
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Londra’da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile görüşeceğinin kesinleşmesi üzerine müzakere edilecek muhtemel konular arasına FETÖ elebaşının Türkiye’ye iadesi de dâhil edildi. Bu iddiayı dile getirenler, gerekçelerini açıkça ifade etmedikleri veya dayanak göstermedikleri için ne söylenmek istenildiği tam olarak anlaşılmadı. Örneğin FETÖ elebaşının Türkiye’ye iadesi ile ilgili veya anılan terör örgütünün faaliyetleriyle ilgili yeni bir gelişme mi var sorusuna cevap verilmedi. Bu da kaçınılmaz olarak FETÖ bahsinin muğlaklığını pekiştiriyor. Türkiye’de FETÖ meselesi oldukça dar bir alana sıkıştırıldı. FETÖ elebaşının Türkiye’ye iadesi meselesi de bunu gösteriyor. Hâlbuki FETÖ, yurt dışında, geçmişte olduğundan çok daha farklı boyutlar kazanarak kendini yeniden üretiyor. İlgili gündemin muhakkak sorgulanması gerekir.
14 ve 28 Mayıs seçimlerinden önce yurt dışına firar eden FETÖ’cüler oldukça iddialı cümlelerle seçimden sonra Türkiye’ye döneceklerini dile getirdi. Kimi hesap sormak istedi kimi de yargılayacakları kişilerin kabarık listesini gündeme getirdi. Tehditler havada uçuştu. Dışarıdan bakıldığında böyle bir tehlikenin ortaya çıktığı da kabul edilecektir. Fakat bundan bağımsız olarak kastedilen dönüşün hiçbir zaman mümkün olmayacağını tespit etmek durumundayız. Zaten seçimden sonra yurt dışına kaçış ve sığınma talepleriyle ilgili haberler de gösteriyor ki tam aksi yönde bir hareketlilik var. Hatta bir yılın geneli göz önünde bulundurulduğunda ifade edilen rakamlar farklı olan durumu göstermeye yeter. Devşirme süreci zihnî olmaktan çıkmış, siyasî ve coğrafî sınırların ötesine geçmiştir. Bu sürecin gelecekte ne türden sorunlara yol açacağını bugünden tartışmak gerekmektedir.
FETÖ konusunun en başından itibaren farklı zeminlere taşındığını yaşayarak gördük. Bu durum günümüzde de devam etmektedir. Özellikle birtakım çevreler kişisel aklanma veya yükselme hırslarına araç kılarak FETÖ meselesinin farklı bağlamlarda gündeme getirilmesine sebep oluyor. Artık yeni bir Türkiye’nin ortaya çıktığına ve Türkiye Yüzyılı söyleminin gücüne inanmakla birlikte menfaat gruplarının kuvvetlendiğini ve hatta büyük bir değişim geçirmekte olduklarını da tespit etmemiz gerekiyor. Bu da eskiyle karşılaştırıldığında sorunların da büyümekte olduğu gerçeğine odaklanmayı gerektirir. FETÖ ve benzeri yapılar kişisel bir sorun olmanın çok ötesindedir ve mutlaka kendi içinde tutarlı bir analiz çerçevesine dâhil edilmelidir. Örneğin yurt dışında farklı ülkelerde meydana gelen temerküzün muhtemel sonuçlarını FETÖ elebaşının Türkiye’ye getirilme konusundan bile ayrı ele almak gerekir. Bu da fikrî temellerin zayıflığı ile ilişkilendirilerek yapılmalıdır. Bu zayıflık fark edilmeden yaşanan olağanüstü hızlı değişimi anlamak mümkün olmayacaktır. Bu bağlamda özellikle sosyal medya mecralarında fikrî temelleri görünmez kılmaya veya aklamaya yönelik çıkışlar da son derece anlamlıdır. Hâlbuki örgütün hızlı değişiminin temelinde bu zayıflık yatmaktadır ve fikrî bağlamda ele alınmayı beklemektedir.
FETÖ’cüler Türkiye’de ciddî olarak güç kaybına uğruyor. Hatta bunun da görünmez kılınmak istendiğini söyleyebilirim. Böylelikle sürece dair bir inançsızlık oluşturulmak istendiğini iddia edebiliriz. Fakat bu güç kaybını da belirli ölçüler içinde ele almak gerekiyor. Özellikle millî güvenliğe yönelik doğrudan tehditlerin bertaraf edilmesi bakımından büyük mesafe kaydedildiği çok açıktır. Fakat aynı mesafenin başka alanlarda da alınması gerekiyor. Örneğin FETÖ diasporası gibi yanlış bir tanımlamanın yol açtığı fikrî muğlaklık doğrudan güvenlikle ilgili bir sorun değildir. Bu bağlamda Avrupa’da ve ABD’de FETÖ lejyonları gibi bir tanımlamanın yeni bir zihnî kavrayışa imkân vereceğini söyleyebilirim. Artık fikrî hayatımıza “şu tarihten sonra bu yapı ile mücadele ettim, bu tarihten sonra bunları söyledim” gibi kişisel pozisyon arayışları yön vermemelidir. Bir adım geriye çekilmek ve benzer sorunları entelektüel zeminde tartışmak gerekir.
FETÖ lejyonlarını salt askerî bağlamda düşünmek de yanlıştır. Bu yeni lejyonları vatansız imparatorlukların müdahale araçları olarak düşünebiliriz. Bu elbette siber güvenlik sorunlarını akla getirir. Fakat bu dahi konunun boyutlarını yeterince göstermez. Bu yeni lejyonları konumlandırırken bütün insanlığı tehdit eden yeni ideolojileri bağlama dâhil etmekte fayda var.
Bu meseleler kişisel konum arayışlarının çok ötesinde yeni bir kavrayışı zorunlu kılar.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.