
Muhalefet cephesi yeni bir fikir ve dil üretme konusunda sorunlar yaşıyor. Fikir üretilmediği için yüzeysel değişimlere ve geçici kavramlara teslim oluyorlar. “Sol” muhalefetin “dinî dil”in imkânlarından faydalanma doğrultusunda gösterdiği gayreti yüzeysel değişimler çerçevesinde ele almak gerekir. Muhafazakâr muhalefetin kendini meşrulaştırma ve konumlandırma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemde “dinî dil”e başvurulmasını yeni bir cephe oluşturma arayışıyla ilişkilendirebiliriz. Muhafazakâr dindarları da bu cepheye dâhil etmek istediler. Bu cephenin temelleri 2007’de atılmıştı. CHP’nin değiştirilme ve bu yeni dile uyumlu hâle getirilme süreci sancılı olduğu için kaset kumpası hayata geçirildi.
2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimlerine çatı aday ile girmeleri farklı siyasî, dinî ve etnik gruplar arasındaki dönemsel yakınlaşmaya işaret ediyordu. Bugün muhalefet tarafından özellikle gündeme getirilen ve yeni sistemden inhiraf anlamı taşıdığı iddia edilen yüzdelik oranları tartışmasında bu yakınlaşmayı göz önünde bulundurmak gerekir. Muhafazakâr muhalefet cenahı “yüzde elli artı bir”in muhalefeti birleştirdiğini söylüyor. Hatta Cumhur İttifakı adaylarının İstanbul ve Anakara belediye başkanlığı seçimlerinde kayıp yaşamasını cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle ilişkilendirerek açıklıyorlar. Yeni sistemin muhalefeti aynı çatı altında buluşmaya ittiğini ifade ediyorlar. Yeni seçim sisteminin ittifakları zorunlu hâle getirdiği konusunda şüphe yok fakat muhalefet cenahındaki yakınlaşmanın çok daha önceden başladığını kabul etmek gerekir.
Muhafazakâr muhalif kalemlerin Cumhur İttifakı’na temelden karşı oldukları anlaşılıyor. Aynı gazete sayfalarında buluşan kalemler, 1970’lerin ideolojik karşıtlıklarını ve bu çerçevede oluşan duyarlılıkları harekete geçirmek suretiyle belirli bir taban oluşturmak istemektedirler. Bu da “sol” muhalefetin dil arayışında görülen çözümsüzlükten farksızdır. Örgütlü yapılar üzerinden geçici bir etkinlik oluşturabilirler fakat bunun kalıcı bir siyasete dönüşmesi için özgün bir dile ve sahici bir gelecek tasarımına ihtiyaç var. Bugün sahici bir gelecek tasarımının var olup olmadığını da İdlib, Afrin, Cerablus, Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki diğer İslam şehirlerinin geleceğiyle ilgili ileri sürülen görüşlere bakarak anlayabiliriz.
Türkiye’yi çok dar bir alana sıkıştırmak istiyorlar. Geçmişte işe yaramıştı, bugün benzerini hayata geçirmek istemektedirler. Muhafazakâr muhalifler ve liberal demokratlar arasındaki dayanışma devam ediyor. Muhalefet dilinin içselleştirilmesi büyük değişimin görülmesini engelliyor. Büyük değişimle hem emperyalist ülkelerin uygulamaya koyduğu yeni sömürgeci siyaseti hem de bunun karşısında Türkiye’nin geliştirdiği ahlakî duruşu kast ediyoruz. Sayfalarında buluştukları gazetede Erdoğan’ın BM genel Kurulu’ndaki konuşmasını ele alan bir tane yazının bulunmaması önemlidir. Bu, sıradan bir tercihin yansıması mıdır yoksa başka gerekçeler mi var?
Geçmişte olduğu gibi bugün de gönüllü bir zihin esaretinden bahsedebiliriz. Türk ve İslam dünyası hakkında kalıplaşmış görüşler var ve çoğu kimse oluşmuş kalıpları kıramıyor. Bu, Batı dışında kalan diğer milletler için de geçerlidir. Özellikle Türk ve İslam dünyası söz konusu olduğunda geçen asırlardan kalma yönetim bozuklukları, gerilik, baskıcı yönetimler gibi kavramlar oryantalist bir bakış açısının ürünleriydi. Müteveffa Edward Said’in kitapları, özellikle de “Oryantalizm” bütün dünyada etkili oldu. Türkiye için de benzer bir durum söz konusuydu. Fakat muhafazakâr muhaliflerin Türk ve İslam dünyasıyla ilgili geçen asırlardan kalma kavramları tekrar kullanıyor olmaları “ödünç alınmış oryantalist bakış”a dönüş anlamına gelir. Batı’nın entelektüel ortamında üretilmiş bu fikirler ve kavramlar sadece muhafazakâr muhalifleri dönüştürür, hepsi bu kadar.
Hâlbuki bugün Türkiye başta olmak üzere bütün coğrafyamızı etkisi altına alan yepyeni fikirlerden, gelecek tasarımlarından, hareketlerden ve gelişmelerden bahsedebiliriz. 1990’ın başında Irak’a aynı anda kaç tane ülke saldırmıştı. Suriye’nin altını üstüne getirdiler. Mısır’da milyonlara acı yaşattılar. İsrail’in maddi gücü ölçüsüzdür. Gezi’de ve 15 Temmuz’da Türkiye’nin maruz kaldığı saldırının büyüklüğü herkesin malumudur. Ama coğrafyanın direncini kıramadılar. Bunun sebepleri üzerinde durup yeni fikirler üretmek gerekirken oryantalist kavramlara teslim olmanın bir izahı olamaz.
Türkiye kendisiyle birlikte coğrafyasını da değiştiriyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.