Kapanma günlerinde gelecek düşleri

04:003/05/2021, Pazartesi
G: 3/05/2021, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

Koronavirüs salgını dünyanın her tarafında olduğu gibi ülkemizde de bütün şiddetiyle devam ediyor. Alınan önlemlere bağlı olarak salgının şiddetinde düşüş veya artış olabiliyor fakat bu, hastalığın bütün insanlığı tehdit ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Amansız salgın, zengin ve yoksul ayırt etmeksizin bütün kıtalarda ve ülkelerde hüküm sürüyor. Kuşkusuz biz de diğerleri gibi zor bir dönemden geçiyoruz.Salgın Çin’den sonra önce Avrupa ülkelerini ve ABD’yi çok şiddetli bir şekilde vurmuştu. Kısa zamanda

Koronavirüs salgını dünyanın her tarafında olduğu gibi ülkemizde de bütün şiddetiyle devam ediyor. Alınan önlemlere bağlı olarak salgının şiddetinde düşüş veya artış olabiliyor fakat bu, hastalığın bütün insanlığı tehdit ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Amansız salgın, zengin ve yoksul ayırt etmeksizin bütün kıtalarda ve ülkelerde hüküm sürüyor. Kuşkusuz biz de diğerleri gibi zor bir dönemden geçiyoruz.

Salgın Çin’den sonra önce Avrupa ülkelerini ve ABD’yi çok şiddetli bir şekilde vurmuştu. Kısa zamanda Türkiye’yi de etkisi altına aldı. Hastaneler doldu, evlerimize kapandık, hayat adeta durdu ve biz de gözlerimizi “devlet” denilen mekanizmanın kabiliyetlerine diktik. Yaklaşık on yıldır siyasî, iktisadî, askerî ve diğer alanlarda bu mekanizmanın varlığı ile alakalı yeni fikirler ortaya çıkıyor ve vatandaş ile arasında güven tazeleme durumu yaşanıyordu fakat salgın çok daha karmaşık bir sorunlar yumağı olarak karşımıza çıktı. Her şey alt üst olabilirdi. Nitekim bu yönde çok güçlü bir beklentinin olduğunu da gördük. Salgının Türkiye’ye ulaştığı ilk günlerden itibaren bilgi kirliliğine yol açacak bilinçli ve bilinçsiz müdahalelerin fazlalığı kırılgan bir yapı beklentisi ile doğrudan alakalıydı.

Diğer ülkelerle kıyas edildiğinde yaşadığımız olağanüstülüklerin belirli olaylarla sınırlı olmadığını söyleyebiliriz. Salgın, olağanüstülüklerden sadece biridir. Suriye’nin kuzeyi, Irak, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Libya, Karabağ’daki amansız mücadeleler salgın döneminin sorunlarının sağlık alanı ile sınırlı olmadığını gösterdi. Bu açıdan yaklaşık on yıldır Türkiye’nin farklı sahalarda verdiği mücadele, olağanüstülüklerin neredeyse bir döneme tekabül ettiğini gösterir. Çeşitli olayların uzun sayılabilecek bir zaman dilimine yayılması ve adeta sebep sonuç ilişkisi ile birbirine bağlanması bir dönem içinden geçmekte olduğumuza delalet ediyor. Bu da Türkiye’yi anlamak için daha farklı bir bakış açısına sahip olmamızı zorunlu hâle getirir.

Türkiye’nin farkını belirtirken hadiselere maruz kalmak veya değişim sürecini tetiklemek arasındaki zıtlığı vurgulamak istedim. Siyaset kalpazanları ve şöhret sahibi aydınların tutumları, hadiselere maruz kalmaktan kaynaklanan bir şikâyet durumuna işaret ediyor. Coğrafyamızın yeni bir çözülme tehdidi ile karşı karşıya olduğu bir zamanda “orada ne işimiz var, burada ne arıyoruz” gibi şikâyet cümleleri, siyasî bir bakış açısını yansıtmış olsaydı kayda değer bir karşıtlığa şahit olabilirdik. Bu durum salgın dönemi için de geçelidir. Neredeyse kırk yıldır muhafazakâr cenahı etkilemiş siyaset ve entelektüel profesyonellerinin sözlerini ve davranışlarını akla ziyan bir akıl tutulması örneği olarak görebiliriz. Salgın döneminde de şikâyet cümlelerinden başka bir laf işitmedik. Sütre gerisinden uygun zaman gelince başını göstererek laf söylemenin sorumluluk almakla ilişkilendirilemeyeceği açıktır.

Türkiye’nin bir değişim sürecini tetiklediğini ve aldığı kararlarla gelecek dönemlerin üzerinde inşa edileceği dinamik temeller oluşturduğunu görmemiz gerekir. Bu dönemi Tayyip Erdoğan düşmanlığı ile anlamak mümkün değil. Türk milletinin muazzam bir direnç ile zamanın ruhunu oluşturduğu bir dönemden geçiyoruz. Eğer Türkiye hadiselere maruz kalsaydı hiç şüphesiz salgın döneminde çok büyük zorluklar yaşardı. Bu da büyük bir çözülmeyi tetikleyebilirdi. Değişim sürecini tetiklediğimiz ve dinamik temeller oluşturmaya çalıştığımız için Türkiye karşıtlığı ile şekillenmiş yapılar çözülmeye başladı. Onlar kırılgan bir yapı beklentisi içindeydi ve ona göre konum belirlediler. Yaşadığımız dönemin alamet-i farikası da bu diyalektik durumdur. Bir tarafta değişim sürecini tetikleyen ve dinamik temeller inşa etmeye çalışan Türkiye, diğer tarafta ise coğrafyanın çözülmesini bekleyenler var. Bu çevreler Türk milletine ve coğrafyaya sırtını döndü. Çatışmanın bir dönem daha devam edeceği anlaşılıyor.

Salgının yeniden şiddetlendiği bir dönemde geleceğe dair büyük umutlardan bahsetmenin romantik bir tarafı olduğunu söyleyebilirim. Geleceği inşa etmenin büyük bir azim ve kararlılık gerektirdiğini göz önünde bulundurursak büyük umutların temelsiz bir beklenti olmadığı açığa çıkar. Türkiye’nin değişim sürecini tetiklemesi azim ve kararlığın neticesidir. Bunun çok büyük riskler barındırdığı da açıktır. Bu sebeple Türkiye geleceğe dair yeni bir şeyler söylüyor. Yılgınlık göstermemek ve kararlı duruşu devam ettirmek gerekiyor.

#Koronavirüs
#Çin
#Avrupa
#ABD
#Türkiye
#Hastane
#Suriye
#Doğu Akdeniz
#Irak
#Kıbrıs
#Libya
#Karabağ