Menderes’ten Erdoğan’a değişmeyen kategoriler ve yapılar

04:0013/12/2021, Pazartesi
G: 13/12/2021, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

Muhafazakâr düşünce ve siyaset bir bütün olarak düşünüldüğü için genelleyici hükümler ayrıntıların görülmesini engelliyor ve siyasî tarihimizin kırılma anlarıyla ilgili tutumlar tam olarak görülmüyor. Bunun en önemli sebebi Soğuk Savaş döneminin genelleyici ve kutuplaştırıcı dilidir. Örneğin Menderes dönemiyle ilgili alt grupların tutumlarına dair ayrıntılı bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu alanda ortaya çıkacak yeni bilgilerin düşünce dünyamız üzerinde sarsıcı etkileri olacaktır. Menderes dönemi,

Muhafazakâr düşünce ve siyaset bir bütün olarak düşünüldüğü için genelleyici hükümler ayrıntıların görülmesini engelliyor ve siyasî tarihimizin kırılma anlarıyla ilgili tutumlar tam olarak görülmüyor. Bunun en önemli sebebi Soğuk Savaş döneminin genelleyici ve kutuplaştırıcı dilidir. Örneğin Menderes dönemiyle ilgili alt grupların tutumlarına dair ayrıntılı bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu alanda ortaya çıkacak yeni bilgilerin düşünce dünyamız üzerinde sarsıcı etkileri olacaktır. Menderes dönemi, sağ ve solun çatışmacı karşıtlığı içinde ele alınmaktadır. Türkiye, çatışmacı karşıtlık dilinden seksenli yıllarda bir ölçüde kurtulmuştu ama doksanların başından itibaren aynı duvarlar yeniden örüldü. Hâlbuki Menderes dönemine karşılık gelen zamanda bütün dünya oldukça sarsıcı değişimler yaşamıştı.

İNGİLTERE COĞRAFYAYI ABD’YE TESLİM ETTİĞİNDE NE DEĞİŞTİ?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin güç kaybetmesini müteakip Ortadoğu’ya ABD yerleşti. Yeni bir dönemin değişimlerini oldukça genel bir bakış ile göremeyiz. Yaşanan değişim çok çarpıcıydı. Fransa ve İngiltere’nin kolonyalist hâkimiyetine karşı coğrafyamızda ciddî bir hareketlenme vardı. Cezayir, Suriye, Filistin ve Mısır’da direniş grupları İslamcılık, milliyetçilik ve Marksizm’i bir kurtuluş ideolojisi olarak kendi bünyelerine adapte etmişlerdi. Dönemin değişimlerini bu adaptasyonu da göz önünde bulundurarak yeniden ele almak gerekir. Çünkü kurtuluş ideolojilerinin benimsenme sürecinde karşıt gruplar da siyasî tutumlar çerçevesinde şekillenmişti. Bunun da bir sonucu olarak Menderes, Polatkan ve Zorlu idam sehpasına doğru giderken birtakım alt grupların yükseliş dönemi başlamıştır.

Menderes dönemini sağ ve sol karşıtlığının çatışmacı dilinden arındırmak bugünün anlaşılmasına da yardımcı olacaktır. Türkiye Kıbrıs konusunda ilk adımlarını Menderes döneminde atmıştı. 1958,
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kurulması ve Kıbrıs meselesinin Birleşmiş Milletler’e taşınarak Türkiye lehine sonuçların ortaya çıkması bakımından bir dönüm noktasıdır.
Fatin Rüştü Zorlu’nun Türkiye adına Sovyetler ile görüşmeye başlaması da bu tarihtedir. Bu tarihten sonraki olaylarda sürekli CHP’nin izleri takip ediliyor. Bu, bir yönüyle doğru ama eksik ve hatta hatalı bir tutumdur. Bu dönemi ve sonraki dönemleri anlamak için Menderes’ten uzaklaşanlara da bakmak gerekir.
Muhafazakâr gruplar arasında önem arz eden birtakım şahısların Menderes ve arkadaşlarını deviren darbecilerle temas hâlinde oldukları bilinen bir husustur.
Üstelik bu şahıslar 60’lı yıllarda bugün hâlâ etkili olan birtakım oluşumların içinde yer almışlardır.
MANDACI GRUP VE DÜŞÜNCELER TÜRKİYE’YE SİRAYET EDİYOR

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Irak ve Suriye’de İngiltere ve Fransa’nın kurduğu manda rejimleri içerisinde farklı din ve mezheplerden birçok gruplar oluşturulmuştu. Bunların Türkiye’ye de sirayet ettiğini teslim etmemiz gerekir. Avrupa ve ABD hegemonyasına karşıtlık oluşturabilecek oluşumlar zaman içerisinde geri plana itildi. Avrupamerkezci düşünceler yeniden hâkimiyet kurdu ama kavga hiçbir zaman bitmedi. Grupları ve hareketleri farklı boyutlarıyla ele almak gerekir. Avrupamerkezci gruplar ve düşünceler, karşıt gruplar içine sirayet etti ve ideolojik dönüşümlerin önü açıldı. Gruplar içinde daha 1960’larda ve 70’lerde yaşanan büyük tasfiyelerin muhakkak bir anlamı olmalı.

Eğer yakın dönemin değişimlerini anlamak istiyorsak uzun dönemli devamlılıklara odaklanmak gerekir. Örneğin Enver Altaylı ve Taha Akyol’un 1970’lerin sonlarına doğru aynı gazetenin yayın müdürü ve yönetmeni olarak çalıştığını bilmek bugünkü dayanışmayı anlamak açısından önemlidir.
Enver Altaylı’yı bir şahıs olarak değerlendirmemek gerekir.
Bazı davranış kalıplarını açıklarken zihniyet biçimine odaklanmak yanıltıcı olabilir. Nihayetinde sağ ve sol gibi çatışmacı karşıtlıkların sahici temeller üzerine inşa edilmediğini 1990’lardan sonraki liberal dönemde açıkça gördük. İdeolojik gruplar çok hızlı bir değişim geçirdi. Günümüzde muhafazakâr camianın değişimini de bu çerçevede görmek gerekir. Onlar da Erdoğan ve yakın çevresine karşı tutum alırken bilerek ya da bilmeyerek sirayetin sonuçlarını yaşadılar. K
arar gazetesinin siyasî tutumunu fikrî açıdan ele almadan önce devamlılık zincirinin halkalarına odaklanmak gerekir.

Uzun dönemli devamlılıklar çok daha belirleyicidir.

Menderes ve Erdoğan arasında kurulan benzerliklere yabancı değiliz fakat bunları da oldukça dar bir açıdan gördüğümüzü düşünüyorum. Kategoriler yapıları görmemizi engelliyor.

#Adnan Menderes
#Recep Tayyip Erdoğan
#ABD
#İngiltere
#İkinci Dünya Savaşı
#Türkiye
#Avrupa