Sağ muhafazakârlar niçin bilimcidir?

04:0027/02/2023, Pazartesi
G: 27/02/2023, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

Modern Avrupa’nın ortaya çıkışıyla ilgili bilgilerimizin çok önemli bir kısmına talebe hassasiyeti ile ulaştığımızı teslim etmek zorundayız. Büyük çoğunluk talebelik sonrası dönemini bu hassasiyeti sorgulamadan yaşayıp gitti. Öğrenci hassasiyeti ile elde edilen bakış açıları ve edinilen bilgiler düşünce dünyamızı şekillendirdi. Bunun bir adım ötesine geçmek gerekirdi. Batı’yı bir araştırma alanı olarak kurgulayabilirdik. Belki o zaman bir oksidentalizmden bahsedilebilirdi. Öğrencilik yıllarının

Modern Avrupa’nın ortaya çıkışıyla ilgili bilgilerimizin çok önemli bir kısmına talebe hassasiyeti ile ulaştığımızı teslim etmek zorundayız. Büyük çoğunluk talebelik sonrası dönemini bu hassasiyeti sorgulamadan yaşayıp gitti. Öğrenci hassasiyeti ile elde edilen bakış açıları ve edinilen bilgiler düşünce dünyamızı şekillendirdi. Bunun bir adım ötesine geçmek gerekirdi. Batı’yı bir araştırma alanı olarak kurgulayabilirdik. Belki o zaman bir oksidentalizmden bahsedilebilirdi. Öğrencilik yıllarının geride kalmadığını bugün tekrar alevlendirilen tartışma konularından anlayabiliyoruz. Deprem sonrasında ortaya sürülen bilim ve din karşıtlığı bunlardan biridir. Bilindiği gibi din ve bilim karşıtlığı aydınlanma döneminin mirasıydı ve ortaya çıkan bakış açıları Türkiye’ye yeniden tatbik edilmektedir. Bu dönemin en önemli özelliklerinden biri sürecin merkezinde sağ muhafazakârların yer almasıdır.

Kuşkusuz sağ muhafazakârların din bilim karşıtlığının merkezinde yer alması bugünkü gelişmelerle izah edilecek bir durum değildir. Üzerinde çok az durulsa da benzer örnekler geçmişte fazlasıyla mevcuttu. Geçmişte din adına yayımlanan birçok dergide ve çeşitli kitaplarda bilim taraftarlığı açıkça görülmekteydi. Dinden hareketle kurumsallaşarak bilim tarafında yer alanlar oldukça ileri bir aşamaya geçmişlerdi. Sonuçta bilim taraftarlığı belirli cemaatlerin varlık sebebi hâline gelmişti. Bunların elbette siyasî sonuçları vardı. Peki, bugünden geriye doğru giderek ilgili kişi ve grupların siyasî tutumlarını geçmişte benimsedikleri bu görüşlerle açıklayabilir miyiz? Bu soruya hayır demek mümkün değil.

Daha açık ifade etmek gerekirse dine bilimin ışığında (!) bakan kişi ve gruplar, bugün de geçmişten farklı bir tutum içinde değiller. Örneğin geçmişte doğadaki mucizeleri bilimden hareketle görmeye çalışanlar bugün de bilimden hareketle coğrafya ile bağlarını koparıyorlar. Bu da ilgili kişi ve grupların siyasî alanda varlık göstermelerinin bir sonucudur. Siyasî bir tercih yapmaktan kaçınmadılar ve geçmişte benimsedikleri görüşler onların yeni kimliklerini meşrulaştırdı. İdeolojik olarak akıl ve bilim taraftarında yer almak o kadar da zor değildi. Sürecin bu şekilde devam etmesinin sonuçları zannedilenden çok daha ciddî boyutlardadır. Bundan sonra değişimin hızı şaşırtıcı olacaktır. Değişimin hızı siyasî sonuçlar bakımından da önemli olacaktır. Siyasî sonuçları Türkiye ile sınırlandırmamak gerekir.

Din ve bilim karşıtlığının aydınlanma döneminin mirası olduğunu belirttik. Aydınlanma döneminden sonra Batı Avrupa ülkelerinin yükselişi de din ve bilim karşıtlığı ekseninde izah edildi. Bu ülkelerin uluslararası ilişkilerde merkez bir konum elde etmesi, bilimsel gelişmelerin sonucu olarak gösterildi. 19. yüzyılda zirveye çıkan kolonyalist ve emperyalist yayılmacılık da bilimsel gelişmelerin bir sonucu olarak gösterildi. Böylelikle Batı Avrupa ülkelerinin uygarlaştırma görevine alan açılmıştı. Bu ülkelerin ilerlemesi tarihin kaçınılmaz bir yazgısıydı ve önünde durmamak gerekirdi. Fakat Batı Avrupa ülkelerinin yükselişinde Protestanlık gibi gözden kaçırılmayacak bir faktör vardı. Hatta bu süreci Katolikler ve Protestanlar arasındaki savaşın bir devamı olarak görenler de oldu. Bilim ve din karşıtlığı, bir nevi, Avrupa içindeki etnik ve dinî uyuşmazlığın yansıması olarak da görülebilir. Hatta daha da ileriye gidip Roma ile Barbarlar arasındaki mücadelenin bir yansıması olarak görmek isteyenler de haksız sayılmaz. Pagan unsurların gittikçe kuvvet kazanması bu açıdan oldukça önemlidir.

Bugün dünyanın içinde bulunduğu büyük karmaşayı veya çatışma öncesi konumlanma arayışlarını hangi ölçüler içinde açıklamak gerekir? Türkiye’de birçok kişi ve grup, sağ muhafazakârlar başta olmak üzere din ve bilim karşıtlığı kurgusunu yeniden piyasaya sürüyor. Gerekçeleri açıkça belirtilmedi fakat deprem felaketi de bu kurguya dâhil edildi. Batı’da İngiltere ve ABD’nin Rusya ile savaşı da aynı ayrışmanın bir parçası olarak sunulmuştu. Zaten siyasal sistem farklılıklarının vurgulanması da aynı karşıtlığı kuvvetlendirmekten başka bir anlam taşımamaktadır. Dolayısıyla kurgunun genişleyerek coğrafyaları dahi içine aldığını söyleyebiliriz. Bu açıdan Putin’in “Onları bağışla Tanrım, ne yaptıklarını bilmiyorlar.” sözü boşuna değildir. O da süreci dinî karşıtlık temeli üzerine oturtuyor.

Modern Avrupa’yı anlamak için geçmişte benimsediğimiz talebe hassasiyetinden kurtulmak gerekiyor. Avrupa bizim için de bir araştırma sahası olmalıdır.

#Bilim
#Din
#Avrupa
#Selçuk Türkyılmaz