
Ortaya çıktığı dönemden itibaren FETÖ elebaşının etrafında kümelenen insanlar, dini temel almış olsalar da dinî çevrelerden uzak durmaya özen göstermişlerdir. Özellikle yetmişlerin ortalarından itibaren diğer gruplarla temas en aza indirgenmişti. Hatta bu dönemde düşmanlık derecesinde bir karşıtlık oluşmuştu. Bu, son derece stratejik bir tercihin yansımasıydı. Böylelikle örgüt içi dayanışmanın önü açılacak ve yeni kimlik kolaylıkla özümsenecekti.
İslâmî ilimler fakültelerinin ilahiyat fakültelerine çevrilme sürecinde fakültelerde eylemler yapılmıştı. İzmir’de yapılan eylemler sırasında muhafazakâr gruplar arasında var olan sürtüşmeler gün yüzüne çıkmış, FETÖ’nün diğer gruplarla arası iyice açılmıştı. İzmir’deki olayları bizzat yaşayanlardan dinlemiştim. FETÖ elebaşının kırmızı lüks bir araba içinden hadiseleri yönettiğini görenler, sürecin siyasî boyutuna da dikkat çekmişti. Sağı temsil eden partiden birkaç kişi ellerinde para dolu çanta ile bazı grupları dolaşmış ve onlardan eylemi sonlandırmalarını istemişti. Ertesi sabah kırmızı lüks araba o zamanki İslâmî İlimler Fakültesi’ne çok yakın bir yerdeydi.
Seksen sonrası karşıtlıkları çok yakından takip ettim. FETÖ elebaşı 12 Eylül’den sonra İzmir’de ilk defa bir camide vaaz verdiğinde adeta bütün kin ve nefreti ile başörtüsü eylemlerine katılanları suçladı. 1988’di ve ilk açık alan konuşmasında İslamcı gençliği karşısına almış, eylemlere katılanları töhmet altında bırakmıştı. Bu konuşmanın kamuoyu tarafından bilinmesi gerekiyordu. Aslında dönemin gazeteleri ertesi günkü sayılarında vaazın en önemli bölümlerini yayımlamıştı fakat konuşmanın tamamının bilinmesi gerekiyordu. Bir yıl sonra “İmza” dergisinde bu vaaz tam metin olarak yayımlandı ve adeta yer yerinden oynadı. Vaazın yayımlanma fikrinin ortaya çıkmasında, kasetin bulunması ve deşifre edilmesinde rol oynamaktan her zaman iftihar ettim. Fakat ortada bir terslik vardı. Bir yıl önce Hisar Camisi’ndeki siyasî vaaz tepki çekmemişti. Buna karşın “İmza” dergisi vaazı yayımlayarak FETÖ elebaşı hakkında olumsuz yargı oluşturmakla suçlanmıştı. Yeni dönemin ruhunu anlamak açısından bu olay çok önemliydi. “Zaman” gazetesini ele geçirdikten sonra algı yönetiminde ne kadar başarılı olduklarını göstermeye başlamışlardı.
FETÖ elebaşı bahsi geçen vaaz ile hem kamuoyunu İslamcı gençlik karşısında “bilinçlendirmiş” hem de grup içi dayanışmayı farklı boyutlara taşımak için diğerleriyle aradaki mesafeyi açmıştı. Bu, aynı zamanda örgütün yeni kimliğinin belirginleşmesi anlamına gelir. İslamcı gençlik ve İslamcı düşünce ile FETÖ arasında kalın duvarlar örülmüştü. Birkaç yıl sonra Tuncay Güney gibi çok önemli şahıslar (vip) da “Zaman” gazetesinde fiilen çalışmaya başladı. Bu derin yarılmanın hem içeriden hem de dışarıdan görülmemesi mümkün değildi. Fakat adı geçen gazete algı yönetimini kitlesel düzeye taşımıştı. Eğer bahsi geçen dönemleri anlamak istiyorsak örgüt tarafından çıkarılan “Sızıntı” gibi dergilerin yanında “Zaman” gazetesini de incelememiz gerekir. “Sızıntı” dergisi örgütün fikrî (itikadî) analizi için ne kadar önemliyse “Zaman” gazetesi de siyasallaşma ve küreselleşme süreçleri açısından o kadar önemlidir.
Sonraki yılları da kritik dönüm noktalarıyla birlikte tekrar tekrar işlemekte fayda var. Fakat bu yazıda ABD’nin Avrupa ülkeleriyle birlikte Irak’ı işgal ettiği günlerde örgüt elebaşının açıkça İsrailli çocuklar için sabahlara kadar gözyaşı döktüğünü ilan etmesi üzerinde kısaca duracağım. Onun, başörtüsü eylemlerine katılan gençlikle ilgili konuşmasının tepki görmemesi bir şekilde izah edilebilir. 12 Eylül öncesinin siyasî hareketlerine kuşku ile bakan bir toplum, başörtüsü eylemlerine de uzak durabilirdi. Nitekim FETÖ elebaşı da bu hassasiyetten yararlanmıştı. Fakat I. Körfez Savaşı günlerinde savaştan korkan İsrailli çocuklar için sabahlara kadar gözyaşı dökülmesinde yadırganacak boyutlar herhalde saymakla bitmez. Üstelik dönemin gazeteleri bu sözü de manşetten vermişti. Fakat inanılmaz bir sessizlik vardı. Peki, bu neden kaynaklandı?
FETÖ’nün en önemli özelliği birçok farklı unsuru aynı anda din şemsiyesi altına sığdırmış olmasıdır. Haçlılarla ilgili meşhur konuşmasındaki dinî coşkuyu gözle görebiliriz. Muhtemelen bu konuşma örgüt içinde dinî coşkuya yol açmıştı. Bu dinî coşku deneyiminin süreç içerisinde genelleştiğini düşünebiliriz. Böylelikle din dışı unsurlar dinî kimliğin parçası hâline getirildi. Olağanüstü nitelikler 15 Temmuz sonrasında da fark edilmedi. Bu da din dışı unsurların yaygınlaşmasının sonucudur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.