
Dün denilecek kadar kısa bir zaman önce Türkiye’de Avrupa değerleri, hak ve hürriyetler, demokrasi, çağdaşlık, gelişmişlik, bilim ve teknoloji gibi konu ve kavramlar ideolojik çatışmaların vazgeçilmez başlıklarıydı. Özellikle ABD ve Batı Avrupa ülkelerinin İslam coğrafyasında yeni bir istila dönemini başlatmasıyla birlikte Batılılaşma çerçevesinde ele alınan zihniyet dönüşümlerinin dinî grupları da kapsadığını gördük. Kuşkusuz kimlikler önemli ölçüde aşınıyordu fakat Türkiye açısından yerel karşıtlıklar tahrik edildiği için ABD liberalizminin önünü almak mümkün olmuyordu. 28 Şubat’tan sonra Türkiye’de ideolojik farklılıklar üzerinde konuşmanın bir anlamı kalmamıştı. Dolayısıyla sıraladığımız konu ve kavramlar her alanda etkili olmuştu.
FETÖ’cülük üzerine yapılan çalışmaları dikkatli bir şekilde takip etmek gerekiyor. Bugün terör örgütü olarak tanımlanan yapının geçmişte dinî bir grup olarak düşünce dünyamız üzerinde meydana getirdiği tahribatı ortaya çıkarabilmek için özellikle analitik çalışmalara ihtiyaç olduğunu söylemek isterim. Örgüt olarak birinci derecede bünyesine dâhil ettiklerini değiştirdikleri gibi toplumsal alanda da büyük bir dönüşüme yol açtılar. Kesin olarak bir yıl veya hadiseye odaklanmanın, değişimi ortaya çıkaran faktörleri belirlemek açısından önemi olacaktır fakat toplumsal etkiyi zihniyet dönüşümü gibi oldukça kalıcı sonuçlar eşliğinde düşünüyorsak fikrî kayıplara odaklanmak gereği açığa çıkar. Bu da ifade etmeye çalıştığımız gibi genellemelerden önce ayrıştırmaya ihtiyaç olduğunu gösterir.
Ele aldığımız konunun zorluğunu göz önünde bulundurarak oldukça ihtiyatlı bir tutum takınmaya çalışıyorum fakat toplumsal alanda benzer bir hassasiyetten bahsedemem. Özellikle belirli örgütlü grupların, meydana gelen büyük hadiselerden sonra çok ciddî bir sorgulamaya gittiklerini düşünmüyorum. Hâlbuki süreç analizi yapıldığında, FETÖ’cü unsurların sızma alışkanlığını her alanda sürdürdüğüne dair çok güçlü emareler var. Bu emareleri değerlendirmek çok zor olmayacaktır. Genel bir alışkanlık olarak toplumsal sorumlulukları siyaset kurumuna yüklemek rahatlatıcı olabilir fakat hepimiz biliyoruz ki bu, hakikati değiştirmez. Ne yazık ki bir grubun dini kullanarak “müstevliler”le iş tutması karşısında umumun gösterdiği tepkiler dışında hususî bir tavır değişikliğinden bahsedemiyoruz.
Sorumlulukların siyaset kurumuna yüklendiğini her iki anlamda da görebiliyoruz. FETÖ’cülerin ABD ve Batı Avrupa devletleri adına İslam coğrafyasının tamamında yeni bir istilaya öncülük etmesinin sorumluluğunu siyaset kurumuna yüklemenin rahatlatıcı bir yanı olabilir. Fakat aynı kurumun bu yapı ile topyekûn bir savaşa tutuşmasından sonra kenara çekilmenin ya da mağduriyet ve masumiyet kavramlarını öne sürerek taraf tutmanın herhangi bir açıklaması olamaz. İnsan hak ve hürriyetleri gibi doksanlı yıllara damgasını vuran kavramlar küresel kurumların desteklediği projelerin başarılı bir şekilde uygulanmasında katalizör rolü oynamıştı. Böylelikle birtakım kişi ve gruplara alan açılmış, dinî düşüncenin dinamizmi kaybolmuştu. ABD liberalizminin kavramlarıyla FETÖ’cülerin dinî düşünce üzerinde meydana getirdiği tahribatı değerlendirmenin anlamlı bir tarafının olmayacağı çok açıktır. Bu da yeni bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu gösterir. FETÖ’cüler ve onların yedeğindeki kişi ve gruplar, öncelikle dinî düşünceyi derinden etkiledi.
Dinî düşüncenin FETÖ’cülükten etkilenmesini ciddiye almak gerektiğini düşünüyorum. Geçmişle kıyas edildiğinde liberal muhafazakâr dilin dinî düşünce üzerinde önemli ölçüde hâkimiyet kurduğunu söyleyebilirim. Bu hâkimiyetin sadece muhafazakâr dindarları kuşatmadığı da çok açıktır. Altılı masanın hangi çevreleri kuşatmak ve dönüştürmek istediğinin gizemli bir mesele olmadığını söylemeye gerek yok. Din, milliyet ve mezhep aidiyetlerinin yerli ve millî kavramlarına tezat oluşturacak şekilde yeniden ve yeniden üretilmesi fazlasıyla önemli bir meseledir. Muhakkak yeni kavramlara ve tutumlara ihtiyaç var. Fakat bundan daha önemli olan ise inisiyatif sahibi kimselerin geri planda kalmasıdır.
Bir zamanlar Batı değerleri adına Türkiye gibi ülkeleri baskı altına almak kolaydı. Aydın zümreler de Batı adına hareket etmekten hoşlanırdı. Fakat ilk defa Türkiye, “demokratik” Batı Avrupa ülkelerini teröre verdikleri destek dolayısıyla hesaba çekiyor. Türkiye, terörü destekleyen bu ülkelere ev ödevleri veriyor. Bunun nasıl bir değişim olduğu konusu muhakkak tartışılmalıdır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.