarca insanın can güvenliğini temin etmek için yapılması gerekli olanların öne çıktığı da belirtiliyor. Uzun zamandır Türkiye’nin uluslararası platformlarda yoğun bir gayret içinde olduğu bilindiği için bunda şaşılacak bir şey yok, denilebilir.
Fakat büyük ölçüde suskunlukla geçen yirminci asırla kıyasladığımızda dolu çanta metaforu Türkiye’nin başarmaya çalıştığı büyük işlere atıfta bulunur. Türkiye’nin haklı tezlerinin anlatılacak olması önemli bir şeydir fakat bunun kararlı ve güçlü bir duruşla deklare edilmesi başka bir şeydir. Arnold Toynbee, “ya kendi görüşlerini kabul ettirirler ya da onlara en yakın bir noktada uzlaşma olur” demişti. Bu cümle Osmanlı hariciyesi hakkında bir tespitti. Çantanın doluluğu bütün dünyaya söylenecek çok önemli tekliflerin olduğuna işarettir.
Osmanlı, ila-yı kelimetullah ile özdeşleşmişti. Bunun güçlü bir şekilde adaleti içerdiğini biliyoruz. Osmanlı barışının temelinde adalet vardı. Fakat bu kavramın Osmanlı’yı tanımlamak bakımından yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Çok önemli olmakla birlikte bu kavram, hâkim olunan topraklar üzerinde tesis edilen bir sistemi tanımlar. Oysa çok erken bir dönemde Osmanlı, Batı Avrupa emperyalizmine karşı direnebilmek için yardım isteyen Afrikalılara ve Asya’nın uzak bölgelerine dahi yardım elini uzatmıştı. Yardım elini uzattığı bölgeler hiçbir zaman hâkim olamayacağı “uzak topraklar”dı. Bu yardımları yaparken din ve millet ayrımı yapıldığını gösteren herhangi bir işaret yoktur.
Erdoğan “bir dakika” dediğinde de eli sadece Müslüman Filistinlilere uzanmış değildi. Üç dinin ortak mekânı olan Kudüs’te barış ve huzurun tesis edilmesi gayesinden uzaklaşıp sadece Müslümanlara sahip çıkıldığını gösteren bir işaret de söz konusu değildir. Kudüs’e yüzlerce yıllık kimliğini muhafaza ederek sahip çıkabilecek yegâne unsurun kimler olduğuna dair bir tartışmayı gereksiz görüyorum. Bunun için geçmişe bakmak yeterlidir. Bu durum Suriye’nin kuzeyi için de geçerlidir. Erdoğan, Davos’ta “one minute” dediğinde kimleri karşısına aldığını biliyordu. Böyle bir tavrı ancak haklı olduğunu bilen bir ülkenin lideri gösterebilirdi. Bu toprakların çocukları bütün bedelleri göze almanın ne demek olduğunu gayet iyi bilir.
Dünya beşten büyüktür, güç ile hedef arasındaki uçurumu gösteren en güzel örnektir. Kudüs oylamasında olduğu gibi bu uçurumdan hareketle herhangi bir devlet karşısında komik duruma düştüğümüzü kimse söyleyemez. Üye ülkelerin neredeyse tamamı Türkiye’nin yanında durdu. Amerika ve İsrail’in güçleriyle yalnızlıkları arasındaki uçurum da dikkat çekicidir. Dünya beşten büyüktür, yeni bir barış arayışının en güçlü ifadesiydi. Elbette çanta dolu olacak. Ya onda bulunan teklifler üzerinde ya da en yakın noktada uzlaşma sağlanıncaya kadar ısrarcı olunacağı anlaşılıyor. Çünkü o çantada sadece Suriyelilerin umutları yok. O çantada küresel güçlere Osmanlı barışıyla meydan okuyan Türkiye’ye, bütün kıtalarda beslenen ümitler var.
Çin de büyük güçler arasında yer alıyor. Hakeza Hindistan için de benzer sözler söyleniyor. Asya’nın nüfus, üretim, coğrafî genişlik ve diğer etmenlerle güçlenmeye aday ülkelerinden de Türkiye benzeri bir çıkış beklenmiyor. Zaten o ülkelerin böyle bir misyon yükleneceklerini gösteren herhangi bir işaret de yok.
Bütün yönlere baktığımızda hem adaleti hem de mazlumlara sahip çıkmayı başarmış ikinci bir medeniyet göremeyiz. Bu, insanlık adına bir kayıptır. Bugün en güçlü ülkeler, milyonlarca insanın ölümü karşısında sessizliğe gömülüyor. Bu, elbette tarihin akışı içinde kayıtlara geçen bir suskunluktur. Zira bu ülkeler daha dün, bütün insanlık karşısında değerlerinin üstünlüklerine olan inançlarını haykırıyor ve kazandıklarını düşündükleri zaferle insanlığın tarihini bitiriyorlardı.
Erdoğan, BM Genel Kurulu’na katılmak için Amerika’ya gidiyor. Çantası dolu, çünkü bir kavgası var. Bu ülkenin bütün dünyaya söyleyebilecek sözleri var. Başka milletlerin, ülkelerin, dinlerin ve kültürlerin umutlarını taşımak kolay bir şey değil. İdlip’te, Fırat’ın doğusunda, Kahire sokaklarında ve dünyanın birçok yerinde milyonlarca insan Türkiye’nin, Erdoğan’ın adımlarını takip ediyor. Bu adımlar, tarihin yeniden yazılması sağlayacak.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.