
On iki bin Türk askerinin olağanüstü bir azimle sessiz bir şekilde Plevne’ye doğru yürüyüşünü yazacaktım. Turhan Şahin’in Öncesi ve Sonrasıyla 93 Harbi adlı kitabı adeta raftan düşüverdi önüme, onun sayfalarında okumuştum. Tarihimizin bize miras bıraktığı meseleleri donuk bir bakış açısıyla değerlendirmenin çok büyük bir hata olduğu kanaatindeyim. 93 Harbi de bunlardan biridir. Mağlubiyet zorunlu bir sonuç değildi. On iki bin Türk askerinin muhteşem bir kararlılıkla Plevne’ye doğru harekete geçip Ruslardan önce ulaşmak istemesi beni adeta büyüledi. Osman Paşa’nın ordusunun merkezi Vidin, Ahmet Paşa’nın Rusçuk, Ahmet Eyüp Paşa’nın Şumnu’dur.
Hâlbuki Ruslar üç hafta gibi kısa bir zamanda Şıpka Geçidi’ni ele geçirmiş, Balkan Dağları, onlar için doğal bir engel olma özelliğini yitirmişti. Türk ordularının irtibatını kopardılar. Fakat hiç kimse Osman Paşa’nın on iki bin askerini hesap edemez. O, bu savaşta kolunda beş bin top birden patlasa da askeriyle birlikte mağlubiyete mahkûm olmadığımızı bütün dünyaya gösterecektir. On iki bin asker, günde otuz beş km gibi bir mesafeyi yürür ve Şıpka Geçidi elden çıkmasına rağmen Rus ordusunu Plevne’de karşılar. Muhteşem bir tarihin hüzün dolu safhaları… Tuna boylarında son yürüyüşümüz… “Görmedin mi ah civan Alişimi Tuna boyunda.”
Plevne’de Rus ordusunu üç defa bozguna uğratmanın hatırı sayılır bir önemi olmalı. Amerika ve Avrupa’dan birçok gazetenin muhabiri Plevne’ye gelmiş. Savaşı ve de Osmanlı’nın mağlubiyetini dünyaya anlatacaklar. Ne de olsa bir Batı gücü Türk ordusunu mağlup edecek. Ama askerlerimiz bu zevki onlara yaşatmamaya kararlıydı. Osman Paşa, Rus ordusunu Plevne’de üç defa bozguna uğratır. Uzmanlar savunma savaşının en görkemli örneği olarak tanımlamış. Doğrudur, Mehter Marşı Türk’ün zaferlerle dolu tarihinin görkemini yansıtır. Kimse küçümsemesin, mehter o tarihin asaletinden doğmuştur. Batı karşısındaki mağlubiyeti mutlak bir kader gibi benimseyenler utansın.
Kitapta Şıpka Geçidi’nin öneminden bahsedilse de Yeni Zelanda’da organize bir terör eylemiyle bu geçidin ve Gurko’nun Türkiye’ye mesaj verilmek amacıyla gündeme getirileceği aklımdan bile geçmedi. Tarihimizin en önemli hadiselerinden birini okuduğum hâlde gerekli önemi vermemiş olmak benim kabahatim. Mareşal Süleyman Paşa, General Gurko’yu geçitten söküp atmak için büyük gayret göstermiş. 93 Harbi ve Devlet-i Âliye’nin kaderi üzerinde müessir olan en önemli anlardan biridir. Rusların arkasını sağlama almadan ilerlemekten hoşlanmadığını göz önünde bulundurduğumuzda çok şeyin değişmiş olabileceğini anlarız. Yeni Zelandalı teröristin arkasındaki örgütlü yapı, bu ayrıntıya gerekli önemi vermiş. Bağlı bulundukları merkezi gözlerden uzaklaştırmak için mesajı dünyanın öbür ucundan vermek istemişler.
Terör üretmek için örgütlenmiş olmak, terörün kendisinden daha çok nefrete müstahaktır. Bundan daha fazla nefret edilmesi gerekli olan ise hakikati bildikleri hâlde kafa karışıklığına yol açmak için yalan üzerinde ittifaktır. Bunun bir din, kültür, medeniyet savaşı olmadığını anlamak için özel bir gayrete gerek yok. Dini de bir araç olarak kullanıp dünyayı yeniden talan etmek istedikleri açık. Haçlı Savaşları’na yapılan vurgu da bunun içindir. Doğu’nun zenginliklerini ele geçirmek istemişlerdi. Aç kurtlar gibi saldırmalarının sebebi buydu. Buna rağmen Türkiye’de belli çevrelerin, devlet düzeyinde örgütler tarafından desteklendiği anlaşılan terör eyleminden sonra bile Müslüman teröründen bahsetmesi entelektüel ya da siyasî bir körlükle izah edilemez.
Açıkça ifade etmekte fayda var: Din kılıfı altına gizlenmiş ve dine dikkat çekmek suretiyle kendini gizlemeye ve Müslümanları öne sürerek kendi terörüne haklılık üretmeye çalışan organize bir saldırı var. Din ve tarihin öne çıkması medeniyetler savaşı tezini kuvvetlendirmek içindir. Böyle bir savaşın var olduğu izlenimini vermeye çalışan bir akıldan bahsetmemiz gerekiyor. Bu, katliamlarının ve amaçlarının gizlenmesini sağlayacak.
On dokuzuncu yüz yılda medeniyet götürme iddiasıyla bütün dünyayı işgal ettiler ve sınırsız katliamlara imza attılar. Herhangi bir şekilde haklı ya da haksız olmamızın bir önemi yok. Kendimizi onlara teslim etmediğimiz müddetçe vazgeçmeyecekler ve bahane üretmek onlar için zor değil. Bir camide namaz kılmak için toplanan insanların öldürülmesi sıradan bir olay değildir. Bütün dünyanın gözü önünde büyük bir katliamın yapılması özel bir anlam taşıyor. Mesajın neredeyse tamamının Türkiye’ye gönderilmesi din savaşı, medeniyetler savaşı, İslamofobi, ırkçılık gibi tanımları geçersiz kılar.
Erdoğan’ın mesajınızı aldık cümlesini herkes önemsemelidir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.