Hamasetin hakkını vermek

04:006/08/2018, Pazartesi
G: 6/08/2018, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

Kuru hamaset, meydanı boş bulup atıp tutmak ve de yiğitlik gösterisinde bulunmak gibi deyimler hamasetin hakkını da ima eder. Bazılarının zannettiği gibi bu lâflar hamasetin kötü bir şey olduğunu söylemez. Hatta hamaset edebiyatı da gerçeğinin yerini tutmaya çalışan taklitleri tanımlamak için kullanılır. Fakat bu deyimler yerli yersiz, çokça kullanıldığı için hamasetin gerekli olduğu zamanlarda da yapılamamasına sebep olundu. Hamasî yazılara, konuşmalara az rastlanmasını başka türlü izah etmek zordur.


Kuru hamaset, meydanı boş bulup atıp tutmak ve de yiğitlik gösterisinde bulunmak gibi deyimler hamasetin hakkını da ima eder. Bazılarının zannettiği gibi bu lâflar hamasetin kötü bir şey olduğunu söylemez. Hatta hamaset edebiyatı da gerçeğinin yerini tutmaya çalışan taklitleri tanımlamak için kullanılır. Fakat bu deyimler yerli yersiz, çokça kullanıldığı için hamasetin gerekli olduğu zamanlarda da yapılamamasına sebep olundu. Hamasî yazılara, konuşmalara az rastlanmasını başka türlü izah etmek zordur. Yiğitlik, kahramanlık ve cesaretin hayatımızdan uzaklaşmasıyla olumsuzlayıcı kullanımların çokluğu arasındaki uyum dikkat çekicidir.

Kuru hamaset gibi olumsuzlayıcı kullanımların belirli gençlik gruplarını tanımlamak ve gözden düşürmek için kullanıldığı zamanlarda hamasetin önemini fark etmeye başladım. “Ölü yüzlü” insanlar etrafımızı sardıkça geleceğe dair kaygılarımız gittikçe artıyordu. Bir taraftan hamaset olumsuzlanıyor diğer taraftan da hamasetin zararlarını anlamış ölü yüzlü çocuklar çoğalıyordu. Zamanla bu zıtlık benim için daha da önemli hâle geldi. Çünkü hamasetin karşısına konulan ve gelecek adına umut beslenen bu insanlar gerçeklikten kopuk bir hayat yaşıyordu. Hamasetin zerresini taşımayan bu sürü ülkesini bir dolara satmakta sakınca görmedi. Hâlbuki onlara göre tam tersi olması gerekiyordu. “Slogancı gençlik” lâfı belirli gençlik gruplarını işaret ediyor ve onların gerçeklikten kopukluğu dile dolanıyordu.

Hamasetin ne kadar önemli olduğunu 15 Temmuz’da yaşayarak gördük:

“Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi: ‘İlerle!’

Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle”

Gerçekten de bir yaz günüydü “alanlara, meydanlara” hitabından sonra milyonların sokağa döküldüğü zaman. Hamaset budur, sonuçlarını da bu ülkede yaşayan herkes bilir.

15 Temmuz’dan sonra meydanlarda uzunca bir müddet bekledik. Nöbet tutulduğu günleri kast ediyorum. Biz de İzmir’de birçok konuşmacıyı dinledik. Bunlar arasında birkaç tanesi diğerlerinden hemen ayrılıyordu. Meydanları hareketlendiren konuşmalar, hatiplerin kişisel tarihiyle uyumluydu. Yaşamayan yaşatamaz, bu doğruymuş. Öyle olmasaydı “Çanakkale Şehitlerine” benzeri destanlardan bol miktarda yazılırdı. Yaşanan gerçeklik, Akif tarafından anlatılabilirdi ve öyle de oldu.

Edebiyatta, hitabette hamaset gerçeklikle alakasını kopardığı zaman kuru bir lâf yığınına dönüşür. Onun için de kolay kolay bu türde yazmaya cesaret edilemez. Hamasî türe dâhil edebileceğimiz edebî ürünlerle, hitabet örnekleriyle her zaman karşılaşmamız mümkün değildir. Az sayıdaki güzel örnekler genellikle zor zamanların ürünleridir. Bu türün örnekleri körelmeye yüz tutmuş duyarlılıklarımızı biler. Erdoğan’ın konuşmalarındaki etkileyiciliği ve 15 Temmuz’da milletin başarısını bir de bu açıdan düşünmek gerekir.

Geçmişte olduğu gibi hamasetin yine olumsuzlayıcı bir şekilde kullanıldığına şahit oluyoruz. Okuduğunu anlamaktan ve yorumlamaktan uzak şahısların başkalarını hamaset yapmakla suçlayarak kendileri için bilim, rasyonalite ve aklı uygun görmeleri bu ülkenin yabancısı olduğu bir tavır değil. Bu tavrın çağrıştırdıkları arasında gericilik, yobazlık, dincilik, halk yığınları gibi yirminci yüzyıla ait ve geride kaldığını zannettiğimiz aşağılayıcı imalar da vardır. Ne de olsa kendilerinin bilimi, akılcılığı ve gelişmiş Batı değerlerini temsil ettiklerine inanıyorlar. Ne yazık ki bu şekilde davrananlar kendilerini vatan, millet, coğrafyaya yabancılaştırdılar. Siyasî ve fikrî tarihimizde bu dar kalıpların sıkıntısını çokça yaşadık.

Keşke yiğitlik, kahramanlık ve cesaret temalı edebî ürünlerle daha fazla karşılaşsak, keşke hatipler bu duyguları daha canlı tutabilse. O zaman kavgalar da yiğitçe, kahramanca ve cesaretle yapılır. O zaman kimse başka şeylerin arkasına sığınarak ateş etmeye kalkışmaz.

Kimse endişe etmesin; yiğitlik, kahramanlık ve cesaretin gerçeğiyle sahtesini birbirinden ayırmak çok zor değildir. Kavramların anlamlarını zorlamanın da bir manası yok.

#Türkiye
#edebiyat