Gayr-i millî yapılar uluslar için nasıl bir tehdittir?

04:0022/12/2022, Perşembe
G: 22/12/2022, Perşembe
Selçuk Türkyılmaz

Yeni Şafak·Selçuk Türkyılmaz - Gayr-i millî yapılar uluslar için nasıl bir tehdittir?Ukrayna Savaşı’nın tetiklediği gelişmelerden biri İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olmak istemesidir. İngiltere ve ABD’nin İsveç ve Finlandiya’yı açıkça teşvik ettiği veya zorladığı bu üyelik girişimi, savaşın hem sebepleri hem de sonuçlarına işaret ediyor. Bu ülkelerde İngiltere’nin uzun dönemli bir nüfuza sahip olduğu öteden beri bilinmekteydi. Özellikle İsveç’in Türkiye aleyhine faaliyetlerde bulunan örgütler

Ukrayna Savaşı’nın tetiklediği gelişmelerden biri İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olmak istemesidir. İngiltere ve ABD’nin İsveç ve Finlandiya’yı açıkça teşvik ettiği veya zorladığı bu üyelik girişimi, savaşın hem sebepleri hem de sonuçlarına işaret ediyor. Bu ülkelerde İngiltere’nin uzun dönemli bir nüfuza sahip olduğu öteden beri bilinmekteydi. Özellikle İsveç’in Türkiye aleyhine faaliyetlerde bulunan örgütler için bir toplanma merkezi olduğu da bilinen bir durumdu. Türkiye haklı olarak adı geçen ülkelerin terör örgütlerine desteğini özellikle güvenlik gerekçesi ile büyük bir sorun olarak görmüştür. Fakat terör örgütü üyelerinin Kuzey Avrupa ülkelerinde yaşadıkları uzun vadeli değişimler de güvenlik sorunu kadar önemsenmelidir. Özellikle inanç boyutunda meydana gelen değişimlere dikkat çekmek istiyorum. Bu, fiilî bir durumdur ve coğrafî kopuşun sonuçları tahmin edilenin ötesindedir. Türkiye, haklı olarak bu ülkelerin NATO üyeliği gündeme geldiğinde terör örgütlerine verilen desteğin sona erdirilmesini şart koştu.

İsveç, PKK’dan sonra FETÖ’ye de açık destek verdi. Elbette bu durumu başta hukukî gerekçeler olmak üzere Avrupa değerleriyle maskelediler. Dolayısıyla Türkiye İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği başvurusuna onay vermenin karşılığı olarak, FETÖ firarîsi Bülent Keneş’in de iadesini talep etti ve İsveç de bunu kabul etti. Fakat iki ülke arasındaki bu anlaşma, İsveç mahkemelerinin verdiği karar dolayısıyla hükümsüz kılındı. İsveç terör örgütü üyesi şahsın iadesini uygun görmüştü fakat hukukî gerekçelerle bu süreç şimdilik akamete uğratıldı. Elbette Türkiye bu durumu kabullenmediğini yüksek sesle bildirdi. Peki, bu durum İsveç’in kendi içindeki bir soruna mı işaret eder yoksa dışarıdan bir müdahale mi vardır? Kuşkusuz bu soruya PKK ve FETÖ gibi örgütlere asıl kimliğini kazandıran merkezleri göz önünde bulundurarak cevap vermemiz gerekir. Terör örgütleri kendilerine kucak açan ülkelere de büyük sorunlar yaşatmaktadır. Bu da terör örgütlerinin terörü bir silah olarak kullanan ülkelerin iç meselesi olmaktan çıktığını gösterir. Artık bu örgütler sadece Türkiye gibi terörle terbiye edilmek istenilen ülkeler için sorun değildir. Terör listesinde yer alan şahısları iade etmek isteseler de kolay sonuca ulaşamayacaklardır.

FETÖ’nün din, millet ve coğrafya ile alakası 17-25 Aralık’tan sonra tamamen kopmuştu. Bu kopuşun onları küresel güç merkezleri için etkili bir silaha dönüştürdüğünü tespit etmek durumundayız. Bu, özellikle içerideki ilişkili yapılar açısından çok önemli sonuçlara yol açacaktır. Gönüllü ilişkili yapılar olduğu gibi FETÖ unsurlarının sızmak suretiyle değişime uğrattığı yapılar da vardır. İlişki ağlarına dâhil olan grupların tutumları muhalif olmanın çok ötesinde bir konumlanmaya işaret ediyor. Yeni gayr-i millî yapılar ortaya çıkabiliyor. Bunu uzun vadeli sonuçlarıyla düşünmek gerekir. Dolayısıyla ilişki ağlarında yer alan grupların benzer bir kopuşu yaşaması şaşırtıcı olmayacaktır. FETÖ kendisi açısından süreci zamana yayarak manevra alanı kazanmıştı. Bu, günümüz için de geçerli bir durumdur. İçeriden alınan desteği de sürecin zamana yayılması bağlamında değerlendirmemiz gerekir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan hem içeride hem de dışarıda terör örgütleriyle ilgili gerekli uyarıları yapıyor. İçeride terör örgütlerine karşı ciddî adımlar atılsa da özellikle FETÖ ve ilişki ağlarının çöktüğünü söylemek zordur. Bu da küreselci diye tabir edilen güç merkezleriyle Türkiye arasındaki mücadelenin devam ettiğini gösterir. Türkiye birçok Avrupa ülkesinin yaptığının tam aksine millîlik vasfını korumak için varını yoğunu ortaya koymaktadır. İçerideki ikili yapının belirginleşmesini sağlayan da budur. Türkiye’de kutuplaşma olduğunu söyleyenlerin taraflarla ilgili konuşmaması anlamlıdır. Çünkü asıl olarak gerilim, klasik anlamda bir kamplaşmadan kaynaklanmıyor. Bu durumda da sürecin zamana yayılmasıyla gayr-i millî yapıların manevra sahasının genişlemesi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Erdoğan’ın uyarısını güvenlik boyutu ile sınırlandırmamak gerekir. Bu durum teröre imkân sağlayan devletler için de geçerlidir.

FETÖ, içeride, hâlâ destek görmektedir ve bununla varlığını geleceğe taşımak istemektedir. Bu desteğin farklı düzeylerde verildiğini söyleyebiliriz. Bunun anlamı nedir ve sonuçları ne olacaktır? Kuşkusuz, bunlar, üzerinde düşünülmesi gereken sorulardır. Bu, özellikle millîlik vasfının korunmasıyla ilgili hassasiyete sahip kişi ve yapılar için çok daha hayatî bir meseledir.

#NATO
#FETÖ
#PKK