“Hancı, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?”

04:0020/02/2023, Pazartesi
G: 20/02/2023, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

Türkiye’den bazı yazarların yabancı basında yayımlanan deprem konulu yazılarında sistem tartışmalarının öne çıktığını görmekteyiz. Bu şekilde hemen hemen her konuyu sistem tartışmalarına bağlama geleneğimizin kökleri epeyce gerilere gider fakat yine de bugünkü gelişmelerden uzaklaşmamak zorundayız. Belki de bugünü yeterince açıklığa kavuşturmakla geçmişin meselelerine de yeni bir gözle bakma şansını elde edebiliriz. Dolayısıyla yaklaşık on yıldır hem içeride hem de dışarıda hemen hemen her meselenin

Türkiye’den bazı yazarların yabancı basında yayımlanan deprem konulu yazılarında sistem tartışmalarının öne çıktığını görmekteyiz. Bu şekilde hemen hemen her konuyu sistem tartışmalarına bağlama geleneğimizin kökleri epeyce gerilere gider fakat yine de bugünkü gelişmelerden uzaklaşmamak zorundayız. Belki de bugünü yeterince açıklığa kavuşturmakla geçmişin meselelerine de yeni bir gözle bakma şansını elde edebiliriz. Dolayısıyla yaklaşık on yıldır hem içeride hem de dışarıda hemen hemen her meselenin sistem tartışmasına bağlanması üzerinde duracağım. Öncelikle yabancı basında yayımlanan bu yazılarda Avrupa-merkezci bakış açısının hiçbir şekilde sorgulanmadığını belirtmek isterim. İçeridekilerden de aynı bakış açısını benimseyen yazar ve siyasetçi sayısı epeyce bir yekûn teşkil etmektedir.

Hem içeriden hem de dışarıdan Türkiye ile ilgili tartışmalara dâhil olan yazarların “çöküş” temasını canlı tuttuklarını biliyoruz. Onlara göre “üç vakte kadar” geçecek olan zaman bile çok uzundur. Türkiye bugün yarın çökmek üzeredir. Ekonomiden adalete, eğitimden basın sahasına, bilimsel çalışmalardan güvenlik alanına kadar hemen hemen her alanda çöküş vardır ve bunun sorumlusu Erdoğan veya onun temsil ettiği zihniyet biçimidir. Zihniyet biçiminin altını özellikle çizmek istiyorum çünkü Erdoğan’ın yanından ayrılan kişiler dahi zihniyet üzerinde durmaktadır. “Tek adam rejimi” gibi ifadeler bunu göstermektedir. Hatta bu yeni grup bugün yarın ifadesindeki muğlaklığa bile tahammül göstermemekte, Türkiye’yi çökmüş bir ülke olarak takdim etmektedirler. Bu acelecilik yoruma muhtaçtır fakat bunun yeri burası değil. Yeni grup depremle ilgili meseleleri de çöküş teması ile ilişkilendirmekten kaçınmayıp “tek adam rejimi” ifadesini depremle ilişkilendirebildiler. Davutoğlu ve Babacan’ın sözlerini bu çerçeveye dâhil edebiliriz.

Ortaya çıkanın yeni bir aydın veya siyasetçi tipi olmadığını geçmiş tecrübelerimizden biliyoruz. Türkiye’yi Batı’ya şikâyet etme alışkanlığını ciddî bir şekilde sorgulamak gerektiği çok açıktır. Fakat bundan daha önemli olanı, bu tipin geçmişten bu tarafa gerçeklikle olan bağının zayıflığıdır. Bu durum, Kahramanmaraş merkezli büyük felaketten sonra da değişmedi. Bugünün Avrupa-merkezci siyasetçi ve aydın tipi de geçmiştekilerden farklı bir tutum benimsemedi. Deprem sonrasında ortaya çıkan tablodan hareketle sorumlu avına çıktılar ve kendilerinden başka herkesi sorumlu tuttular. Hatta ortaya çıkan acı tabloyu kendi lehlerine çevirme niyeti ile “devrime giden süreci” başlatmak gibi bir kolaycılığa düştüler. Kendilerini “bu sefer olacak” inancını aşikâr etmekten alıkoyamadılar.

Aydın ve halk karşıtlığının kökleri de eskiye gider. Nitekim deprem felaketinden sonra bölge halkı ve bütün Türkiye adeta “tek yürek”ti. Çok şükür birtakım genellemeler yine çöktü. Türk milletinin, her şeye rağmen, bir millet olarak yeniden ayağa kalkma kabiliyetinin körelmediği veya yok olmadığı bir daha anlaşıldı. Ortaya çıkan dayanışma hâlinin kıymeti çok yüksektir. Sabır ve metanetin bu, en güzel örnekleri üzerinde durmamız gerekir. Büyüğünden küçüğüne, yaşlısından gencine hem afetzedeler hem de yardıma koşan milyonlar aynı duyguda birleşebiliyor. Deprem bölgesine gidip gelen dostlarımızın gözlemleri de bu yöndedir. Millet yine öncülük yapmaktadır. Faruk Nafiz’in Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ın izinden gitmesi boşuna değildir.

Dışarıdakilerin de içeridekiler gibi “bu sefer olacak” inancında olduklarını gördük. Onlar da diz çökeceğimize inandılar. Muhtemelen Necip Fazıl’ın dile getirdiği “kurşundan bir yük” ile “köpükten gövde” arasındaki zıtlığın işaret ettiği azmin de bu topraklara özgü olduğunu bilmiyorlar. Dolayısıyla büyük uçak gemilerini Anadolu coğrafyasına doğru sürdüklerinde dizlerimizin bağının çözüleceği gibi boş bir hevese kapıldıkları yüzlerinden okunabiliyor. Bakmayın siz içeridekilerin, kurtarma ekiplerinden hareketle, ABD ve Avrupa ile düşmanlıkları bitirelim sözlerine. Onlar da bu ikisi arasında doğrudan bir ilişki olmadığını biliyorlar. Ne yazık ki “bu sefer olacak” inancı onların da aklını başından aldı. Gerçeklikten kopuş ile kastımız tam da budur.

Necip Fazıl’dan yıllar sonra “Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!” mısraını hatırlatıp hüzünlenmekte bir sakınca yok. Gerçekten de büyük bir felaketi yaşıyoruz. Fakat bu sefer “bin bir başlı kartal” ile karşıtlık içinde olan zavallı bir “kanarya” değildir. Şairin dediği gibi bugün ayağa kalkacağımız vakittir.

#Türkiye
#Recep Tayyip Erdoğan
#Avrupa
#Selçuk Türkyılmaz