
Emperyalizm, sömürgecilik, kolonyalizm gibi kavramlar belirli bir ideolojik görüşe göre tanımlandığı ve tartışıldığı için Batı hegemonyasının Osmanlı coğrafyasındaki sonuçları hakkında sağlıklı bir fikre ulaştığımız söylenemez. Hâlbuki Batı ile ilişkiler, Osmanlı coğrafyasının kendine özgü bir tarihe sahip olduğunu açık bir şekilde göstermekteydi. Belki de bu kendine özgülük dolayısıyla Osmanlı coğrafyasının parçaları birbirinden ayrı ve bağımsız tarihler yaşamaya başladıktan sonra çok da derin bir uzaklaşma yaşanmamış. Özellikle Arap sokaklarına hâkim olan duyguları göz önünde bulundurduğumuzda derin bir kopuş yaşamadığımız anlaşılır.
Osmanlı coğrafyasının birbirinden kopmasıyla birlikte yeni bir tarih inşa edilmek istenmişti. Himaye yönetimlerin kendileriyle bağımlılık ilişkisinde bir yönetici elit kitle yetiştirmesi yeni bir dünya görüşünün alt yapısı açısından önemliydi. İdeolojilerin birleştirici özelliğe sahip olduğu söylenebilir fakat daha geniş açıdan bakıldığında Osmanlı coğrafyasının dağılma sürecinde toplumsal kopuşa neden olduğu görülür. Kitleselleşme döneminde Arap milliyetçiliği, Batı karşıtlığından beslenmiş olsa da Marksist hareketlerle birlikte toplumsal tabanda bir ayrışmaya neden olmuştu. Filistin Kurtuluş Örgütü gibi sahici temeller üzerinde yükselen hareketlerin dahi bu süreçten bağımsız olmadığını bugünlerde daha iyi anlıyoruz. FKÖ ile Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) karşılaştırılmasından oldukça ilgi çekici sonuçlar çıkabilir. Mücadelenin aynı zamanda yabancılaşmaya yol açması sürecin tek boyutlu bir incelemeye tabi tutulmaması gerektiğini gösterir. Elitlerle sokaklar en başından çatışma halindeydi ve farklı yönlerde ilerliyordu.
FKÖ ve FLN’den farklı olarak İhvan da bahsi geçen coğrafyanın çok önemli parçalarındandır. İhvan’ı Arap coğrafyasının en yaygın hareketi olarak görebiliriz. Farklı ideolojik birikimlere sahip olsalar da saydığımız bu hareketler, Batı hegemonyası ile bağımlılık ilişkisini kırmışlardır. Bağımlılık ilişkisi, özellikle İngiliz emperyalizminin hâkim olduğu coğrafyalarda kurulan bir sistem olarak öne çıkıyor. Siyasî, bürokratik, iktisadî, dinî, sınaî ve ticarî alanlarda elit bir zümre oluşturma amacındaki bu sistemin başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Körfez şeyhliklerini göz önünde bulundurduğumuzda konu daha da somutlaşmış olur. Türkiye’nin de bağımlılık ilişkileri sürecinden ayrı tutulmaması gerektiğini söyleyebiliriz.
Osmanlı coğrafyasının birçok şehrinde Türkiye’ye yönelik çok güçlü bir sevgiden bahsederken özellikle bağımlılık ilişkisinin belirleyici olduğu ülkelerde elitlerin Türkiye karşıtlığını görmemiz gerekir. Sokaklarla birlikte belirli ortamların da hareketlendiği açıktır. Bugünkü şartların doksanlardan sonra oluşmaya başladığını görmemiz gerekir. Amerika, Fransa, İngiltere ve İsrail’in coğrafyamıza yönelik askerî müdahaleleri mücadeleci grupları yıpratırken bağımlı yapılar öne çıkmıştır. Bu durum, 28 Şubat Süreci’nde Türkiye için de geçerliydi. Türk ve İslam coğrafyasında Erdoğan’a yönelik derin sevgiyi anlamak için 28 Şubat Süreci’nden sonraki nispeten uzun sayılabilecek döneme odaklanmak gerekir. Türkiye’de yaşanan değişimi birkaç güne ve olaya bağlamamak gerekir.
İslamî Selamet Cephesi’nin çok kısa bir zamanda müdahaleye maruz kalması Cezayir için bir başarısızlık öyküsü müdür, yoksa Fransız emperyalizminin asimilasyon politikasının acımasızlığına mı işaret eder? Aynı şekilde Mısır’da Mursî’nin çok kısa bir zamanda devrilmesi İhvan’ın başarısızlığı mıdır, yoksa bu müdahale bağımlılık ilişkilerinin derinlere işleyen gücünü mü gösterir? Suudîlerin ve Körfez şeyhliklerinin Filistin’i İsrail’e satmasını ve Türkiye düşmanlığı ile hareket etmesini emperyalizmin gücü ile mi izah etmeli? Bütün bunlar Türkiye açısından başarısız bir duruma mı işaret eder?
Türkiye’nin belirli bir ideoloji ile hareket ettiğini söyleyemeyiz. Türkiye’nin bugünkü başarısında ideolojilerin olumlu yönde etkilerinden bahsedebiliriz ama artık ideolojiler sonrası bir dönemde olduğumuzu da görmezden gelemeyiz. Eğer ideolojik bir hat oluşturulsaydı geniş İslam coğrafyasının şehirlerinde Türkiye’ye ve Erdoğan’a yönelik bu kadar derin bir sevgiden bahsedemezdik. İdeolojik olarak birbirine yakın çevrelerin oldukça zıt siyasî tutumlara sahip olması ideolojiler sonrasına işaret ediyor. Türkiye’de ve İslam dünyasında eş zamanlı olarak yeni bir durumun yaşanmakta olduğunu söyleyebiliriz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.