
Kuzey Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan Kur’an-ı Kerim’i yakma ve yırtma seanslarına ilave olarak Batı basınında Sayın Erdoğan’a hakaret etme yarışı da sürmektedir. İki ayrı gelişmenin birbirini beslediğini düşünebiliriz. Özellikle Kuzey Avrupa ülkeleri açısından yeni bir dönemden geçildiğini gösteren işaretler dikkat çekicidir. Kültür kavramını Norbert Elias’nın yaklaşımına göre ulusun sınırlarının belirlenmesi anlamında kullanıyorum. Kur’an’ın yakılmasında siyasî kimliği öne çıkan şahıslar rol oynamış ve devletler de bu eylemlere destek vermiştir. Aynı zamanda bu durumu izah edebilmek için Avrupa medeniyetinin değerler sistemini öne sürmüşlerdir. Bilindiği gibi Avrupalılar, bu sistemin başka coğrafyalarla ilişkilerinde kendilerine üstünlük kazandırdığı yönünde bir düşünceye sahipti. Başka coğrafyalarla ilişkilerde kendilerine üstünlük kazandırdığını düşündükleri sistemi bugün Avrupa coğrafyasında diğer kültürlerle ilişkilerini yeniden düzenleyecek şekilde tatbik etmektedirler. Bu durumda siyaset ve kültür öteki üzerinden kendini yenilemek mi istemektedir yoksa PKK ve FETÖ gibi terör örgütlerini de kapsayan bir kültür politikası mı hayata geçirilmektedir? Elias’nın tespitinde olduğu gibi Kur’an yakma seansları özbilincin yeniden oluşturulması anlamını mı taşımaktadır yoksa kavramın sınırlarında bir genişleme mi yaşanmaktadır?
Daha önce oksidentalizmin ve oryantalizmin birbirine karşıtlık oluşturamayacağını ifade etmiştim. Bunu özellikle tekrar etmek istiyorum. İki ayrı kültürün karşılıklı olarak birbiriyle ilgili olumsuz yargılara sahip olması gayet tabiî bir durumdur. Bu türden olumsuz yargılar aynı kültür dairesinde yaşayan farklı birimler için de geçerlidir. Onlar da birbirine karşı olumsuz yargılara sahip olabilir. Be çerçevede oryantalizm, Batılıların Doğu hakkındaki olumsuz yargılarına indirgendiğinde karşıtlık kurulup oksidentalizmden bahsedilmesinde şaşılacak bir durum yok. Fakat böyle bir yaklaşım ile bugünkü gelişmeleri anlamak mümkün olmaz. Danimarkalı bir siyasetçinin İsveç devletinin koruması altında Kur’an-ı Kerim’i yakmasıyla başlayan yeni dönemi iki ayrı kültürün birbiri hakkındaki olumsuz yargılarına indirgemek hakikaten zordur. İsveç Demokrat Parti’den Richard Jomshof, “Türkiye’nin öfkesine yüz adet daha Kur’an-ı Kerim yakarak karşılık verilmeli” demiş. Bu cümle hangi karşıtlık içinde anlamlı olabilir? Oryantalizme yönelik eleştirilerde bile hayret uyandırabilecek bir cümleyi herhangi bir karşıtlık içine yerleştirmemiz neredeyse imkânsızdır. “İfade özgürlüğü İsveç’in NATO üyeliğinden daha önemlidir” sözünü de ABD’nin işgal ve istila öncesinde sloganlaştırdığı “demokrasi götüreceğiz” ifadesinden ayrı düşünmemek gerekir. Bu ifadeler bir karşıtlık olarak görülemez. İslâm ve Türkiye karşıtı bütün ifadeler tek taraflı politik ve kültürel bir düzenleme olarak görülmelidir.
Türkiye açısından ise siyasî olarak muhtemelen bu kadar tepki toplayan en son lider II. Abdülhamit’ti. O zaman da olumsuz anlamlar içeren siyasî kavramlar öne çıkmıştı. Hatta sosyolojik çözümlemelerde yaygın bir şekilde kullanılan oryantal despotizm gibi kavramlar oryantalist literatür açısından oldukça önemliydi. Sayın Erdoğan’a saldırı amacı taşıyan bugünkü yayınlarda da benzer ifadelerle karşılaşıyoruz. Hatta geçmişte olduğu gibi dışarıda üretilen kavramlar içeride de sıkça kullanılmaktadır. Bu, elbette, oryantalist literatürün devamlılığı açısından dikkate alınacak bir durumdur. Fakat bu sefer İngiltere ve Fransa’ya ilave olarak Kuzey Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin öne çıktığı da bir gerçektir. ABD, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye karşı yeni bir pozisyon geliştirmeye çalıştıklarını söyleyebiliriz. Fransa, Türkiye’deki vatandaşlarına saldırı uyarısında bulunarak hem yapay karşıtlıktan faydalanmak istediğini hem de saydığımız ülkeler safında olduğunu göstermiş oldu.
Hadiseleri Avrupa coğrafyasında yaşayan yabancılar, özellikle de Türk ve Müslümanların geleceği çerçevesinde yorumlamak elbette yanlış değil. Fakat hedef kitle doğru belirlenmelidir. Türk Büyükelçiliği önünde Kur’an-ı Kerim yakıldığında Türkiye’nin İsveç’ten talep ettiği PKK’lı ve FETÖ’cü teröristler zaten gündemdeydi. Dolayısıyla ilişkili olaylar, Kur’an yakılmasına zemin hazırlayan devletlerin amaçları hakkında bir fikir verebilir. Bunlar devletler üzerinde hâkimiyet tesis eden güçler de olabilir. PKK ve FETÖ gibi bağımlı yapılar devşirme sistemi açısından kullanışlıydı. Bunun devam ettiğini söyleyebiliriz.
Bağımlı yapıların coğrafyadan kopuş süreci devam ediyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.