
Ayasofya’nın ibadete açılması kendi başına siyasî bir hedef değildi. Ayasofya’nın bir cami olarak ibadete kapatılması 1930’ların siyasî atmosferinin bir sonucu olsa da bugün Daryush Shayegan’in ifadesini biraz değiştirerek kullandığımızda yaralı bir bilince işaret etmektedir. Kültürel yarılma ya da yaralı bilinç, tarihteki yerini tespit edememiş kültürlerin eski ile yeni arasındaki çatışmaya duyarsız kalmalarını da ima eder. Shayegan, geçmişte yaşadığı için kendi zamanının dışında kalmış Asyalıları düşünce dünyası itibarıyla inceleme konusu yapmıştı. Ayasofya tartışmalarında ise Batı zamanında yaşamaya alışmış ve ona göre şekillenmiş bir düşünme biçiminin yansımalarını görüyoruz.
“Ayasofya siyasete açıldı” başlığı yeni bir kültürel konumlanmaya işaret eder. Eğer bu başlık farklı bir mahallenin bakışını yansıtmış olsaydı üzerinde durmaya gerek yoktu. Farklı bir mahalleye işaret etmenin de ötesinde yeni bir siyasetin ve yeni bir düşünme tarzının nimetlerinden sonuna kadar faydalanmış çevrelerin bu dili içselleştirecek kadar ileriye gitmeleri oldukça önemlidir. Bu cümlede başkaları adına konuşma ve onların zamanında yaşamaktan kaynaklanan kendine nefreti görürüz. Bu ifadenin olumsuz çağrışımlarından haberdar olmamak mümkün değildir. Türkiye’de yaşadığı hâlde bu olumsuz çağrışımlardan haberdar olmadığını söylemek için derin bir yabancılaşmaya maruz kalmak gerekir.
Ayasofya siyasete açıldı, kalıp olarak yabancısı olduğumuz bir cümle değildi. Geçen asırda dinin siyasete alet edilmesi cümlesiyle karşımıza çıkan bu suçlayıcı ifadenin bugün Ayasofya üzerinden tekrar gündeme gelmesi anlamlıdır. Yeni bir siyaset ve yeni bir düşünme biçiminin açık alanda ifade edilmeye başladığı zamanlarda gündeme gelen bu suçlamalar, bu topraklarda yeni bir dirilişe işaret eden göstergeleri hedeflemekteydi. Osmanlı yenileşmesinin alamet-i farikası Müslüman kalarak ayağa kalkmaydı. Bunun için gerekli olan ne varsa yapılmalıydı. Suçu dininde görmeyip kendisinde arama, Müslüman kalma gayretinden kaynaklanmaktaydı. Bu gayret ya da hâlet-i ruhiye, ideoloji olarak tanımlanmıştır. Dinin siyasete alet edilmesi ve Ayasofya’nın siyasete açılması suçlamaları, birbirini besleyen ya da doğuran zihniyet dünyalarına işaret eder. Esasen Osmanlı döneminde ortaya çıkan yeni siyasete ve düşünme biçimine tepki gösterdiklerini söyleyebiliriz.
Bugün dünya Batı zamanından çıkmaya çalışıyor. “Yaralı Bilinç” hastalığı Batı’yı da kuşatmaya başlamışken Batılı kalıpları yeniden üretmeye ayarlanmış bir zihnin kendi zamanında yaşamadığını söylemekle yeni bir fikir ileri sürmüş olmuyoruz. Muhafazakâr muhalefet kavramı bir bilinç durumuna işaret etmişti. Türkiye bağımsızlaşma yolunda ilerledikçe kolonyal dönemin bağımlı yapıları Batı zamanından uzaklaşmaya tepki gösterdiler. Varlıklarını siyasetin şerrinden uzaklaşma iddiası üzerine inşa ettikleri hâlde siyasî gücü ele geçirmek için darbeye teşebbüs etmeleri fikrî bir değişime işaret etmez. Kişisel bir davranış ya da yanılsama içinde değillerdi. Batılı emperyal merkezlere göre düşünmeye alışmış ve davranışlarını o merkezlere göre geliştirmiş bir grubun veya kişinin yeni bir eksen arayışından rahatsız olması ideolojik bir sorundur. Bu topraklara yabancılaştılar.
Üzerinde tartıştığımız mesele Ayasofya’nın ibadete açılmasıyla sınırlı olsaydı yukarıda ifade ettiğimiz düşünceler, abartılı bir yaklaşımın yansıması olarak görülebilir ve görmezden gelinebilirdi. Fakat “Ayasofya siyasete açıldı” söylemini dolaşıma sokanlar, Türkiye’nin hemen hemen her alanda verdiği mücadeleyi de benzer bir yaklaşıma kurban etmektedirler. Libya’daki varlığımızı sorgularlar, Akdeniz’deki mücadeleyi görmezden gelirler, Suriye’ye burun kıvırırlar, salgın sürecindeki önlemlere karşı çıkarlar vs. Hâlbuki tam da bu süreçte bütün dünyayı etkileyen çok derin sarsıntılar yaşanmaktadır. O hâlde şu soruyu soralım: Konuşan kim?
Cennettin Krallığı filimde Selahaddin’e Kudüs’ün kendisi için taşıdığı anlam sorulur. O ilk önce “hiç” diye cevap verir ve sonra geriye dönüp “Her şey” der. Ayasofya’nın ibadete açılmasının kendi başına anlamı tartışma götürür. Fetih günlerinin şanlı hatırasını günümüze taşıması bakımından Ayasofya önemli bir semboldür fakat en az bunun kadar kıymetli olan bundan sonraki zamanlarda ona yükleyeceğimiz anlamlardır. Türkiye hakkı ve adaleti temsil ettiği kadar Türkiye’dir. Bu sebeple Ayasofya hem hiç hem de her şeydir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.