Paganizmin siyasallaşması

04:0011/04/2022, Pazartesi
G: 10/04/2022, Pazar
Selçuk Türkyılmaz

Yaklaşık yirmi yıl önce İzmir’de farklı çevreler için ortak bir mekânda oturmuş sohbet ediyorduk. Yaz aylarında olduğumuz için açık mekânda sohbetin tadına doyum olmazdı. Masamızın etrafı nispeten kalabalıktı. Her zaman olduğu gibi kendini sohbetin hararetine kaptıranlar vardı. Dinî meseleler üzerine konuşmadığımızdan eminim. Sohbetin bir aşamasında, iki kişi masanın etrafındaki halkaya katıldı. Gelenlerden birini çok iyi tanıyordum. Ortam dağılana kadar oturdular ama sohbete katılmadılar. Tam masanın

Yaklaşık yirmi yıl önce İzmir’de farklı çevreler için ortak bir mekânda oturmuş sohbet ediyorduk. Yaz aylarında olduğumuz için açık mekânda sohbetin tadına doyum olmazdı. Masamızın etrafı nispeten kalabalıktı. Her zaman olduğu gibi kendini sohbetin hararetine kaptıranlar vardı. Dinî meseleler üzerine konuşmadığımızdan eminim. Sohbetin bir aşamasında, iki kişi masanın etrafındaki halkaya katıldı. Gelenlerden birini çok iyi tanıyordum. Ortam dağılana kadar oturdular ama sohbete katılmadılar. Tam masanın etrafındakiler ayağa kalkıp hesap ödemeye davrandıklarında, tanımadığım fakat nereye ait olduğuna dair iyi kötü bir fikre sahip olduğum ikinci kişi bir şeyler söylemek istediğini belirtti. Nezaketen tekrar oturduk. Konuşuyordu fakat konumuzla alakalı tek bir söz söylemiyordu. Bu kişi, birçok kimse tarafından tahmin edilebilecek bir yazarın herhangi bir kitabından ezberlediği cümleleri üzerimize boca ediyordu. Adeta vaaz veriyordu. Hâlbuki ayıplanacak ya da din dışı addedilecek bir söz söylenmemişti. Müdahale ettim ve böyle bir konuşma yapmaya hakkının olmadığını söyledim. Tatsız bir şekilde ayrıldık.

Herhangi bir sorunu bildikleri bir konu ya da alan ile ilişkilendirmekten başka bir maharetleri yoktu. Hayata ve insana dair kendilerinden hareketle bir tecrübeye sahip olamamışlardı. Bu da gerçeklikle sahici bir temas kuramamaktan kaynaklanıyordu. Onlar adına herhangi kişisel bir tecrübeden bahsedilemezdi. Temassızlık çevreyle ilişkilerini sorunlu kılıyor kendilerinden başka bir dünyanın varlığına tanıklık edemiyorlardı. Adeta bir fanus içinde yaşadıkları davranışlarından anlaşılıyordu. Yapaydılar. Biz, onların 15 Temmuz’da bir gecede caniye dönüşmediklerini biliyorduk. Yalıtılmış bir hayat, gerçeklikle teması en alt düzeye indirgediği için sadece grup merkezli alışkanlıkları çoğaltmışlardı. Grup içi ilişkiler ve ortak menfaatler doğruları ve yanlışları belirleyen tek faktör olduğu için millete kurşun sıkmakta zorlanmadılar. Hâkimiyet ve ihanet aynı ilişki ağlarının sonucuydu. Şartlara göre gücü pekiştirip hâkimiyet kurmakla dışarısı adına ülkeyi bölmek arasında hiçbir fark yoktu. Kişisel tercihlere dayalı bir kimlik oluşumunun imkânsızlığını bu şekilde açıklayabiliriz.

Doksanları Atlantikçi yıllar olarak tanımlamamızda bir sakınca yok. Grup başarısı Atlantikçi yıllarda en üst seviyeye ulaştı. Fakat bu gücün zamanın yıpratıcılığı karşısında test edilmediği de çok açıktı. Kazanma üzerine kurgulanmışlardı. Sürekli yükselen bir güç olmaları grup içi dayanışmaya ve ortak menfaatlere sorgulanmaz bir konum kazandırdı. Batı Avrupa emperyalizmi için de benzer bir durum geçerliydi. Onlar da kayıp durumuna göre kurgulanmamışlardı.

Yıllar çok çabuk geçti. İlk defa birileri onlara güçlü bir şekilde dur dediğinde ne yapacaklarını bilemediler. “One minute” tam olarak bir dönüm anına işaret eder. Dershane tartışmaları ile bütün dengeleri bozuldu. Kaybetmeye başlamışlardı. O günden sonra gruba itibar kazandıracak içlerinden bir kişinin dahi çıkmamış olması şaşırtıcı bir sonuç değildir. Gelişmeler karşısında grup davranışlarının dışına çıkabilen bir kişi dahi yoktu, her yalanı mubah sayan bir kimliğe çok kolay büründüler. Ne Türkiye’yi tanıyorlardı ne de coğrafyamız hakkında bir bilgiye sahiptiler. Dünyanın birçok ülkesine gitme fırsatını buldukları hâlde oralarda da gerçekliğe temas etmemişlerdi. Bu sebeple uluslararası değişimlerin ve krizlerin yoğunlaştığı günümüzde liberal muhafazakârlar da dâhil olmak üzere tek bir cümle kuramadılar. Erdoğan düşmanlığını gittikleri her yere taşımaktan başka bir meziyete sahip değillerdi. Belirttiğim gibi liberal muhafazakârlar için de aynı durum geçerlidir. Onlar da Atlantikçi bakışı içselleştirmekten başka bir maharetlerinin olmadığını bütün dünyaya göstermiş oldular. Bu sebeple hiç düşünmeden Türkiye’yi Çin veya Rusya eksenine girmekle suçlama derekesine dahi düştüler. Erdoğan’ı ve aynı doğrultuda görüşlere sahip olan yazarları Perinçek’in peşinden gitmekle suçladıklarında da ne kadar çaresiz bir duruma düştüklerini görmediler.

Dikkatli bir şekilde bakıldığında kendilerinden başka herhangi birine hemen hemen aynı ifadelerle ve cümlelerle baskı kurdukları görülür. Belki biraz ağır bir ifade olacak ama sürü hâlinde hareket ediyorlar. Bu da pagan ayinlerindeki ortak cezbe hâline işaret etmektedir. Belki de kuzey Avrupa etkisini bu şekilde izah edebiliriz. Paganizmin siyasallaşması da böyle bir şey olmalı.

#İzmir
#15 Temmuz
#Erdoğan
#Çin
#Rusya