Jeopolitik ve jeokültürün uyumu: Türkiye ve Azerbaycan

04:0015/06/2023, الخميس
G: 15/06/2023, الخميس
Selçuk Türkyılmaz

Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim sonrasında ilk yurt dışı seyahatine çıktı. Yerleşik olan teamüle göre Cumhurbaşkanı ilk önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Azerbaycan’ı ziyaret etti. Bu iki ziyaret adeta aynı anda yapıldığı için Türkiye açısından her iki Türk devletinin önemi bir kez daha gösterildi. Gerek KKTC’de gerek Azerbaycan’da verilen mesajlar bu iki devletin Türkiye açısından önemini açıklayacak nitelikteydi. Son dönemde Türkiye’nin, dünyaya verdiği mesajların arkasında durduğu bilindiği

Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim sonrasında ilk yurt dışı seyahatine çıktı. Yerleşik olan teamüle göre Cumhurbaşkanı ilk önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Azerbaycan’ı ziyaret etti. Bu iki ziyaret adeta aynı anda yapıldığı için Türkiye açısından her iki Türk devletinin önemi bir kez daha gösterildi. Gerek KKTC’de gerek Azerbaycan’da verilen mesajlar bu iki devletin Türkiye açısından önemini açıklayacak nitelikteydi. Son dönemde Türkiye’nin, dünyaya verdiği mesajların arkasında durduğu bilindiği için bu ziyaretler çok daha önemli hâle gelmiştir. Bunun yanında Cumhurbaşkanı ve maiyetindeki heyetin yüzünde seçimlerden galip çıkmanın özgüveni de açıkça okunabiliyordu. Bu da gayet tabiîdir çünkü seçimde Erdoğan’ın dış politikası sıkça gündeme gelmişti ve Türk halkı bu politikayı oylayacağını biliyordu. Dolayısıyla sandıktan çıkan sonuçların yüzleri güldürmesine şaşırmamak gerekir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan ziyareti Azerbaycan basınında da geniş yankılandı. Örneğin “Yeni Müsavat”ta Sayın Erdoğan’ın Şuşa Başkonsolosluğunun açılmasıyla ilgili talimatı ve Sayın Aliyev’in Zengezur koridorunun en kısa zamanda açılacağı yönündeki cümlesi birlikte verildi. Türkiye’de de benzer ifadeler öne çıktı. Bunlar, iki ülkenin birbiri ile bağlarının gittikçe kuvvetlendiğini gösteren örneklerdir. Çok daha ayrıntılı tahliller yapılabilir. Örneğin her iki ülkenin basınında yer bulan yazılarla ilgili söylem analizi yapılsa herhalde başka ülkelerin birbiri ile yakınlaşmasından çok daha farklı bir durum olduğu görülür. Pervane Sultanova’nın 525-ci Qezet’te seyahatle ilgili yazısından alıntıladığım aşağıdaki paragrafta da bu farklılığa işaret ediliyor:

“Azərbaycan və Türkiyənin bənzərsiz münasibətləri, dostluğu bütün dünya üçün nümunədir. Bu gün dünyada oxşar münasibətlərə malik başqa dövlətlər tapmaq mümkün deyil. Azərbaycan və Türkiyə hər hansı maraq güdmədən sevincdə də, kədərdə də hər zaman birbirinin yanında olub. İki dövlət istər daxili məsələlərdə, istərsə də beynəlxalq arenada daim həmrəylik nümayiş etdirir. Dövlət başçıları arasındakı qardaşlıq münasibətləri, eyni zamanda xalqlarımızın birbirinə olan sevgisi bu münasibətləri daha yüksək səviyyəyə qaldırıb, əlaqələrimizi daha da gücləndirib.”

Pervane Sultanova, devlet başkanları arasındaki yakınlığın aynı milletin evlatları arasındaki sevgi ile daha yüksek bir değere ulaştığını ifade etmiş. Zannımca benzersiz olan taraf da bu karşılıklı sevgiden kaynaklanıyor. İki ayrı devletin birbirine yaklaşmasında aynı milletin evlatlarının benzersiz sevgisi asıl kaynak olduğu için ilişkilerin çok daha üst seviyelere taşınması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Sayın Erdoğan, II. Karabağ Savaşı’nda, ne gerekiyorsa yapılacak dedi ve Türkiye ne gerekiyorsa yaptı. Artık bundan sonra birileri istese de bu yakınlaşmanın önünde duramaz veya geriye çeviremez. Nitekim Sayın Erdoğan ve Sayın Aliyev, Türkiye ve Azerbaycan birliğinin daha da kuvvetleneceğini söylediler.

Türkiye Azerbaycan birliğini kuvvetlendirmenin birbiriyle ilişkili iki ayrı cephesi olduğunu düşünebiliriz. İki ülkenin farklı sahalardaki ilişkilerinin daha da geliştirileceğini tahmin etmek zor değil. Diğer yandan iki ülkenin birliği Türk Devletleri Teşkilatı açısından da değerlidir. II. Karabağ Savaşı’ndan sonra Türk ülkeleri arasındaki ilişkilere farklı bir boyut eklendi. Bu, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki birliğin çok daha farklı sahalarda sonuçlara sebep olacağının işaretidir. Buna özgüven de denilebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Lefkoşa’dan Bakû’ya geçmesini sıradan bir hadiseye indirgememek gerekir. Doğu Akdeniz ile Hazar’ın birbirine bağlandığını düşünmemizde bir sakınca yok. Bunun Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan için de çok kıymetli bir bağ olduğunu söyleyebiliriz. Türk devletleri arasındaki ilişkiler son derece sağlam temeller üzerinde yükselmektedir. Jeopolitik ve jeokültür birbirini beslemektedir. Karşılıklı ilişkilerin çok daha ileri seviyelere taşınacağı çok açıktır.

Seçim sürecinde “Türkiye Yüzyılı” kavramı sürekli vurgulandı. Fakat bunu temelsiz bir iddia olarak görenler çoktu. Bu sebeple tartışmaları asıl mecrasından uzaklaştırarak gündemi birtakım şöhretli kişilerin oyunlarına teslim ettiler. Hâlbuki bütün kıtaları etkileyen değişim sürecinde Türkiye ilk defa aktif bir rol alıyor ve bu da kaçınılmaz olarak birtakım sorunlara yol açıyordu. Bu durum farklı açılardan yorumlanabilir ve karşıtlıklar da bunun üzerine kurulabilirdi. Türkiye Yüzyılı iddiası bunu gerektiriyordu. Ne yazık ki bu durum seçimden sonra da devam etti. Türkiye, bu kısır gündemlere mahkûm olmamalı.

#Recep Tayyip Erdoğan
#Azerbaycan
#KKTC