Muhalifler “Batılı korku”yu yatıştıracak mı?

04:0020/04/2023, Perşembe
G: 20/04/2023, Perşembe
Selçuk Türkyılmaz

Epeyce bir zamandır ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Batı ülkelerinin 14 Mayıs seçimiyle çok yakından ilgilendiğini biliyoruz. Bu çerçevede devlet başkanları ve hükümet sözcülerinin Türkiye’nin seçimiyle ilgili cümleleri, uluslararası ilişkilerde geçerli olan mesafe koyma veya soğukkanlılık gibi diplomatik teamüllerin dışına çıkıldığını göstermekteydi. Bunun yanında devlet ve hükümet çevrelerine göre genel eğilimleri takip etmek açısından çok daha zengin veri sunan basın yayın organlarında

Epeyce bir zamandır ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Batı ülkelerinin 14 Mayıs seçimiyle çok yakından ilgilendiğini biliyoruz. Bu çerçevede devlet başkanları ve hükümet sözcülerinin Türkiye’nin seçimiyle ilgili cümleleri, uluslararası ilişkilerde geçerli olan mesafe koyma veya soğukkanlılık gibi diplomatik teamüllerin dışına çıkıldığını göstermekteydi. Bunun yanında devlet ve hükümet çevrelerine göre genel eğilimleri takip etmek açısından çok daha zengin veri sunan basın yayın organlarında da birtakım yazılar ilgi çekiyordu. The New York Times ve Politico’da yayımlanan bu türden yazıların farkı, diğerlerine göre, Türkiye’de daha çok yankılanmasıdır. Bu türden açıklamaların ve yazıların seçime kadar devam edeceğini tahmin etmek zor değil.

Politico’da yayımlanan makalede Türkiye’nin seçimiyle ilgili olarak kısaca şunlar söyleniyor: Bu seçim Mustafa Kemal Atatürk’ün laik cumhuriyetinin yüzüncü yılında yapılıyor. Eğer Erdoğan kazanırsa 85 milyonluk jeostratejik bir değere, çok daha kalıcı bir damga vuracak. Bu, Batı’yı korkutmaktadır. Çünkü Erdoğan, seçimden sonra siyasî güçleri kendi etrafında toplayabilir ve böylelikle bölgesel çatışmalarda dine dayalı muhafazakâr bir model inşa edebilir.

Politico’ya göre seçim Avrupa ve Orta Doğu’nun güvenliği üzerinde büyük bir baskı uygulamaktadır. Çünkü bu seçimde kazanan lider Türkiye’nin NATO ile ilişkileri üzerinde söz sahibi olacak, Türkiye’nin ABD, AB ve Rusya ile ilişkilerini belirleyecek, göç politikasını şekillendirecek, Ukrayna Savaşı’nda Ankara’nın rolüne netlik kazandıracak. Aynı şekilde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki gerilimlerle ilgili politikası bu seçim sonucunda kazanan lidere göre oluşturulacak.

“2023’ün En Önemli Seçimi: Türkiye” başlıklı uzun yazının bir bölümünden aktardığımız ifadeler politik bir tercihi net bir şekilde yansıtıyor. Zaten metnin ilerleyen bölümlerinde Türkiye’den, Batı değerlerini temsil makamında oldukları izlenimi veren siyasetçilerin ve yazarların görüşlerine yer verilmesi, Kemal Kılıçdaroğlu lehine bir dilin tercih edildiğini yeterince gösteriyor. Bu da Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazanmasını istediklerini açıkça gösteriyor. Türkiye’nin seçimi ile ilgili sıralanan başlıklar da seçim sonrasının muhtemel gündem maddelerinin tahminini kolaylaştırıyor. Çünkü liste özel olarak İngiltere ve ABD öncülüğündeki yapının Türkiye’den beklentilerine göre şekillenmiştir.

14 Mayıs seçiminin Türkiye açısından önemi üzerinde içeride de çokça duruldu. O günün epeyce bir zamandır Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gündeme getirilen Türkiye Yüzyılına giriş anıyla özdeşleştirildiğini söyleyebiliriz. Bu da Türkiye’deki gelişmelerin, niçin, Politico’da yayımlanan yazıda dile getirilen “Batılı korku” ile karşıtlık oluşturduğunu anlamak açısından önemlidir. Bu karşıtlığa göre ABD ve İngiltere öncülüğündeki yapının, Türkiye’nin NATO’ya bağlı, Ukrayna Savaşı’nda Rusya’nın karşısında, Doğu Akdeniz’de söz dinleyen, Ortadoğu’da da söz dinleyen bir ülke olmasını istediği çok açıktır. Buna Karadeniz, Kafkasya ve Hazar’ı ilave etmeye gerek yok. Zaten süreç onları doğrudan etkileyecektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Türkiye’nin dış politikadaki kararlı duruşunu 14 Mayıs’tan sonra da sürdüreceğini açıkça ilan etti. Bu açık karşıtlık, 14 Mayıs seçimiyle ilgili birçok sorunun cevaplanmasını sağlayabilir.

Erdoğan karşıtı muhalif söylemin dışarıya göre şekillendiğine yönelik çok güçlü bir kanaat vardı. Bazı basın kuruluşlarının dışarıdan fonlandığı bilgisinin ortalığa saçılmayasıyla birlikte bu kanaat iyice güçlenmişti. Nitekim Politico’da yayımlanan yazı, içerideki muhalif söylem ile dışarıda gündeme getirilen beklentiler arasında birebir uyuşma olduğunu da gösteriyor. Bu bakımdan Politico’ya görüş bildiren muhaliflerin siyasî bakımdan aynı çevrelere mensup olması da şaşırtıcı değildir. Üstelik aynı kişiler dışarı ile olan bağlantılarını gizleme gereği de hissetmiyor. Bu durum sağ muhafazakâr muhalifler için de geçerlidir. Dolayısıyla iyice belirginleşen karşıtlığı gizlemeye çalışmadıklarını da söyleyebiliriz.

Bu kadar açıklığa rağmen soğan metaforu ile dikkatleri başka yere çekmek istediklerini teslim etmek zorundayız. Fakat ne kadar isabet kaydettikleri sorusunun cevabı da net değil. Kesin cevabı 14 Mayıs akşamı alacağız. Bir metafor olarak soğanı tercih edenlerin, soğan ve sarımsağın, İslam literatüründeki karşılığını bilmeleri gerekirdi. Herhâlde bu konuda sağ muhafazakârlara danışmadılar.

#Seçim
#Recep Tayyip Erdoğan
#Kemal Kılıçdaroğlu
#Muhalefet
#Politiko
#New York Times