
14 Mayıs’ta birinci turu tamamlanan cumhurbaşkanlığı seçiminin kolay geçmeyeceği yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara belediye başkanlıklarının kaybedildiği gün anlaşılmıştı. Muhalefetin Türkiye’yi dar bir seçim gündemine hapsedeceği daha o günlerden belliydi. Bunu büyük ölçüde başardılar. Fakat sonuç onların istediği gibi olmadı. Erdoğan’ı devirmek istediler fakat başaramadılar. Bunun en önemli gerekçelerinden biri ve belki de en başta gelen sebebi devrimci fikirlere sahip olmamalarıydı. Zaten devrimci fikirlere sahip olamadıkları için seçim gündemini Erdoğan nefreti üzerine inşa ettiler. Bundan dolayı da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni yıpratmak için “saray” kavramında ısrar ettiler. Elbette saray kavramın içini eskiden beri dolaşımda olan olumsuz çağrışımlarla doldurdular. Türkiye’nin, yakın coğrafyamızın ve dünyanın geleceğine dair yeni bir fikir üretemedikleri için seçim gündemini Erdoğan nefreti üzerine inşa etmenin kendileri açısından olumsuz sonuçlarını göremediler. Dolayısıyla 14 Mayıs’tan 28 Mayıs’a kadar geçen sürede de bu nefreti yaygınlaştırmaktan başka bir şey yapmadılar. Muhalif seçmenin deprem bölgesi insanlarına yönelik söylem çirkinliğini başka türlü izah etmek zordur. Fakat bu günlerin de bir sonu vardı ve nihayet 28 Mayıs’ta sandık sonuçları belli olduğunda gerilim dağıldı.
Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni için yola çıktığımda, ister istemez, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin geride bıraktığımız beş yıllık dönemi üzerine düşündüm. Ankara’da çok şiddetli bir yağmur vardı ve bu, törenin zamanını ve akışını olumsuz yönde etkileyebilirdi. Üstelik dostlarımla Ankara’da gezerken yolların küçük göletlere dönüştüğünü de görüyorduk. Biraz da bu sebeple herhangi bir olumsuz durumla karşılaşmamak için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne belirtilen saatten önce gittim. Külliyede misafirlerin yağmurda ıslanma endişesini ortadan kaldırma uğraşısından başka herhangi bir telaş emaresi görülmüyordu. Olağanüstü bir durum yaşanmadığı anlaşılıyordu. Bu da en azından bende bir rahatlık hissi uyandırdı. Uluslararası katılım en yüksek seviyede olacaktı. Üstelik oldukça gerilimli bir seçim dönemini yenice geride bırakmıştık.
Tören yaklaşırken geride kalan beş yıllık dönemin büyük olaylarını hatırlamamak mümkün değildi. Muhalifler içerideki gündemi oldukça sınırlı maddeler üzerinden görmüş olsa da geride kalan bu beş yıllık zamanda Türkiye, bütün dünyayı etkileyen ve değişime uğratan salgın hastalığın çok özel koşullarına teslim olmadı. Fakat bundan daha önemlisi Türkiye’nin Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde inşa edilmek istenen terör koridorunu kırıp parçalamasıdır. 15 Temmuz’dan hemen sonra başlayan harekâtlar bu dönemde hız kesmeden devam etmiş ve beka mücadelesinde büyük bir mesafe kat edilmişti. Kuşkusuz bunda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin hızlı ve etkili kararlar almaya imkân vermesinin rolü büyüktü. İdlip’te yeni bir dönemin başladığını görebiliyorduk. Artık Türkiye, ilk defa kendi silahları ile savaşın seyrini değiştirebiliyordu. 2020’nin ağır koşulları içinde küresel salgın ile uğraşırken Libya’nın ve Günay Kafkasya’nın hareketlenmesi ve Türkiye’nin hızlı ve etkili karar vermek zorunda kalması tesadüf değildir.
Sayın Erdoğan ve muhterem eşleri salona girdiklerinde zihnimi sadece geride kalan bu beş yılda yaşanan hadiselerin meşgul etmediğini söyleyebilirim. En azından içinde rahatça hareket ettiğim bu mekân, olumsuz çağrışımlarla yüklü “saray” kavramıyla anılamazdı. Türk ve İslam dünyasından en üst düzey temsilciler buradaydı. Evet, Venezuela devlet Başkanı Nicolas Maduro çok dikkat çekici bir örnektir fakat Afrika’dan ve Asya’dan birçok devletin en üst düzey temsilcilerinin bu büyük salondaki varlığı çok güçlü bir şekilde hissediliyordu. Yeni devlet anlayışının temsilcileri de buradaydı ve sayısız siyasî figürle birlikte bu, içerideki rahatlığı tahrip etmiyordu. Bu sebeple milletin evi tanımının havada kalmadığını söyleyebilirim. İçimde yabancılık hissi uyanmadı. Sayın Erdoğan, benimle birlikte çoğunluğun gözünde “bizim adam”dı ve şimdi o, büyük bir tarihi de sırtına yüklenerek sahnede yürüyordu.
Alkış tufanı dakikalarca sürdü. Davetliler, tasviri, gayr-i kabil bir duygu ortaklığı içinde hareket ediyordu. Sevgi seli İlham Aliyev, Şevket Mirziyayev ve Devlet Bahçeli isimlerini de kuşattı. Bu, kuşkusuz, yeni bir siyasî kavrayışın yansımasıydı. Aynı tufanın Libya Geçici Başbakanı Dibeybe’yi sarıp sarmalaması da son derece önemlidir. “Türkiye Yüzyılı”nın başladığını gözlerimizle gördük.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.