
Trump döneminde Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’ye yönelik saldırıları daha görünür bir hâl aldı.
Gezi Parkı Kalkışması, MİT TIR’ları Baskını, PKK Terörü ve 15 Temmuz Darbe ve İşgal Girişimi’nde Amerika’nın Türkiye’yi durdurma, işgal ve parçalama niyeti bilinse de Trump döneminde Amerika açık saldırıya geçti. 15 Temmuz’a kadar Türkiye’nin savunma hatları içeride kurulmuştu. Bu sebeple Amerikan saldırılarını Türkiye içinde karşılamak zorunluluğu vardı. Bu, PKK ve FETÖ gibi terör unsurlarıyla Türkiye’ye saldıran Almanya, Fransa, İngiltere, İsrail için de geçerlidir. Fakat 15 Temmuz’da “barikatlar yıkılmadı” ve her bir taraf için şartlar değişti. Türkiye’nin 15 Temmuz’dan hemen sonra Cerablus’tan başlayarak El-Bab, Afrin ve İdlip’e kadar uzanan bir hatta Amerika’nın temsil ettiği emperyalist kuşatmayı kaldırması, içerideki “barikatların” yıkılmamasının sonucudur. Trump Amerika’sı bu tarihî sürecin bir devamı olarak yeni saldırı araçlarını devreye sokmuştur.
Trumplı Amerika sadece Türkiye’ye karşı açık saldırı içinde değil. Türkiye’ye yönelik finansal saldırının yaşandığı günlerde Trump, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni de hedefe koydu. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde tasarı aşamasındaki “toprak reformu” da Amerika’nın hedefindedir. Çünkü Güney Afrika Cumhuriyeti’nde kolonyal dönemden kalma üretim ilişkisi varlığını sürdürmektedir. Bu ülkede toprak, büyük oranda kolonyalist beyazların elindedir. Tasarı aşamasındaki toprak reformuna göre belirli büyüklükteki çiftliklerin halka belirli düzeylerde dağıtılması söz konusudur. Trump, bu tasarıya karşı çıkmakta ve tasarıyı Güney Afrika Cumhuriyeti’nde beyazlara (kolonyalistlere) yönelik ırkçı saldırı şeklinde sunmaktadır.
Güney Afrika Cumhuriyeti, sömürgecilik tarihinde kolonyalizmin en sert uygulandığı ülkelerdendir. Ülkede, daha düne kadar, ırk ayrımcılığı bir yönetim biçimiydi (apartheid) ve ülke beyaz kolonyalistler tarafından yönetiliyordu. Yönetimdeki beyaz ırkçı azınlığın İsrail ile ilişkileri de biliniyordu. Mevcut yönetimin tasarıyı hayata geçirip geçiremeyeceği zamana bağlıdır. Muhakkak sembolik bir değeri vardır. Ülke yönetiminin beyazları dışlayan bir siyaset gütmediğini burada özellikle kaydetmek gerekir. (İbrahim Tığlı’nın Gerçek Hayat’ta yayımlanan Güney Afrika Cumhuriyeti hakkındaki yazılarına bakılabilir.)
Türkiye de emperyalist ilişki biçimleriyle en sert mücadeleyi hayata geçirmek zorunda kalan ülkelerdendir. Bu mücadelenin yoğunlaştığı günlerdeyiz ve üstelik doğrudan Batı karşıtlığı içinde değiliz. Fakat “dünya beşten büyüktür” sloganında ifadesini bulduğu gibi Türkiye, mevcut küresel sisteme itirazını en üst düzeyde dile getirmektedir ve itirazlar söylem düzeyinde kalmıyor. Ayrıca bu itiraz Marksizm’in Avrupa merkezciliği ve Sovyetler döneminin antiemperyalizmi ile herhangi bir benzerliğe sahip değildir. Çünkü Türkiye, ideolojik bir keskinliği temsil etmemektedir.
Türkiye’nin küresel sisteme yönelik itirazının söylem düzeyinde kalmadığını gösteren birçok örnek vardır. Filistin meselesine yaklaşım ayrı bir bahistir. Somali, Türkiye’nin küresel sistemin işleyişine yönelik itirazıyla ulaşmak istediği hedefi gösteren en güzel örnektir. 2011’den itibaren toprağın Somali’de Somalililer tarafından modern yöntemlerle işlenmesi yönündeki faaliyetler dikkat çekmektedir. Hatırlanacağı gibi o tarihte Somali’de açlık ve kıtlık had safhaya ulaşmıştı. Türkiye’nin Somali’deki faaliyetleri yeni bir dönemin başladığına işaretti. Nitekim tarımsal üretimde günden güne bir iyileşme olmakta ve bu da küresel ölçekte sembolik değer taşımaktadır. Somali, sömürgecilik döneminin tasfiyesiyle ulaşılmak istenen hedefi gösteren bir örnektir. Amerika’nın 1993’te Somali’yi işgal girişimi ve bu hadiseden yıllar sonra terör örgütlerine desteği hatırlanmalıdır.
Trump’ın Amerika’da daha çok güneyli evanjelik Amerikalılar tarafından desteklendiği söyleniyor. (Bu ayırımın Amerika’da kuzey güney çatışmasını ve kölelik meselesini hatırlattığını belirtelim.) Mevcut yönetim, neredeyse bütün dünyayı tehdit ediyor. Fakat izah etmeye çalıştığımız gibi dünyanın genelinde yapısal ve elbette kalıcı bir değişim arzusu var. Türkiye, bu değişim arzusunun tam merkezindedir. Bütün göstergeler sürecin uzun bir zamana yayılacağına işaret ediyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.